Düşük bütçeli sentetik ahlak; Dijital vicdan
2025 yılı biterken Türk Dİl Kurumu yılın kelimesi seçimi için bir anket yayınladı. Ankette 5 yeni kelime vatandaşların oylamasına sunuldu. Bu kelimeler “dijital vicdan, vicdani körlük, çorak, eylemsiz merhamet ve tek tipleşme” oldu. Ankette, bu kavramların her birinin hangi anlam yüküyle seçildiğini açıklayan kısa tanımlara da yer verilmiş.1
Türk Dil Kurumunun tanımına göre;
Dijital Vicdan, gerçek hayatta sorumluluk almayıp, sosyal medyadaki paylaşım veya beğenilerle vicdan rahatlatma eylemi,
Vicdani körlük, birey ve toplumların ağır zulüm karşısında ahlaki duyarlılıklarını yitirerek kayıtsızlaşması.
Çorak, kısır toprak anlamındaki kelime; manevi dünyadan küresel ısınma kaynaklı susuzluğa kadar geniş kapsamlıdır.
Eylemsiz merhamet, iyi niyete rağmen duygusal farkındalık ile sorumluluk alma arasındaki boşluğu görünür kılan ifade.
Tek tipleşme, bireylerin dil, düşünce, estetik ve mekan tercihleri açısından birbirine benzemesi durumu.
Seçilen bu kavramların ortak bir anlamsal zeminde buluşması, toplumsal ve bireysel ölçekteki yozlaşmanın boyutlarını göstermesi bakımından oldukça manidardır. Türk Dil Kurumu, bu çalışmasıyla çağımızın ahlaki ve kültürel erozyonlarını isabetli bir şekilde isimlendirerek önemli bir kavramlaştırma başarısı göstermiştir.
Gerçekleştirilen anket sonucunda Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılının kelimesi olarak, daha doğrusu yılın temel kavramı olarak tescillediği "Dijital Vicdan", modern insanın kendi iç dünyasında kurduğu mahkemeyi, piksellerden müteşekkil sentetik bir sahnede nasıl tasfiye ettiğinin ibretlik bir vesikasıdır. TDK’nın sözlüğünde ferdi kendi fıtri değerleriyle amansız bir muhasebeye zorlayan 'içsel bir yargıç' olarak tarif edilen vicdan, dijitalleştiği anda bu otonom gücünü yitirerek, sığ bir dışsal onay mekanizmasına indirgenir. Hakiki vicdan huzursuzluk verir, bedel ödetir ve insanı sarsar; oysa dijital vicdan, bir "beğen" butonuyla ulaşılan, kişiyi yargılayan değil, aksine onu sosyal onay labirentlerinde ferahlatan ruhsuz bir tıklanabilir işlemden vicdani bir anesteziye dönüşür.
Bu noktada karşımıza çıkan en büyük tehlike, müslümanların toplumsal sorumluluğu bireysel bir psikolojik arınma aracına dönüştürerek Slacktivism2 (Tembel Aktivizm) tuzağına sürüklenmesidir. Bir zulme karşı tepki göstermenin onurunu, sadece bir görseli paylaşmanın hafifliğine indirgeyen bu tavır, zihni sahte bir eylem tamamlanmışlığı hissiyle uyuşturan modern bir gaflet perdesidir. Saff Suresi’nin 2 ve 3. ayetlerinin "Ey iman edenler, niçin yapmayacağınız şeyler söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında çok çirkin bir davranıştır" ikazı, bugün klavye başında dünyayı kurtardığını sanan, ancak fiili hayatta bir adım bile atmayan bizlerin yüzüne çarpılan, imanın pratik hayattaki şahitlik vasfını yitirdiğine dair sarsıcı bir uyarı mahiyetindedir. Dijital vicdan, eylem yanılsaması yaratarak mümini eylem taklidine dayalı sahte bir konfor alanına hapseder ve onu asli ihya ve ıslah sorumluluğundan alıkoyar.
Bu durum beraberinde "Düşük Bütçeli Ahlak" dediğimiz o ruhsuz garabeti getirmektedir. Zira İslamda ahlak, bedelsiz bir süs değil; kaynağını vahiyden alan, sarsılmaz bir imanın amele dönüşmüş, bedeller (can, mal, zaman) isteyen en yüksek tezahürüdür. Kur’an-ı Kerim, "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe eremezsiniz" (Ali İmran, 92) ve "Allah müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır" (Tevbe, 111) buyururken, dijital vicdan bizlere "bedelsiz bir cennet" ve "ter dökülmemiş bir selamet" vaat eder. Bu sanal duruş, fedakârlığı lügatinden çıkaran ve sorumluluğu sadece bir ekran parlaklığına hapseden bir ahlaki erozyondur. Hakiki ahlak, mümini konfor alanından söküp alan ilahi bir disiplindir. Eylemsiz bir ahlak, sadece bir iddiadan ibarettir; oysa iman, statik bir kabul değil, her an diri tutulması gereken dinamik bir süreçtir.
Modern zamanın bir diğer hastalığı ise "Virtue Signaling"3 (Erdem Sinyalleme/Sahte Erdemlilik gösterşi) üzerinden kurulan modern riyadadır. Erdem sinyalleme, eylemin zahmetinden kaçıp görüntünün konforuna sığınan sinsi bir ahlaki(?) duruştur. Ma’un Suresi’nde tasvir edilen "gösteriş yapanlar" portresi, bugün sosyal medya profillerinde yeniden canlanmaktadır. Gazze’nin arşı titreten feryadı veya Doğu Türkistan’ın sessiz çığlığı, dijital panayırlarda profil parlatmaya yarayan birer 'içerik' malzemesine, etkileşim nesnesine indirgenmektedir. Ahlakın özü olan ihlas, yerini görüntüleme sayıları ile ölçülen ve "beğen" ile takas edilen bir itibar yönetimine bırakıyor; erdemin bizzat kendisi değil, erdemli görünüyor olmanın getirdiği sosyal sermaye hedeflenmektedir. Acının estetikleştirilmesi ve trajedi üzerinden profil parlatılması, vicdanın değil, narsistik bir tatminin tezahürüdür; burada mazlumun acısı, ekran başında oturan bireyin narsistik tatmini için feda edilen sanal bir kurbana dönüşmektedir. Zira bu eylemsiz beğeniler, mazlumun yarasına merhem olmak bir yana, sadece failin kendi sosyal imajını cilalayan ve ona bedelsiz bir vicdan konforu sunan psikolojik bir illüzyon işlevi görmektedir.
Bunun doğal bir sonucu olarak “Şefkat Yorgunluğu”4 (CompassionFatigue) denilen toplumsal bir hissizleşmeyi beslemektedir. Ekranda hızla kaydırılan her trajik imge, kalbin hissiyatını biraz daha köreltmektedir. Bakara Suresi 74. ayette taşlardan daha katı olduğu haber verilen 'Kasvet-i Kalp' (kalp katılığı) illeti, bugün kalbin temas ettiği o soğuk dijital ekran camının hissiyatsızlığına bürünmesiyle kitlesel bir boyut kazanmıştır. Ayetteki taş teşbihi ile dijital ekranın donuk camı arasındaki bu sinsi bağ, kalbin de camlaşarak hissiyatını yitirmesine ve acının ekranda sadece seyirlik bir nesneye dönüşmesine yol açmaktadır. Acı, sadece bir veri (data) yığınına dönüştüğünde, taşlardan daha katı kalplerin inşası kaçınılmaz olur. Sanal dünya, bizi acının tanığı değil, acının izleyicisi haline getirmektedir.
Müslüman zihnin bu noktada en çok yanıldığı alanlardan birisi de "Kötülüğü elinizle düzeltin" hadisidir. Hadis-i şerifteki "el" (yed) kavramı, klasik tefsir geleneğinde sadece fiziksel bir uzvu değil; bir iradenin yeryüzünde cisimleşmesini, yani gücü, otoriteyi ve velayeti temsil eder. Dolayısıyla bu nebevi emir, asla sadece bir klavye tuşuna veya dokunmatik ekran kaydırmasına indirgenemez; zira "el", bir iradenin cisimleşmiş halidir. "El", fiili müdahaledir. Dijital bireyciliğin atomize edici etkisine karşı Saff suresi dördüncü ayette “Bilin ki Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever.” bahsedildiği gibi 'bünyanunmersus' (kenetlenmiş bir bina) formunda yükselen bir cemaatleşme iradesidir, infaktır, teri dökülen bir emektir. İletişimin gücü ve sosyal medyanın kapsayıcılığı elbette bir imkândır; ancak bu platformları elinde bulunduran küresel güçlerin uyguladığı sistematik sansür ve algoritma manipülasyonları, bizi sadece onların izin verdiği kadar vicdanlı kılmaktadır. Müslüman, fıkhi ve ahlaki sorumluluğun sınırı olan istitaat (imkân) dairesinde fiili bir karşılık üretme potansiyeline sahipken, bu imkânı dijital bir tepkinin sığlığında israf ederek eylemden kaçınıyorsa –ki bu emanete hıyanettir– bu "el ile müdahale" değil, sorumluluktan kaçıştır.
Çözüm, konjonktürel, yüzeysel ve sığ tepkisellikte değil, ihya ve ıslah çerçevesinde anlamlı birliktelik ve faaliyet üreten vizyondadır. Geleneksel ve refleksif dindarlığın sığ sularından çıkıp, "Tahkiki İman"ın ve evrendeki değişim yasası olan "Sünnetullah"ın izini sürmelidir. “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda olanı değiştirmez.”Rad suresi 11. ayet bu sünnetullahı açıklamaktadır. Toplumsal dönüşüm, ancak özdeki değişimin dışa taşmasıyla mümkündür. Müslüman, dünyanın gidişatını sadece bir ekranın arkasından izleyen bir "seyirci" değil; hakkın, adaletin ve merhametin yeryüzündeki "Şahit"i olmak zorundadır. “...sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şahit (örnek) olasınız.” Bakara 143. ayeti bu gerçeği ortaya koymaktadır. Dijital vicdanın uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, klavye başındaki sanal cihadı, hayatın tam merkezinde somut bir çabaya, örgütlü bir iyiliğe ve bitmek bilmeyen bir ıslah mücadelesine dönüştürmektir. Vakit, sinyalleme vakti değil; şahitlik etme, inşa etme ve ihya olma vaktidir.
Dipnotlar:
1. https://tdk.gov.tr/icerik/basindan/turk-dil-kurumu-2025-yilinin-kelimesi-kavramini-acikl adi-dijital-vicdan/
2. Christensen, H. S. (2011). "Politicalactivities on the Internet: Slacktivismorpoliticalparticipationbyothermeans?". First Monday, 16(2).
3. Bartholomew, J. (2015, April 18). "Theawfulrise of 'virtuesignalling'".The Spectator.
4. Figley, C. R. (1995). Compassion Fatigue: Copingwith Secondary Traumatic Stress Disorder in Those Who Treatthe Traumatized. New York: Brunner/Mazel.







YAZIYA YORUM KAT