1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Fransa sömürge zulümleriyle yüzleşecek mi?
Fransa sömürge zulümleriyle yüzleşecek mi?

Fransa sömürge zulümleriyle yüzleşecek mi?

Avrupalı katillerin, Afrika’da rutin hale gelen kitlesel baş kesmeleri ve işkenceleri, çağdaş basın ve politikacılar tarafından görmezden gelindi. Afrika güneşi tarafından dengesiz hale gelen subayların çılgınlıkları olarak görülüp reddedildi.

24 Şubat 2021 Çarşamba 17:38A+A-

Fatih Demir / HAKSÖZ HABER

Femi Nylander, Rob Lemkin – The Guardian

Emmanuel Macron, 2017'deki Fransız cumhurbaşkanlığı kampanyası sırasında genç bir Cezayirli ile karşılaştığında sömürgeciliğin "insanlığa karşı bir suç" olduğunu söylemişti. Bir kaç gün sonra Macron’un posta kutusu, Fransız-Cezayirli yerleşimcilerden (sömürgecilerden) gelen kızgın mektuplarla doldu. Birkaç hafta sonra ise Macron sözlerini geri aldı. “Sizi yaraladığım, acıya neden olduğum için üzgünüm. Sizi gücendirmek istemedim.” diyen Macron sömürgecilerine güvence vaatlerinde bulunmayı da ihmal etmedi.

Geçen yıl George Floyd'un ırkçı polisler tarafından ABD’de öldürülmesi, Fransız polisinin vahşetine karşı da yaygınlaşan gösterileri başlatmıştı. Macron bu süreçte tarihçi Benjamin Stora'yı “Cezayir'in sömürgeleştirilmesi ve Cezayir savaşının anısına ilişkin bir rapor” hazırlaması için görevlendirdi. Stora, ocak ayında “Fransa-Cezayir: Ağrılı Tutkular” adlı çalışmasını sundu. Rapor önümüzdeki aylarda da kitap olarak yayınlanacak.

147 sayfalık raporunda Stora, "insanlığa karşı suç" terimini yalnızca bir kez kullanıyor. Onu da Macron'un 2017'de söyleyip geri aldığı yorumlarından alıntı yapabilmek için kullanıyor. Stora, "baskı" ve "şiddet eylemleri" kelimelerini daha çok kullanıyor. Ancak asla "savaş suçu" kelimesini kullanmıyor. Stora, “anılar ve gerçekler” komisyonunun kurulmasını tavsiye ediyor (Macron da kabul etti). Ama kimin anıları? Ve hangi gerçek?

Batı Afrika ülkesi Nijer'de çekim yaparken Birnin Konni’nin reisi bize 1899 Fransız İşgali sırasında insanlığa karşı işlenen suçları anlattı.

Fransız komutan Paul Voulet, reisin kasabasını ele geçirmiş, Hausa sakinlerinden 7.000 ila 15.000'ini öldürmüş. Reis, "Bu kabul edilmeyen ve cezasız kalan bir suç" diyor.

Reis, "Fransa bugün bu katliamı gerçekleştirmiş olsaydı, Lahey'deki uluslararası ceza mahkemesine götürülürdü." 

Beş hafta boyunca, Nijer'de Voulet’in zulmünün izlerini gözlemledik. Görmesi zor da değildi. Ülkenin ana karayolu, Voulet’in rotasını belirliyordu. 1884-85 Berlin Konferansı'nda Avrupalı ​​güçler arasında bölünmesinin ardından kıtanın sahipsiz kalan son bölümlerinden birinin kontrolünü ele geçirmek isteyen Voulet ve adamlarının, kaç Afrikalıyı öldürdüğünü ise gerçekte kimse bilmiyor. Ancak on binlerce olduğu biliniyor sadece.

Neredeyse durduğumuz her kasaba ve köyde, bize Voulet'in geldiği günü anlatmak isteyen yaşlı ve genç Nijerliler tanışıyorduk. Bu hikâyeler, griot tarzı hikâye anlatıcılarının anlattığı sözlü tarih geleneği veya ağızdan ağza söz yoluyla korunmuştu. Pek çok yerde Nijerliler bize gelip, “bizim tarihimizi ilk soranlar sizsiniz” diyordu. Köy, köy gezerken batıda unuttuğumuz ya da hiç bilmediğimiz kolonyal katliamların dehşetini görüyorduk: Dioundiou, Tibiri, Matankari, Lougou, Kuran-Kalgo gibi köyler, kasabalar katliamlarla dehşetler içerisinde bırakılmıştı.

Birnin Konni'nin Reis’i, "Bizi zengin buldu ve bizi fakir bıraktı." diye devam ediyor anlatmaya.

BBC olarak çekim yaptığımı öğrendikleri için, bunu bir fırsat olarak görüyor. Halkının hikâyesini anlatmak için o kadar önemli görmüştü ki, "BBC film yapımcılarının geleceğini duyduğunda, uzun zamandır beklenen Mekke haccını erteledi." diyor çevresindekiler. 

Voulet’in öldürme çılgınlığı, (hasta Afrikalı birliklerinin isyan edip onu vurmasından önce) yaklaşık altı ay sürdü. Soykırım misyonu onlarca yıldır Fransız yetkililer tarafından gizlendi. Voulet'in rutin hale getirdiği kitlesel baş kesmeleri ve işkenceleri, çağdaş basın ve politikacılar tarafından görmezden gelindi. Afrika güneşi tarafından dengesiz hale gelen bir subayın çılgınlığı olarak görüldü ve reddedildi. Ancak bu durum bile Fransız hükümetinin fethettiğini iddia ettiği toprağı talep etmesine engel olmadı.

Voulet’in ölümünden beş yıl sonra İngiliz bakanlar, Kuzey Atlantik’e 6.000 mil uzaklıktaki Newfoundland açıklarındaki yeri, Fransa’ya (Fransızların elindeki orkinos avlama hakları karşılığında) bıraktı. Bugün ki Nijer ile Nijerya arasındaki sınır da bu şekilde oluşturuldu. Sömürgeciliğin sıradan, acımasız gerçekliği tam olarak işte budur.

Ve varmaya çalıştığım nokta: Yolculuğumuzda tanıştığımız Nijerliler için, Voulet'in hikayesi sadece tarih değildi, şimdiki tarihlerinin de başlangıcıydı.

Tanıştığımız herkes, ülkelerinin uzaktan bir güç tarafından kontrol edilmeye devam ettiğini ya hissediyor ya da biliyor.

BM insani gelişme endeksi Nijer'i, dünyanın en düşük seviyesinde bulunan ekonomilerden biri olarak tanımlıyor.

Fransa'nın sömürgeleştirdiği diğer 11 Afrika ülkesi gibi -sözde Francafrique, Macron'un artık reddettiği bir terim- Nijer de para birimi olarak CFA frangını kullanıyor. CFA, Francaises d’Afrique Colonia (Afrika'nın Fransız Kolonileri) anlamına geliyordu. Şimdi ise bu ülklerin ekonomileri Communauté Financière Africaine'e (Afrika Finans Topluluğu) havale edildi. Her iki durumda da, her bir Francafrique hükümeti, para rezervlerinin en az% 50'sini Fransız hazinesine yatırmakla yükümlü. 1960 yılında bağımsızlık ilan edildiğinde bu oran % 100'dü. Banque de France, Batı Afrika'nın (Francafrique) ülkelerinin sahip olduğu altının % 85'ine sahip.

Rotamız boyunca karşılaştığımız birçok Nijerli yaslar içerisinde kolonyal nüfuzdan bahsediyordu. Burada bulunan insanların sadece bir kısmı (hayatta kalanlar) Fransız işletmelerinde çalışmış. Tespitlere göre Nijer uranyumu, Fransa'daki her üç ampulden birinin elektriğini karşılıyor. Nijer'in ise büyük bir kısmının bu süreçte elektriksiz kaldığı biliniyor. 1970'lerde Nijer'e bu uranyum için asgari bir miktar ödenmiş. 2014 yılına kadar da bir Fransız şirketi, uranyumu vergisiz bir şekilde ithal ediyordu. Madenciler, Bija Bara ve Abdou Haruna bölgelerinde onlarca yıldır; önlemsiz ve korumasız bir şekilde ham radyoaktif uranyuma maruz kaldı ve şu anda sağ kalanların birçoğu hasta. Çalışanların çoğu uranyum kaynaklı kanserlerden ötürü yaşamını yitirdi. La penetration coloniale'in onlar için anlamı iste tam olarak budur.

Bu aktardıklarımız, Macron’un yeni komisyonunun hesaba katması gereken "anılar ve gerçeklerden" sadece birkaçı.

Ama bu durum sadece Fransa için bir hesaplaşma olmamalı. Britanya'nın sömürge tarihi de; zulümler, örtbas etmeler ve devam eden sömürüler ile dolu. George Orwell'in 1948'de yazdığı gibi: "Kolonyal sömürüden elde ettiğimiz avantajları bir kenara atarsak, yüksek yaşam standardını karşılayabileceğimiz kesin değildir." Bu bugün için de çok doğru bir saptama; Avrupa'nın tüm sömürgeci ülkeleri için benzer hikâyeler var.

Bu geçmişle yüzleşmelerin zamanı geldi. Sömürgeleştiren ülkeler, Macron’un hatıralarının ve hakikatinin ötesine, gerçek bir hakikat ve uzlaşma sürecine geçmelidir.

Ve bu durumlardan kaçınılmaz olarak; tazminat sorunu ortaya çıkacaktır. Tazminatlar, genellikle önceki nesillerin yanlışlarının bir bedeli olarak; ödenmesi zaruri görülen meblağlar gibi dururken aslında bir gerçeği kabullenmeyi ortaya çıkarıyor. Aslında tazminatlar bugünkü Avrupalının yaşam standartlarının iyi olmasının bir bedeli olarak görülüyor. Avrupalının sahip olduğu ayrıcalıkların atalarının ve (kimileri için) bugünkülerinin zulmünü gösteriyor. Avrupa, zulmün üzerine inşa ettiği ayrıcalıklı yaşamının kefaretini ve muhasebesini yapmalı.

Birbirimize karşı gerçek bir saygı duymanın ve birlikte yaşamanın yeni bir yolunu bulmak istiyorsak hepimizin yüzleşmesi gereken bir sorunu çözmemiz gerekiyor. İster beyaz, ister siyah, ister kahverengi olalım bu sorunları çözmeden de barışı, adaleti ve huzuru bulamayız.

Kaynak: The Guardian

HABERE YORUM KAT