Gazze’den Goa’ya: Vicdandan kaçışın coğrafyası
Savaş Travması, Mekânsal Kaçış ve Modern Şiddetin Psikopolitiği
İsrailli Askerlerin Terhis Sonrası Goa Yönelimi Üzerine Sosyolojik ve İslâmî Bir Analiz
Epigraf
"Zulmedenlere meyletmeyin; sonra ateş size de dokunur." (Kur’an, Hûd 113)
"Savaş yalnız bedenleri yaralamaz; ruhları da parçalar. İnsan, savaştan döndüğünde çoğu zaman kendisini de yanında getiremez." Jonathan Shay
Bu iki ifade modern savaşın çoğu zaman gözden kaçan bir gerçeğini ortaya koymaktadır: şiddet yalnız mağdurları değil, şiddetin içinde yer alan herkesi etkileyen bir süreçtir. Kur'an'ın zulmün faili üzerindeki etkilerine yaptığı vurgu ile modern savaş psikolojisinin ortaya koyduğu travma çalışmaları bu noktada dikkat çekici bir şekilde kesişmektedir. Bu makale tam da bu kesişim noktasında durmaktadır.
1. Giriş: Modern Savaşın Görünmeyen Bilançosu
Modern savaş çoğu zaman fiziksel yıkım üzerinden değerlendirilir. Bombalanmış şehirler, yıkılmış altyapılar, mülteci akınları ve sivil kayıplar savaşın en görünür sonuçlarıdır. Ancak savaşın daha az tartışılan fakat çoğu zaman daha kalıcı etkilerinden biri psikolojik ve ahlâkî tahribattır. Savaş yalnız şehirleri değil, aynı zamanda insan zihnini, toplumsal hafızayı ve ahlâkî sınırları da dönüştüren bir süreçtir. Bu tahribat çoğu zaman raporlara değil, insanların davranışlarına, tercihlerine ve sessizliklerine yansır.
İsrail bağlamı bu tartışmalar açısından özel bir önem taşımaktadır. Erkekler yaklaşık otuz iki ay, kadınlar ise yaklaşık yirmi dört ay zorunlu askerlik hizmeti yapmaktadır. Bu nedenle savaş deneyimi toplumun sınırlı bir kesimine değil, genç nüfusun büyük bölümüne yayılmaktadır. Gazze Şeridi ise son yıllarda bu deneyimin en yoğun ve en ağır biçimde yaşandığı çatışma alanı hâline gelmiştir. Yoğun nüfuslu bir coğrafyada yürütülen operasyonlar, askerleri yalnız fiziksel risklerle değil, sivillerle iç içe geçmiş bir savaş ortamının doğurduğu derin etik gerilimlerle de yüz yüze bırakmaktadır. Bu gerilimin boyutu, resmi verilerle de tescil edilmiş durumdadır: İsrail Savunma Bakanlığı'nın Eylül 2025'te yaptığı açıklamaya göre, 7 Ekim 2023'te başlayan „savaş“tan bu yana yaklaşık 20.000 asker rehabilitasyon birimlerinde tedavi görmüş; bu askerlerin yarısından fazlası ruh sağlığı sorunlarından muzdarip olmuştur. Bu rakamların yalnızca resmi kanallardan teyit edilebilen vakaları kapsadığı, gayriresmi tahminlerin çok daha yüksek seviyelere işaret ettiği göz önünde bulundurulduğunda, savaşın psikolojik bilançosu daha da ağır bir tablo ortaya koymaktadır.
Gazze'de yıkımın boyutlarını ortaya koyan bir fotoğraf. (Şubat 2026 - Khames Alrefi/AA)
Ancak Gazze'de yaşananların yalnız bir çatışma ortamı olarak değerlendirilmesi, tarihsel ve hukuki gerçekliği eksik yansıtmaktadır. Uluslararası Adalet Divanı, Ocak 2024'te Güney Afrika'nın İsrail aleyhine açtığı davada, Gazze'deki durumun 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi kapsamında ciddi endişeler doğurduğuna hükmederek ihtiyati tedbir kararı vermiştir. BM Özel Raportörleri ve bağımsız insan hakları kuruluşları da bölgedeki sivil kayıpların boyutu, altyapının sistematik biçimde tahrip edilmesi ve insani yardıma getirilen kısıtlamalar göz önünde bulundurulduğunda yaşananların soykırım suçunun unsurlarını karşılayabileceğini raporlarında kayıt altına almıştır. Bu tablo ayrıca tarihsel bir sürekliliğin parçasıdır: 1948'de Filistinlilerin topraklarından zorla edilmesiyle başlayan ve Nakba olarak adlandırılan süreç, onlarca yıl boyunca işgal, abluka ve demografik mühendislik politikalarıyla sistematik biçimde sürdürülmüştür. Dolayısıyla Gazze'deki askeri operasyonlar anlık ve izole olaylar değil; uluslararası hukuk çevrelerinde giderek artan bir eleştiriye konu olan, kökleri derinlere uzanan yapısal bir şiddet örüntüsünün en son ve en yoğun halkasıdır.
Bu yapısal şiddetin en somut yansımalarından biri, terhis sonrasında İsrailli askerlerde gözlemlenen davranış kalıplarıdır. İsrail'de askerlik hizmetini tamamlayan birçok genç, üniversiteye veya iş hayatına başlamadan önce aylarca süren yurt dışı seyahatlerine çıkmaktadır. Bu pratik zamanla "post-army trip" adıyla anılan kurumsallaşmış bir geçiş ritüeline dönüşmüştür. Bu seyahatlerin en yoğun biçimde yöneldiği destinasyonlardan biri ise Hindistan'ın batı kıyısındaki Goa bölgesidir. Sosyolog Chaim Noy'un etnografik çalışmaları, Goa'ya gelen İsrailli gençlerin büyük çoğunluğunun askerliğini yeni tamamlamış bireylerden oluştuğunu ortaya koymaktadır. Bölgedeki bazı yerleşimlerde İbranice tabelaların, İsrailli restoranların ve hostellerin yaygınlaşması bu yoğunluğu somut biçimde gözler önüne sermektedir.
Hindistan-Goa'da pekçok yerde bazıları tek tek askerler de dahil olmak üzere İsrail güçlerine destek mesajları içeren İbranice çıkartmalar/mesajlar görülüyor.
Ancak bu tablonun yalnız bireysel tercihler ve gençlik kültürüyle açıklanamayacağını ileri süren araştırmacılar mevcuttur. Bu görüşe göre İsrail devleti, terhis sonrası kitlesel seyahat olgusunun farkına varmasıyla birlikte söz konusu alanları pasif biçimde izlemekle yetinmemiş; bölgedeki İsrailli topluluğu çeşitli kanallar aracılığıyla yapılandırmaya yönelmiştir. Zira bu kitlesel kaçış eğilimi devlet açısından yalnız bir turizm olgusu değil, aynı zamanda militarize bir toplumun ürettiği psikolojik kırılganlığı gözler önüne seren ve dışarıya yansıması istenmeyen bir zaaf olarak değerlendirilmektedir. Savaşın psikolojik bedelinin bu denli görünür hâle gelmesi, hem ordunun hem de Siyonist işgal devletinin özenle koruduğu "sağlam asker“ ve "dünyanın en ahlaklı ordusu“ söylemiyle açıkça çelişmektedir. Üstelik Gazze'de yürütülen operasyonların uluslararası kamuoyunda soykırım suçlamasıyla anılmaya başlanması, bu psikolojik kırılganlığın siyasi bir yük hâline gelmesi riskini de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle Chabad gibi dini yapıların Goa'da edindiği güçlü kurumsal varlığın, İsrailli gençlere yönelik dini ve sosyal hizmet sunumunun ötesinde bir işlev gördüğü şeklinde yorumlanmaktadır. Benzer biçimde, yurt dışındaki vatandaşlarını yakından takip ettiği bilinen İsrail devletinin bu alanları güvenlik ve istihbarat perspektifinden de değerlendirdiği tahmin etmek zor olmasa gerek. Bu iddiaların tamamı henüz doğrulanmış bulgulara değil, gözlem ve çıkarımlara dayanmaktadır; ki İsrail devletinin kendi aleyhine bulguların çok iyi kamufle ettiği söz konusu, bununla birlikte Goa fenomeninin salt bireysel bir seyahat kültürü olarak okunmasının yetersizliğine işaret eden önemli sorular ortaya koymaktadır.
Bu makale söz konusu fenomeni savaş travması, mekânsal kaçış ve modern savaşın psikopolitik sonuçları bağlamında analiz etmektedir. Çalışma üç temel argüman geliştirmektedir: Birincisi, Gazze'de yürütülen ve uluslararası hukukta soykırıma konu olan operasyonlar yalnız mağdur toplum üzerinde değil, bu şiddeti uygulayan askerler üzerinde de derin psikolojik ve ahlâkî etkiler üretmektedir. İkincisi, Goa gibi turistik mekânlar savaş travmasının geçici olarak askıya alındığı liminal alanlara dönüşmektedir. Üçüncüsü, modern savaş rejimleri şiddetin psikolojik maliyetini kurumsal yapılardan bireylere kaydırma eğilimi göstermektedir; devlet ise bu süreci yalnız izlemekle kalmayıp zaman zaman aktif biçimde yönetmekte ve denetim altında tutmaya çalışmaktadır.
Makale şu temel sorulara cevap aramaktadır: 1948'den bu yana süregelen yapısal şiddetin en yoğun biçimi olan Gazze operasyonları İsrail askerlerinin psikolojisi üzerinde nasıl etkiler üretmektedir? İsrailli askerlerin Goa'ya yönelmesi hangi psikolojik ve sosyolojik dinamiklerle açıklanabilir? Devletin bu alandaki rolü nereye kadar uzanmaktadır ve bu müdahalenin arka planında hangi kaygılar yatmaktadır? Son olarak bu fenomen, modern savaşın küresel psikolojik coğrafyasını nasıl ortaya koymaktadır?
Bu soruların cevapları savaşın yalnız askeri ve politik bir fenomen değil, aynı zamanda insan psikolojisini, toplumsal hafızayı ve devlet aklını derinden etkileyen çok katmanlı bir süreç olduğunu göstermektedir. Gazze'den Goa'ya uzanan bu hat, modern savaşın görünmeyen bilançosunu okumak için güçlü bir analitik mercek sunmaktadır.
2. Kuramsal Çerçeve: Travma, Ahlâkî Yaralanma ve Mekânsal Kaçış
Bu çalışma üç temel teorik yaklaşımı bir araya getirmektedir.
2.1 Travma Çalışmaları ve Modern Savaş
Travma kavramı özellikle Vietnam Savaşı sonrasında akademik literatürün merkezine taşınmıştır. Post-travmatik stres bozukluğu (PTSD), savaş sonrası askerlerde görülen en yaygın psikolojik rahatsızlıklardan biri olarak kabul edilmektedir. Semptomlar arasında tekrar eden kabuslar, travmatik anıların yeniden yaşantılanması, aşırı uyarılma ve kaçınma davranışı yer almaktadır.
Didier Fassin ve Richard Rechtman, travma kavramının yalnız psikolojik değil aynı zamanda politik bir kategori hâline geldiğini ileri sürmektedir. Travma söylemi bireysel acıyı görünür kılarken şiddetin yapısal nedenlerini çoğu zaman arka plana itebilmektedir. İsrail gibi zorunlu askerlik sistemine sahip bir toplumda bu paradoks daha da belirginleşmektedir: savaş travması bireysel bir sorun olarak görülürken sistemin kendisi sorgulanmadan kalmaktadır.
2.2 Moral Injury: Ahlâkî Yaralanma Kuramı
Savaş psikolojisi literatüründe giderek öne çıkan kavram moral injury'dir. İlk olarak psikiyatrist Jonathan Shay tarafından geliştirilen bu kavram, savaş travmasının yalnız ölüm korkusundan değil, askerlerin karşılaştığı etik çatışmalardan da kaynaklandığını ileri sürmektedir. Brett Litz ve arkadaşlarına göre moral injury üç temel unsur içermektedir: bireyin kendi ahlâkî değerleriyle çatışan bir eyleme katılması; bu eylemin suçluluk veya utanç duygusu yaratması; ve bu duyguların uzun süreli psikolojik sonuçlar üretmesi. Yoğun nüfuslu bölgelerde yürütülen askeri operasyonlar, moral injury riskinin en yüksek olduğu çatışma türleri arasında kabul edilmektedir.
2.3 Mekânsal Kaçış Teorisi
John Urry'nin "tourist gaze" yaklaşımı turizmi, bireylerin gündelik hayatın baskılarından geçici olarak uzaklaştığı bir deneyim olarak tanımlar. Victor Turner'ın liminality kavramı bu çerçeveyi tamamlamaktadır: liminal mekânlar, bireylerin mevcut sosyal kimliklerinden geçici olarak ayrılıp yeni kimlikler deneyimledikleri geçiş alanlarıdır. Goa bu tür mekânların günümüzdeki en belirgin örneklerinden biridir. Özellikle 1970'lerden itibaren hippie hareketi ve backpacker kültürünün etkisiyle Goa, alternatif yaşam biçimlerinin deneyimlendiği sembolik bir alan hâline gelmiştir.
Goa’da bulunan Siyonistlere hizmet veren bir Chabad-House.
2.4 Kuramsal Model: Travmanın Coğrafyası
Bu üç yaklaşım birleştirildiğinde ortaya "travmanın coğrafyası" adını verdiğimiz bir model çıkmaktadır: modern savaşın psikolojik etkileri yalnız çatışma bölgelerinde kalmaz; farklı mekânlar arasında dolaşır ve her mekânda farklı biçimlerde tezahür eder.
2.5 İslâmî Etik Perspektifi
İslâm düşüncesinde zulüm yalnız mağdura verilen zarar olarak değil, aynı zamanda insanın kendi ruhunu tahrip eden bir süreç olarak tanımlanmaktadır. "Zulmedenlere meyletmeyin; sonra ateş size de dokunur" (Hûd 113) ayeti, moral injury kavramıyla dikkat çekici bir paralellik taşımaktadır: her iki perspektif de şiddetin, onu uygulayan üzerinde geri dönen bir etkisi olduğunu kabul etmektedir.
3. İsrail'de Militarizasyon ve Savaş Deneyimi
İsrail toplumu modern dünyada savaş deneyiminin en geniş toplumsal yayılıma sahip olduğu örneklerden biridir. 1948'den bu yana uygulanan zorunlu askerlik sistemi, askerliği yalnız bir savunma politikası değil, toplumsal kimliğin şekillenmesinde merkezi bir rol oynayan kurumsal bir mekanizma hâline getirmiştir. Sosyolog Daniel Bar-Tal, İsrail toplumunun güvenlik algısının tarihsel olarak sürekli çatışma deneyimleri tarafından biçimlendirildiğini ileri sürmektedir. Bu nedenle İsrail, birçok araştırmacı tarafından "militarize toplum" olarak tanımlanmaktadır.
İsrail'de birçok sivili, hatta kadın ve çocukları, günlük hayatta uzun namlulu silah taşırken görmek mümkün.
Militarizasyon yalnız kurumsal bir güçlenmeyi değil, askeri değerlerin ve güvenlik söyleminin gündelik hayatın farklı alanlarına - eğitimden medyaya, siyasetten kültüre - nüfuz etmesini ifade eder. Bu ortamda askerlik hizmeti, birçok genç için yetişkinliğe geçişin en önemli aşaması hâline gelmektedir.
Ancak bu deneyim ciddi psikolojik baskılar da üretmektedir. Şehir savaşları, askeri literatürde en stresli çatışma türlerinden biri olarak kabul edilmektedir: dar sokaklar, sivillerle iç içe geçmiş yaşam alanları ve sürekli tehdit algısı psikolojik yükü önemli ölçüde artırmaktadır. Son yıllarda yayımlanan veriler, Gazze operasyonlarına katılan askerlerde travma semptomları, anksiyete ve uyku bozuklukları gibi rahatsızlıkların savaş sonrası dönemde yaygın biçimde görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Zorunlu askerlik sistemi nedeniyle bu psikolojik etkiler yalnız bireylerle sınırlı kalmaz; aileler ve sosyal çevreler aracılığıyla geniş bir toplumsal alana yayılır. Bazı araştırmacılar bu durumu "toplumsal travma" olarak tanımlamaktadır.
4. Gazze Operasyonlarının Asker Psikolojisine Etkisi: Şehir Savaşları, Travma ve Ahlâkî Gerilim
Gazze Şeridi son yıllarda modern savaşın en yoğun ve en karmaşık çatışma alanlarından biri hâline gelmiştir. Yoğun nüfuslu bir coğrafyada yürütülen askeri operasyonların psikolojik bedeli artık yalnız teorik bir tartışma konusu değil, resmi verilerle de tescil edilmiş bir gerçekliktir. İsrail Savunma Bakanlığı'nın Eylül 2025'te yaptığı açıklamaya göre, 7 Ekim 2023'te başlayan savaştan bu yana yaklaşık 20.000 asker rehabilitasyon birimlerinde tedavi görmüştür. Bu askerlerin yaklaşık %56'sı travma sonrası stres bozukluğu ve diğer ruh sağlığı sorunlarından muzdarip olurken, %45'i fiziksel yaralanma geçirmiş, %20'si ise her iki durumu birlikte yaşamıştır. Yaralanan askerlerin yaklaşık %9'u orta ila ağır yaralanmaya sahip olup 56 asker %100'ün üzerinde engellilik oranıyla tanımlanmış, 16 asker felç geçirmiş, 99 asker ise ampüte olarak protez takmıştır. Dikkat çekici bir diğer veri ise yaralıların yaklaşık %64'ünün yedek askerlerden oluşmasıdır; bu oran savaşın psikolojik yükünün yalnız profesyonel askerlerle sınırlı kalmadığını, sivil hayatından koparılarak cepheye gönderilen geniş bir nüfusu derinden sarstığını ortaya koymaktadır. Bu rakamların yalnızca resmi kanallardan teyit edilebilen vakaları kapsadığı, başvuruya dönüşmemiş ya da kayıt dışı kalan vakaları içeren gayriresmi tahminlerin çok daha yüksek seviyelere işaret ettiği göz önünde bulundurulduğunda, tablonun gerçek boyutu daha da ağırlaşmaktadır.
Şehir savaşlarının doğası bu tablonun arka planını anlamak için belirleyici bir öneme sahiptir. Askeri psikoloji literatüründe şehir savaşları en yüksek stres üreten çatışma türlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Açık alan savaşlarında askeri hedefler çoğu zaman belirgin ve ayrıştırılmış durumdadır. Oysa Gazze gibi yoğun nüfuslu bir coğrafyada savaş ile sivil yaşam arasındaki sınırlar sürekli olarak bulanıklaşmaktadır. Dar sokaklar, yerleşim alanlarıyla iç içe geçmiş operasyon koşulları ve kesintisiz tehdit algısı askerlerin psikolojik yükünü katmerlemektedir.
Travma literatürüne göre savaş sonrası psikolojik rahatsızlıkların oluşmasında üç temel etken rol oynamaktadır. Birincisi sürekli tehdit algısıdır: çatışma ortamında yaşayan askerler sinir sistemlerini kalıcı bir yüksek uyarılma hâlinde tutmak zorunda kalmaktadır. Bu durum terhis sonrasında da kolayca çözülememekte, gündelik yaşamda işlevsiz bir tetikte olma hâline dönüşmektedir. İkincisi belirsizliktir: tehdit çoğu zaman görünmez ve öngörülemezdir; bu durum askerlerde kronik bir kaygı zemini oluşturmaktadır. Üçüncüsü ve belki de en kalıcı olanı etik gerilimdir: sivil kayıplar ihtimali, hedef belirleme süreçlerindeki muğlaklık ve operasyonların yarattığı insani sonuçlar askerler üzerinde klasik korku tepkisinin çok ötesine geçen bir psikolojik baskı oluşturmaktadır.
Bu son etken moral injury kavramını devreye sokmaktadır. Bireyin kendi ahlâkî değerleriyle çatışan eylemlere katılması sonucu ortaya çıkan bu yaralanma biçimi, suçluluk, utanç, anlam kaybı ve öfke gibi duygularla kendini göstermektedir. Gazze'de yürütülen operasyonların uluslararası kamuoyunda soykırım suçlamasına konu olması bu gerilimi daha da derinleştirmektedir: askerler yalnız kendi vicdanlarıyla değil, eylemlerinin küresel ölçekte nasıl tanımlandığıyla da yüzleşmek durumunda kalmaktadır. Bazı araştırmacılar bu durumun PTSD'nin ötesinde, kimlik ve anlam düzeyinde bir çöküşe yol açabileceğini ileri sürmektedir.
Savaş sonrası dönemin en kritik zorluklarından biri sivil hayata yeniden uyum sağlamaktır. Yoğun hiyerarşi ve disiplin içinde, sürekli tehdit altında yaşayan bireyler terhisle birlikte bireysel kararların öne çıktığı, belirsizliğin farklı bir biçim aldığı bir sosyal ortamla yüz yüze gelir. Savunma Bakanlığı verilerindeki %64 yedek asker oranı bu geçişi daha da sancılı kılmaktadır: bu bireyler sivil kimliklerini henüz yeni bırakmış, çatışma ortamında ağır deneyimler yaşamış ve şimdi yeniden o kimliğe dönmeleri beklenen kişilerdir. Uzun süreli yurtdışı seyahatleri bu bağlamda yalnız bir kaçış değil, iki dünya arasında zorunlu bir nefes alma alanı işlevi görmektedir.
İşte Goa fenomeni tam bu noktada anlam kazanmaktadır. Resmi verilerin ortaya koyduğu psikolojik yıkımın bu denli yaygın ve derin olduğu bir ortamda, binlerce genç askerin terhis sonrası Goa gibi uzak ve özgürleştirici mekânlara yönelmesi rastlantısal bir tercih olarak değerlendirilemez. Bu yönelim modern savaşın psikolojik coğrafyasının doğal bir uzantısıdır: Gazze'de üretilen travma Tel Aviv'de değil, Goa'nın plajlarında ve festival alanlarında geçici olarak askıya alınmaya çalışılmaktadır.
5. Goa Fenomeni: Terhis Sonrası Seyahat ve İsrailli Backpacker Kültürü
İsrail'de askerlik hizmetini tamamlayan birçok genç, üniversite veya iş hayatına başlamadan önce aylarca süren yurtdışı seyahatlerine çıkmaktadır. Hindistan, Nepal, Tayland ve Güney Amerika bu seyahatlerin en popüler destinasyonları arasında yer almaktadır. Ancak bu destinasyonlar arasında Goa bölgesi özel bir konum kazanmıştır.
Goa'nın İsrailli gençler için çekim merkezi hâline gelmesi 1980'li yıllara uzanmakla birlikte özellikle 1990'lardan itibaren belirginleşmiştir; hatta Tel Aviv’den Goa’ya direkt uçuşlar mevcuttur. Anjuna, Vagator, Arambol ve Palolem gibi kıyı bölgelerinde İbranice tabelaların, İsrailli restoranların ve hostellerin yaygınlaşması bu yoğunluğu somut biçimde ortaya koymaktadır. Zaman içinde bu bölgeler, yalnız turistik mekânlar olmaktan çıkıp İsrailli gençlerin güçlü sosyal ağlar kurduğu yarı-diasporik alanlara dönüşmüştür.
Goa sahilinde görülen bir Siyonist asker.
Chaim Noy'un etnografik çalışmaları bu seyahatlerin üç temel işlev gördüğünü ileri sürmektedir. Birinci işlev psikolojik boşalmadır: yoğun disiplin ve stres altında geçen askerlik sonrasında bireyler bu baskıdan uzaklaşmak ister; araştırmalara göre tüm biriktirilen para burada harcanmaktadır. İkinci işlev bireysel özgürlük deneyimidir: katı hiyerarşik yapının tam karşıtı bir yaşam tarzı deneyimleme imkânı sunmaktadır. Üçüncü işlev kimlik yeniden inşasıdır: seyahat, bireylerin askerlik deneyiminin ardından kendilerini yeniden tanımladıkları bir süreç olarak işlev görmektedir.
Goa'nın popülerliğinde psy-trance müzik kültürünün de belirleyici bir rolü vardır. İsrailli DJ ve prodüktörlerin bu sahnede önemli bir yer tutması, Goa ile İsrailli gençler arasındaki bağı güçlendiren ek bir faktör oluşturmaktadır.
6. Hedonizm, Kaçınma Davranışı ve Travmanın Bastırılması
Goa'daki psy-trance festivalleri, gece boyunca süren partiler ve psikedelik madde kullanımı yalnız turizm sosyolojisi değil, savaş psikolojisi açısından da incelenmesi gereken bir olgudur. Travma literatüründe bu tür davranışlar çoğu zaman kaçınma stratejileri olarak tanımlanmaktadır: bireyler travmatik deneyimlerle doğrudan yüzleşmek yerine bu deneyimlerden geçici olarak uzaklaşmaya çalışırlar. Yoğun madde kullanımı, aşırı eğlence arayışı ve riskli davranışlar bu stratejilerin yaygın biçimleridir.
Turner'ın liminality kavramı bu dinamiği açıklamaya yardımcı olmaktadır: Goa'daki festival ortamı, katılımcıların gündelik hayatın sosyal rollerinden ve sorumluluklarından geçici olarak kurtulduğu bir eşik alanı sunar. Askerlik gibi yoğun disiplin içeren bir deneyimin hemen ardından bu tür özgürleşme alanlarının bu denli cazip hâle gelmesi anlaşılabilirdir.
Trump oalyların en başından beri Netanyahu ve İsrail'e Gazze konusunda açık destek veriyor. (AFP)
Bununla birlikte, bu özgürleşme çoğu zaman travmanın çözülmesi değil, ertelenmesi anlamına gelmektedir. Psy-trance kültürünün ürettiği kolektif deneyimler geçici bir rahatlama sağlayabilir; ancak altındaki psikolojik gerilimi çözmez. Bu durum Goa fenomeninin iki yüzünü ortaya koymaktadır: bir yanda gerçek bir özgürleşme alanı, öte yanda bastırılmış bir travmanın geçici barınağı.
7. Batı'nın Seyirci Ahlakı ve Travmanın Küresel Coğrafyası
Savaşların etkisi çoğu zaman yalnızca çatışma alanlarında kalmaz; psikolojik, politik ve kültürel sonuçları çok daha geniş bir coğrafyaya yayılır. Modern uluslararası sistemde Batı dünyası uluslararası hukuk normlarının belirlenmesi, küresel medya ağlarının şekillenmesi ve diplomatik söylemlerin kurulması açısından belirleyici bir konuma sahiptir. Bu nedenle savaşların nasıl algılanacağı, hangi kavramlarla anlatılacağı ve hangi görüntülerin küresel kamuoyuna ulaşacağı büyük ölçüde bu merkezlerde üretilen söylemler tarafından belirlenmektedir.
Sosyolog Stanley Cohen modern toplumların büyük ölçekli şiddet olaylarını görünmez kılma biçimini “inkâr kültürü”kavramıyla açıklamaktadır. Cohen’e göre bu süreç üç temel mekanizma üzerinden işler: inkâr, yeniden çerçeveleme ve normalleştirme. Bir olay önce doğrudan inkâr edilir; inkâr mümkün olmadığında olayın dili değiştirilir ve yeni kavramlarla yeniden çerçevelenir; nihayetinde ise bu yeni dil aracılığıyla yaşanan şiddet sıradan bir gerçeklik olarak normalleştirilir. Gazze bağlamında da benzer bir söylemsel süreç gözlemlenmektedir. Uluslararası medya çoğu zaman çatışmayı “iki taraflı kriz”, bombardımanları “güvenlik operasyonu”, sivil ölümleri ise “yan hasar” gibi kavramlarla ifade eder. Bu dil yalnızca olayları tanımlamakla kalmaz; aynı zamanda şiddetin tarihsel bağlamını ve yapısal boyutlarını görünmez hale getirir.
BM oturumu
Bu noktada bazı politik teorisyenlerin “seyirci ahlakı” olarak tanımladığı bir tutum ortaya çıkar. Modern insan şiddet görüntülerine tanıklık eder, onlara duygusal tepki verir, fakat bu tepki çoğu zaman kalıcı bir politik sorumluluğa dönüşmez. Küresel medya ağları savaşın görüntülerini dünyanın her köşesine ulaştırsa da bu görüntüler çoğu zaman kısa süreli bir sarsıntı üretir; ardından yeni gündemler ortaya çıkar ve yaşanan trajediler hızla kolektif hafızanın arka planına itilir. Böylece seyircilik, fark edilmeden şiddetin normalleşmesine katkıda bulunan bir konuma dönüşür.
Kur’an bu tür bir ahlaki durumu yalnızca yalan söylemekle sınırlamaz; hakikatin örtülmesi, karıştırılması ve bilinmesine rağmen gizlenmesi de aynı etik problem alanına dâhildir. Nitekim Bakara Suresi'nde şu uyarı yer alır: “Hakkı bâtıl ile karıştırmayın ve bildiğiniz halde gerçeği gizlemeyin.” (Bakara 42). Ayetin işaret ettiği mesele yalnızca doğrudan hakikati inkâr etmek değildir; hakikatin üzerini örten dilin, kavramların ve suskunluğun da bu örtme sürecinin parçası olmasıdır. Hakikatin yerine muğlak ifadeler yerleştirildiğinde veya şiddet sıradanlaştırıldığında, gerçek yalnızca saklanmış olmaz; aynı zamanda yeni bir anlam düzeni içinde yeniden üretilir.
Bu nedenle seyirci kalmak çoğu zaman düşünüldüğü gibi tarafsız bir konum değildir. Sessizlik, özellikle kitlesel şiddet karşısında, zamanla olayların normalleşmesine ve ahlaki duyarlılığın aşınmasına yol açar. Küresel medyanın sürekli akan görüntüleri insanları tanıklığa davet eder; fakat tanıklık sorumluluğa dönüşmediğinde bu durum paradoksal biçimde yeni bir kayıtsızlık üretir. Böylece modern dünyada travma yalnızca savaş alanlarında değil, onu uzaktan izleyen toplumların vicdanında da coğrafi olarak yayılır. Travmanın küresel coğrafyası, yalnızca bombaların düştüğü yerleri değil, aynı zamanda hakikatin giderek silikleştiği seyir alanlarını da kapsamaktadır.
8. İslâmî Perspektif: Zulüm, Savaş ve Ahlâkî Sonuçları
İslâm düşüncesinde savaşın ahlâkî sonuçları değerlendirmek için zengin bir kavramsal çerçeve mevcuttur. Kur'an'da zulüm yalnız başkalarına verilen zarar anlamına gelmez; aynı zamanda insanın kendi ruhunu ve ahlâkını tahrip eden bir süreçtir.
"Zulmedenlere meyletmeyin; sonra ateş size de dokunur." (Hûd 113)
Bu ayet, şiddetin failine geri dönen etkisini açıkça ifade etmekte ve moral injury kavramıyla derin bir örtüşme sergilemektedir. Yine Kur'an'da "Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan kimseler olun" (Nisâ 135) emri, adaletin yalnız kurumsal değil bireysel bir sorumluluk olduğuna işaret etmektedir.
İslâm düşüncesinde savaşın meşruiyeti de sıkı etik sınırlarla çerçevelenmiştir: savunma amacıyla ve zorunlu durumlarda başvurulabilir; sivillere zarar verilmemesi ve barış imkânlarının açık tutulması temel ilkeler arasındadır. Bu perspektiften bakıldığında, modern savaşın yarattığı psikolojik travmalar yalnız klinik bir problem değil, aynı zamanda insanın fıtratıyla çelişen eylemlerin ahlâkî bir yansımasıdır. Savaş insanın zihnini değil, vicdanını da yaralamaktadır.
Bu perspektif Goa fenomenine de farklı bir boyut kazandırmaktadır: eğlence ve kaçış pratikleri, yalnız bireysel psikolojik gerilimleri değil, savaşın doğurduğu daha derin ahlâkî çatışmaları da bastırma girişimi olarak okunabilir.
9. Sonuç: Gazze–Tel Aviv–Goa Hattı ve Modern Savaşın Psikolojik Coğrafyası
Bu çalışma, İsrailli askerlerin terhis sonrası Goa'ya yönelmesinin yalnız bir turizm fenomeni olmadığını ortaya koymuştur. Bu yönelim, modern savaşın psikolojik ve ahlâkî sonuçlarının coğrafi olarak başka mekânlara taşınmasının bir yansımasıdır.
Gazze'de üretilen şiddet Tel Aviv'de güvenlik söylemi aracılığıyla normalleştirilmekte; Goa'da ise bireysel kaçış pratikleri biçiminde bastırılan bir travma olarak yüzeye çıkmaktadır. Batı dünyası bu sürecin büyük ölçüde seyircisi konumunda kalmaktadır.
| Mekân | İşlev |
|---|---|
| Gazze | Şiddetin üretildiği alan |
| Tel Aviv | Şiddetin normalleştirildiği alan |
| Goa | Travmanın bastırıldığı alan |
| Batı | Şiddetin küresel olarak seyredildiği alan |
Bu tablo modern savaşın mekânsal bölüşümünü ortaya koymaktadır: şiddet belirli coğrafyalarda yoğunlaşırken psikolojik ve kültürel sonuçları farklı coğrafyalara yayılmaktadır. "Travmanın coğrafyası" modeli, savaşın yalnız askeri değil aynı zamanda psikolojik ve kültürel bir coğrafya ürettiğini göstermektedir.
Sonuç olarak, modern savaşın gerçek bilançosu yalnız yıkılmış şehirlerde veya askeri raporlarda değil; aynı zamanda insanların davranışlarında, seyahat tercihlerinde ve kültürel pratiklerinde okunmalıdır. Goa fenomeni bize bu görünmeyen coğrafyayı hatırlatmaktadır: çünkü bazen savaşın en güçlü yankısı, savaşın yaşanmadığı yerlerde duyulur.
10. Kaynakça
- Bar-Tal, Daniel. Intractable Conflicts and Israeli Society. Cambridge: Cambridge University Press, 2013.
- Ben-Ari, Eyal. Mastering Soldiers. New York: Berghahn Books, 1998.
- Cohen, Erik. "Backpacking: Diversity and Change." Tourism and Cultural Change 2, no. 2 (2004)
- Cohen, Stanley. States of Denial. Cambridge: Polity Press, 2012.
- Fassin, Didier, and Richard Rechtman. The Empire of Trauma. Princeton: Princeton University Press, 2009.
- Goffman, Erving. The Presentation of Self in Everyday Life. New York: Anchor Books, 1959.
- Grossman, Dave. On Killing. New York: Back Bay Books, 1995.
- Hoge, Charles W., et al. "Combat Duty in Iraq and Afghanistan and Mental Health Problems." New England Journal of Medicine 351 (2004)
- Janoff-Bulman, Ronnie. Shattered Assumptions. New York: Free Press, 1992.
- Litz, Brett T., et al. "Moral Injury and Moral Repair in War Veterans." Clinical Psychology Review 29 (2009)
- MacCannell, Dean. The Tourist. Berkeley: University of California Press, 1999.
- Noy, Chaim. Israeli Backpackers: Narrative, Identity and Travel. Albany: SUNY Press, 2007.
- Rosenfeld, Anat. "Youth Travel after Military Service." Tourism Geographies 15 (2013): 220–239.
- Shay, Jonathan. Odysseus in America. New York: Scribner, 2002.
- Turner, Victor. The Ritual Process. Chicago: Aldine Publishing, 1969.
- Urry, John. The Tourist Gaze. London: Sage Publications, 2002.
- Young, Allan. The Harmony of Illusions. Princeton: Princeton University Press, 1995.
- Zerubavel, Yael. Recovered Roots. Chicago: University of Chicago Press, 1995.
- https://de.scribd.com/document/257143117/Psychedelic-White-Goa-Trance-and-the-Viscosity-of-the-Race-1?utm_source=chatgpt.com
- https://www.ynetnews.com/article/3801604
- https://www.tabletmag.com/sections/news/articles/lost-in-goa
- https://thecjn.ca/news/film-explores-discharged-israeli-soldiers-drug-abuse-india
- https://www.timesofisrael.com/more-than-10000-idf-soldiers-have-been-treated-for-mental-health-issues-since-oct-7
- https://blog.gettransfer.com/tr/news/goa-israel-air-link-promotion/
- https://youtu.be/8YWvo34bXpY?si=FO584zuT8ueR5hz_
11. Ekler
Ek 1: İsrailli Backpacker Seyahat Rotaları
| Bölge | Popüler destinasyonlar |
|---|---|
| Güney Asya | Goa, Himachal Pradesh, Rishikesh |
| Himalaya bölgesi | Nepal, Pokhara |
| Güneydoğu Asya | Tayland, Laos |
| Güney Amerika | Peru, Bolivya |
Ek 2: Savaş Sonrası Travma Belirtileri
| Travma belirtisi | Tanım |
|---|---|
| Flashback | Travmatik olayın zihinde tekrar yaşanması |
| Kaçınma davranışı | Travmayı hatırlatan durumlardan uzak durma |
| Duygusal uyuşma | Duygusal tepkilerin azalması |
| Aşırı uyarılma | Sürekli tetikte olma hâli |
Ek 3: Goa'daki İsrailli Turist Yoğunluğunun Görüldüğü Başlıca Bölgeler
Anjuna · Vagator · Arambol · Palolem
















YAZIYA YORUM KAT