1. HABERLER

  2. ETKİNLİK-EYLEM

  3. Başakşehir Özgürder'de "Geçmişten günümüze direnişin toprağı Gazze" kitabı değerlendirildi
Başakşehir Özgürder'de "Geçmişten günümüze direnişin toprağı Gazze" kitabı değerlendirildi

Başakşehir Özgürder'de "Geçmişten günümüze direnişin toprağı Gazze" kitabı değerlendirildi

Başakşehir Özgür-Der Kadın Okumaları Grubu gerçekleştirdiği etkinlikte , Zahide Tuba Kor’un; "Geçmişten günümüze direnişin toprağı Gazze" kitabını Arzu Vural ve Günay Bulut değerlendirdi.

14 Şubat 2026 Cumartesi 18:17A+A-

Zahide Tuba Kor tarafından yazılan  "Geçmişten günümüze direnişin toprağı Gazze" kitabında geçen kitabında şu hususlara dikkat çekiyor.

Genel olarak ‘Ortadoğu’yu Amerika ve petrol üzerinden tanımlayan dar bir zihin haritamız var. Zaman zaman İşgalciyi (neredeyse) tanrılaştıran söylemler duyuyoruz.

Sorulması gereken asıl sorular şunlardır: Ortadoğu’da, neler oluyor? Sahadaki aktörler kimdir? Kapasiteleri nedir? Bölge gerçekliği nasıl şekillenmektedir? Kendi coğrafyamızda kendi gerçeğimizi yaşatabilmenin imkanları nelerdir?

‘Filistin’i konuşmak üzere katıldığım toplantılarda sorulan soruların başında “Filistinliler topraklarını sattı mı?”, Hamas Terörist ya da İşgalci ajanı mı? Biz ne yapabiliriz? Boykot işe Yarar mı?” geliyor.

Bu soruların sağlıklı cevaplanabilmesi için kirli bilginin ifşa edilmesi ve doğru bilginin ortaya konulması gerekiyor.  

“Hamas terör örgütüdür. 7 Ekim yapıldıysa bundan İşgalcinin haberi vardır; o hâlde Hamas İsrail ajanıdır.” iddiaları, saha gerçekliğinden kopuk, cahilce ve temelsiz iftiralardır.

Filistin halkının meşru iradesi Hamas’ı teröristlikle yaftalamak İşgalciye hizmet etmektir. Türkiye’de Hamas’ı terör örgütü olarak niteleyen bazı çevrelerin İşgalci propagandası yürüttüğü görülmektedir. 7 Ekim sonrasında Türkiye’de bir ırkçı partinin üyeleri İşgalciye savaşmaya gitti; parti yöneticileri boykotun kırılması için özel çaba sarf etti. Bu gruplar sosyal medyada oldukça aktif olup genç nesilleri zehirlemektedirler.

30 Haziran 2024’te Kayseri’de Suriyelilere yönelik bir söylenti yayıldı ve kısa süre içinde insanların evleri ve araçları yakılmaya başladı. Aynı günlerde Gazze’de de insanlar benzer acıları yaşıyordu. Yalan yanlış bilgilerle sosyal medyada zehirlenen gençler Suriyeli göçmenlere saldırmaya kışkırtıldı. Bu ortamda yıllardır farklı mecralarda yapmış olduğum başta Suriye ve Filistin olmak üzere ‘Ortadoğu’ konuşmalarımı bir Youtube kanalında toplamaya karar verdim. Videoların büyük kısmını kanala yükledik. 7 Ekim Aksa Tufanı hakkındaki videolar yüklenmeye başlanınca kanalım kapatıldı. Bu kapatma organize ve bilinçliydi. Kapatmaya itirazımız reddedildi. Benim kanalımı susturmak istedikleri açıktı. Çünkü kapatılmaya gerekçe gösterilen konuşmalarım ilk yayımlandıkları farklı platformlarda dağınık halde hâlâ daha duruyor. Benim kanalım susturuldu.

Suriye ve Filistin konusunda ülkemizdeki ırkçı söylem tekelini kıran içerikler üretmem bazı çevreleri rahatsız etti. Suriye ile ilgili videolarıma birbirine benzer dille çok sayıda olumsuz yorum bırakıldı ve iki gün içinde kanalım kapatıldı. Bunun üzerine kitap yazdım.

Bugün birçok insan, Filistin’de sahada yaşanan gerçekleri bilmiyor. “Hamas da 7 Ekim’i yapmasaydı.” diyerek boykota katılmayan dindarlar var. Oysa coğrafyamızda kan döken işgalciyi tanımadan Filistin’i anlayamayız.

Gazze bir ilk değildir. Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de aynı kanlı ellerin iş birliğiyle soykırım yaşandı. Sudan’da hala Gazzevari bir kıyım yaşanmaktadır. Bunlar arasında en fazla duyarlılık gösterileni yine de Gazze oldu. Çünkü Gazzeliler soykırımı sosyal medya aracılığıyla dünyaya canlı olarak izlettiler. Ama Dünya bu soykırımı durduramadı. Zulüm görünse de görünmese de harekete geçen etkili bir irade hala yok.

Bugün Gazze’de yaşananların provası Irak’ta yapılmıştır. Irak’ın altyapısı tamamen yok edilmiştir. Gazze’ye yönelik görev yapan birçok uzman daha önce Irak’ta çalışmış kişilerdir.

ABD’nin Irak’a saldırmasının en önemli nedeni İşgalcinin güvenliği olmuştur. İşgalci Amerika’yı Irak’ı vurmaya teşvik etmiştir. Bugün Gazze’deki soykırım için iş birliği yapan Amerikan Evangelik Hristiyanları ile Siyonist Yahudiler arasındaki iş birliği Irak işgalinde de yapılmıştır.

1991 Körfez Savaşı’nda ABD kırk gün boyunca 20. yüzyılın en yoğun bombardımanlarından birini gerçekleştirdi. 1990’larda uygulanan ambargo, kirletilmiş su kaynakları ve çevresel yıkım nedeniyle Irak’ta bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti.

Bugün Gazze’de yaşanan zulüm 7 Ekim’le başlamadı. İşgalciler Filistin’de yüz yıldır kan dökmektedir.

Eğer Suriye meselesinde yalan propagandaları zamanında etkili biçimde çürütebilseydik, bugün Gazze konusunda bu kadar yoğun manipülasyon yapılamazdı. İşgalcinin soykırımına karşı çıkanlara organize linç kampanyası yürütülmektedir. Gerçeği ortaya koyan kişiler organize bir medya ağı tarafından susturulmaya çalışılmaktadır.

Filistinliler Topraklarını Sattı mı?

İşgalcinin en güçlü propagandalarından biri Filistinlilerin topraklarını sattığı iddiasıdır. Tarihî haritalar incelendiğinde bu iddianın gerçek olmadığı görülür.

Yahudilerin Filistin’e göçü 1880’lerde başlamıştır. İngiltere 1917’de Filistin’i işgal ettiğinde Yahudilerin sahip olduğu toprak oranı yalnızca %2 idi. 1920–1948 arasında İngiliz manda yönetiminin Yahudilerin toprak edinmesini kolaylaştıran uygulamaları bu oranı %6,5’e yükseltti.

Osmanlı döneminde toprakların yaklaşık %80’i devlet arazisiydi. Osmanlı’nın yıkılmasıyla bu topraklar manda yönetimine geçti. Manda yönetimi şahıs arazilerine ağır nakdi vergiler uygulayarak birçok arazinin satışını zorunlu hâle getirdi. Lübnan’daki Hristiyan Sursock ailesi Yahudilere büyük toprak satışları yapan ailelerden biridir.  Birinci Dünya savaşından sonra Lübnan Fransız Mandasında, Filistin İngiliz mandasında kalınca Lübnan’da yaşayan büyük toprak sahipleri Filistin’deki topraklarını işletemediler. Ve satmaya mecbur kaldılar. Ancak 1948 yılına gelindiğinde Filistin’deki Yahudilerin elindeki toprak oranı yalnızca %6 idi. İşgal devletinin kâğıt üstünde kurulduğu tarihte Filistin topraklarının %94’ü Filistinlilere aitti.

1947’de Birleşmiş Milletler Filistin’i bölme planıyla toprakların %56’sını Yahudilere vermiştir.  Bu karar sonrası Siyonistlerle Filistinliler arasında çatışmalar başladı ve 1948 Arap-İşgalci savaşı sonunda İşgalcinin kontrol ettiği toprak oranı %78’e çıktı. Böylece Filistin topraklarının %72’si savaş ve işgal yoluyla ele geçirildi.

7 Ekim öncesi Gazze’de neler oldu?

2000–2005 yılları arasında İşgalci Batı Şeria ve Gazze’de ağır operasyonlar gerçekleştirdi. 2005’te Gazze’den tek taraflı çekilirken bölgeyi abluka altına aldı. Kara, deniz ve hava yollarını tamamen kesti. 24 saat Gazze semalarında dolaşan İHA’larla Gazze’yi gözetledi. Gazze adeta açık hava hapishanesine, bir toplama kampına dönüştü.

2006 Filistin seçimlerinde Hamas hem Gazze’de hem Batı Şeria’da oyların yaklaşık %60’ını aldı. Uluslararası gözlemciler, bu seçimi Ortadoğu’nun en temiz ve şeffaf seçimi olduğunu açıkladı. Ancak İşgalci, Hamas’tan Oslo anlaşmalarını kabul etmesini, silah bırakmasını ve işgalciyi tanımasını istedi. Hamas bunu reddedince Gazze’ye ağır ambargo ve abluka uygulandı ve yıllar boyunca Hamas’ı bitirmek gayesiyle defalarca Gazze’yi bombaladı. (2008-2009-2014- 2018-2021)

Alt yapısı ve üst yapısı çökmüş Gazze’de temel ihtiyaç malzeme girişi dahi kısıtlandı. Elektrik günde birkaç saat verildi. Temiz suya ulaşabilen nüfus oranı %10 idi.  Kanser hastaları için radyasyon cihazı, diyaliz cihazı dahil olmak üzere tıbbi malzeme girişine, tarımsal gübre girişine izin verilmedi. Gıda ise nüfusun minimum kalori ihtiyacı kadar girdiği için fiyatlar çok yüksekti.

Gazze’den dışarı çıkmak ve dışardan Gazze’ye girmek imkansızdı. Gazzeliler sağlık, eğitim, seyahat nedeniyle Gazze’den dışarı çıkamaz, dışarı çıkmış olanlar bir daha geri dönemez durumdaydı. 2014 yılından itibaren hazırlanmış BM ve Dünya Bankası raporları 2020’ye gelindiğinde Gazze’nin yaşanamaz hâle geleceğini öngörüyordu.

Aksa Tufanı neden 7 Ekim’de patladı?

1-Eğer 7 Ekim yapılmasaydı o ay içinde İşgalci Suudlarla İbrahim anlaşmalarını imzalayacaktı. Eğer bu anlaşma imzalansaydı Filistinlilerin yaşadığı abluka, ambargo ve yurtsuzluk yok sayılarak işgalciyi güven altına alan yeni bir bölgesel düzen kurulacaktı. Hamas buna geçit vermedi.

2-İşgalci, 2023 yazında kusursuz Kızıl Düvelerin dünyaya geldiğini duyurdu. Bu kızıl inekleri kurban ederek ahir zamanı başlatarak Romalıların yıktığı Süleyman mabedini inşa etmeye hazırlanıyorlardı. Nisan 2024’deki Yahudi bayramında Mescid-i Aksa’yı yıkmaya karar vermişlerdi.

3-Batı Şeria’daki Filistinlilerin evlerine, arazilerine el konularak Batı Şeria’nın işgal ve ilhakı hızla ilerliyordu.

4-İşgalci hapishanelerinde beş binden fazla Filistinli esir çok kötü koşullarda sebepsizce hapsediliyordu. Hamas onları kurtarmak istiyordu.

Bunlar gerçekleşmeden önce Kassam Tugayları Aksa Tufanı’nı başlattı. Gazzeliler dediler ki biz zaten yavaş yavaş ölüyoruz.  Bari ölümümüz Mescid-i Aksa için olsun. Ve anlamlı ölümümüz tüm dünyayı uyandırsın. Şehadete gönüllü olanlar  düşündü ki sonraki olacak olaylar zaten İslam Dünyasını ayağa kaldıracaktır. İslam Dünyasının işgalcinin Filistinlilere yönelik saldırıları engelleyeceğine dair beklentileri hayal kırıklığına dönüştü.

Küresel ve Bölgesel Dengeler

Bölgemizdeki yıkım ve soykırımların ardında ABD ve Batı Devletleri vardır. Siyonistler Gazze’deki soykırımı tek başına yapmıyor.  Evangelist Siyonistler, Müslüman Siyonistler ve sessiz kimliksiz kitleler bu soykırıma ortaktır.

ABD’deki Evangelik gruplar İşgalciyi teolojik bir zorunluluk olarak desteklemektedir. Bu gruplar da tıpkı Siyonistler gibi Mescid-i Aksa’nın yıkılması ve Süleyman Mabedi’nin yeniden inşa edilmesi ve Mesih’in yeryüzüne inmesi gibi inanç temelli hedeflere sahiptir.

Ortadoğu’daki birçok otoriter yönetim İşgalci ile örtülü veya açık iş birliği içindedir. İbrahim Anlaşmaları bu iş birliğinin kurumsal hâle gelmiş örnekleridir.

Netanyahu’nun politikaları hem ideolojik hem kişisel siyasi hesaplarla şekillenmektedir. İşgalci koalisyon hükumeti radikal dini Siyonist gruplardan oluşmakta ve büyük İşgal için vaat edilmiş topraklara yayılmayı hedeflemektedir. Netanyahu hakkında açılmış yolsuzluk davaları da soykırımın sürdürülmesinde, savaşın yayılmasında etkilidir.

Boykot Meselesine gelince;

Boykot yalnızca işgalciyi finanse edenlerden alışveriş yapmamak değildir. Kendi ihtiyaç maddelerimizi üretmekle birlikte, fikir dünyamızı özgürleştirmek ve kültürel bağımsızlığımızı kazanmak çabası da boykotun parçasıdır.

İşgalci yalnızca askerî güçle değil, psikolojik ve ekonomik savaş yöntemleriyle de hareket etmektedir. Bölgedeki İşgalci ile iş birliği içindeki birçok rejim, İşgalci ile birlikte insani yardımlardan bile ekonomik çıkar sağlamaktadır. Saflarımızı mazlumdan yana netleştirip, önceliklerimizi değiştirmeye, alternatif yol ve imkanları açmaya mecburuz. Her birimiz Filistin’le dayanışma hususunda daha fazla inisiyatif ve sorumluluk almalıyız.

Sonuç

İşgalci Gazze’yi teslim alamadıkça saldırganlaşıyor. Gazze’nin direnişi yalnızca askerî değil, aynı zamanda dini, kültürel, ekonomik bir direniştir. İşgalcinin ardındaki eli kanlı devletler ve çıkar ağları apaçık ortaya çıkmıştır. Devletlerle halkların arasındaki mesafe açığa çıkmıştır.

Gazzeliler, yıllardır abluka altında yaşamalarına rağmen güçlü bir inanç ve sağlam bir eğitim bilinci geliştirmiştir. Ambargo altında icat toplumu oldular. Kendi silahlarını ürettiler.

7 Ekim sonrasında işgalcinin yıllar içinde oluşturduğu yenilmezlik miti, Filistin’in Yahudiler için güvenli bir yurt olduğu, İşgalcinin ahlaklı olduğu tezleri çökmüştür. Artık İsrail'de siyaset büyük kavga ve hesaplaşmalara gebedir.

Batı toplumlarında Filistin konusunda artan farkındalık, yeni bir insani dönüşümü başlatmıştır. İslam’ı araştıran ateistler, nihilistler var. Evangelizmi terk eden Hristiyan gençler var. Siyonizm’i reddeden Yahudiler var. Batı toplumlarında yükselen protestolar ve akademik çevrelerde oluşan yeni tartışmalar, önümüzdeki yıllarda küresel siyaseti belirleyecek.

İşgalci kadar uluslararası kuruluşlar da artık meşruiyetini yitirmiştir. Gazze halkının gösterdiği direniş, tarihe insanlık onurunun güçlü bir örneği olarak geçmiştir. Bu süreç er ya da geç bu onurlu tavır lehine sonuçlanacak. En büyük temennimiz, bu zaferi hak eden hayattaki Gazzelilerin bu tarihi sonu görebilmesidir.

HABERE YORUM KAT