1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İran neden Körfez’i vuruyor?
İran neden Körfez’i vuruyor?

İran neden Körfez’i vuruyor?

Siyonist İsrail-ABD’nin İran saldırısı ve İran’ın misilleme kapsamında Körfez ülkelerine dönük hamlelerini değerlendiren Abdullah el-Muheysini “İran neden Körfez’i vuruyor? Ne istiyor? Ve süreç nereye evrilebilir?” sorularına açıklık getiriyor.

03 Mart 2026 Salı 11:02A+A-

Abdullah el-Muheysini tarafından yapılan ve Şam Pusulası’nın paylaştığı yazı şöyle:

Akıl ve stratejik mantık şunu söyler: Bir savaşa giren aktör, cephe sayısını azaltmaya çalışır; genişletmeye değil. O hâlde Tahran, ilave baskı ve yeni çatışma alanları doğuracağını bilmesine rağmen neden Körfez’i hedef almaktadır?

Asıl kırılma noktası askerî değil, siyasidir. Hedefin artık yalnızca nükleer programı sınırlamak değil, doğrudan rejim değişikliği olarak ilan edilmesi, mücadelenin tavanını varoluşsal bir seviyeye taşımıştır. Bu söylemin, yönetimin birinci halkasını hedef alan saldırılarla eş zamanlı gelmesi, verilen mesajı daha da netleştirmiştir: Süreç, bir kriz yönetiminden çıkmış; karşı tarafın iradesini kırmaya yönelik açık bir hesaplaşmaya dönüşmüştür.

Bu noktada İran’daki karar alıcılar iki zor seçenekle karşı karşıya kalmıştır: Ya içeride stratejik bir yenilgi olarak algılanabilecek bir siyasi geri adımı kabullenmek ya da çatışma alanını genişleterek bedeli herkes için yükseltmek. Tercih edilen yol ikincisi olmuştur. Mantık açıktır: “Eğer hedef beni devirmekse, bunun bedelini bölgesel ve küresel düzleme taşırım.”

Körfez’in hedef alınması, duygusal ya da tepkisel bir adım değil; bilinçli bir baskı unsurudur. Körfez, küresel enerji sisteminin merkezidir. Hürmüz Boğazı sıradan bir deniz geçiş hattı değil, dünya ekonomisinin şah damarıdır. Bu hattın tehdit edilmesi, piyasaları sarsmak ve savaşın dar bir coğrafyayla sınırlı kalmayacağını tüm dünyaya göstermek anlamına gelir. İran’ın mesajı nettir: Eğer hedef benim sistem dışına itilmemae, bu tercihin bedelini küresel ekonomi öder ve o noktada arabuluculuk kapıları ardına kadar açık hâle gelir.

Ne var ki bu yaklaşım büyük bir kumardır. Cepheyi genişletmek, siyasi baskıyı Körfez’le doğrudan askerî bir yüzleşmeye dönüştürebilir. Bu da daha ağır ekonomik yaptırımlar ve daha yoğun askerî saldırılar demektir. İran, bir anlamda risk alarak ayakta kalma stratejisi izlemektedir: Ya hızlı bir uzlaşma dayatılır ya da etrafındaki kuşatma daha sert ve daha kapsamlı hâle gelir.

Öte yandan İsrail, somut bir kazanım elde etmeden süreci sonlandıramaz. Sonuçsuz bir geri çekilme, caydırıcılık kaybı olarak okunur ve bir sonraki çatışma turunun çok daha karmaşık olacağı anlamına gelir. Bu nedenle çatışmanın maliyetini üstlenmeye mecburdur ve doğal olarak uluslararası angajmanı genişletmeye çalışmaktadır. Her ne kadar Körfez ülkeleri, topraklarının bir vekâlet savaşına dönüşmesini istemese de...

Avrupa, büyük savaşların yıkıcı bedelleriyle şekillenmiş stratejik hafızası nedeniyle doğrudan askerî sürüklenmeden kaçınma eğilimindedir.

Çin ve Rusya, soğukkanlı bir hesapla süreci izler; çıkarlarını korurken rakiplerinin yıpranmasını bekler, doğrudan çatışmaya girmeden dengelemeye çalışır

 Amerika Birleşik Devletleri ise askerî üstünlüğüne rağmen, uzayan bir savaşın bölünmüş iç siyaseti üzerindeki baskısı nedeniyle uzun soluklu bir çatışmayı siyasi açıdan maliyetli görmektedir.

Ortaya çıkan tablo, önceki dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde karmaşıktır.

Savaş, başlangıçta sınırlı hedeflerle yürütülen bir operasyon olarak tasarlanmış olsa da bugün hedeflerin yeniden tanımlandığı kritik bir eşiğe dayanmıştır.

Süre uzadıkça hesap hatası riski artmakta, tüm aktörler belirsizlik alanına biraz daha yaklaşmaktadır.

Peki süreç nereye evrilebilir?

Kesin bir cevap yok.

Küresel ekonomik baskılar bir uzlaşmayı zorlayabilir; çatışma bölgesel ölçekte genişleyebilir; ya da düşük yoğunluklu fakat derin etkiler üreten uzun bir yıpratma sürecine girilebilir.

Böylesi anlarda hikmet, söylem çıtasını yükseltmekte değil; riskleri soğukkanlılıkla yönetebilmektedir.

Devletler için öncelik, iç dayanıklılığı tahkim etmek ve mümkün olduğunca ateşten güvenli mesafeyi korumaktır.

“Zira savaş zamanlarında asıl kazanan, en yüksek sesi çıkaran değil; herkes sarsılırken ayakta kalabilendir.”

Allah’ım, ülkemizi ve Müslümanların beldelerini her türlü kötülükten ve beladan muhafaza eyle.

 

HABERE YORUM KAT