1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Amerika Birleşik Devletleri'ne güvenilebilir mi? Tarih, hayır diyor!
Amerika Birleşik Devletleri'ne güvenilebilir mi? Tarih, hayır diyor!

Amerika Birleşik Devletleri'ne güvenilebilir mi? Tarih, hayır diyor!

Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası yükümlülüklerine ve anlaşmalarına sırtını dönerek ya da bunları Senato’da oylamaya hiç sunmayarak uluslararası hukuku ihlal etmektedir.

24 Nisan 2026 Cuma 11:03A+A-

Dr. George Katsiaficas’ın MEMO’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Teflon Trump ne kadar hiçbir şeyin kendisine yapışmamasını istese de, ABD’nin İran’da utanç verici bir yenilgiye uğradığı artık gayet açık. Onun “koşulsuz teslimiyet” vaadi, “savaş başlatmayacağı” ve “barış başkanı” olacağına dair seçim vaatlerinden daha da boş. Zafer ilan etmenin bir yolunu bulmak için çırpınan Trump, ABD’yi kazanan ilan ediyor. Yalanlarına küresel bir rıza gösterilmesi için o kadar çaresiz ki, deliliğini desteklemeyen dünya liderlerine (kendi MAGA sadıklarından bazıları dâhil) saldırmaya başladı. İran medeniyetini tamamen yok etmekle tehdit ettikten sonra, Papa Leo'ya “ezik” diye saldırdı ve kendini İsa’nın reenkarnasyonu olarak gösterdi. Delüzyonel Donald’ın alçakça eylemlerinin sonu yok mu?

Daha da kötüsü, dalkavuk alt kadrosu onun iktidar hırsını besliyor ve diktatörce tarzını taklit ediyor. Pakistan’da İranlı üst düzey yetkililerle 21 saat süren görüşmelerin ardından, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’ın ABD’nin taleplerini kabul etmedeki “başarısızlığını” kınadı.

Sanki bir emlak anlaşması yapıyormuş gibi konuşan Vance, “en iyi ve son teklifini” sunduğunu ısrarla vurguladı. O, müzakere etmek için İslamabad’a gitmedi; teslim şartlarını dayatmak için gitti. Trump ve Vance için gerçek müzakereler söz konusu bile değil. Onlar, İsrail’in şartlarına göre anında bir barış anlaşması arıyorlar.

İran, ABD tarafının güvenini kazanamadığını açıkladı ve haklı da. Anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi için yürütülen müzakereler sırasında, ABD ve İsrail planlanan görüşme oturumları arasında iki kez ani saldırılar düzenledi, ülkenin liderlerini suikastla öldürdü ve hastaneleri, okulları ve sivil konut binalarını büyük ölçüde tahrip etti. İranlılar, haklı nedenlerle ABD’nin dürüstlüğünden haklı olarak şüphe duyuyor. 2015 yılında, Obama yönetimi döneminde ABD ile İran arasındaki nükleer anlaşmanın (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) sonuçlandırılması yüzlerce saat sürmüştü. Trump’ın ilk döneminde, Kongre’ye danışmadan tek taraflı olarak anlaşmayı feshetti ve İran’a yeniden yaptırımlar uyguladı (İran şimdi bu yaptırımların kaldırılmasını istiyor). 2023 yılında, Başkan Biden milyarlarca dolarlık İran varlıklarının serbest bırakılmasını kabul etti. ABD bu varlıkları hâlâ elinde tutuyor.

Mevcut krizin kaynağı doğrudan Trump'ın otokratik davranışlarına dayandırılabilir.

Şimdi, sadece 21 saatlik görüşmelerin ardından, kendi dar çevresi dışındaki kimseye danışmadan, normalde bir savaş eylemi olarak kabul edilen Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınmasını emretti.

Vance’in İslamabad’daki tavırlarının gerçekçi olmayan, hatta olgunluktan uzak niteliği, 1973 Paris Barış Anlaşması’nı imzalamak için dört yıl sekiz ay uğraşan ABD’li müzakereci Henry Kissinger ve Vietnamlı Le Duc Tho ile karşılaştırıldığında daha da net bir şekilde ortaya çıkıyor. Vance, bir günden az bir süre sonra Pakistan’dan ayrıldı ve İran’ı “bizimle oyun oynamaması” konusunda uyardı; sanki ABD’nin kendi tercihi olan savaşın yol açtığı yıkım bir video oyunuymuş gibi.

Ne yazık ki, ABD’yi mağlup eden ülkelerin tarihi, İran’ın mevcut endişelerine, Washington’un vaat edebileceği hiçbir şeye güvenmemesi için daha da fazla neden sunuyor. Kuzey Kore ve Vietnam ile barış anlaşmaları imzaladıktan kısa bir süre sonra, Amerika Birleşik Devletleri bu anlaşmaları derhal ihlal etti. Kısacası, başkan kim olursa olsun, ABD güvenilir kabul edilemez. Demokrat ya da Cumhuriyetçi olsun, başkanlar gelir geçer, ancak ABD’nin sahtekârlığı ve aldatmacası sabit kalır.

İran tarafının günümüzdeki başlıca taleplerinden biri, ABD’nin ülkeyi tahrip ettiği için tazminat ödemesidir. Bu konuyla ilgili olarak, 1 Şubat 1973 tarihinde Başkan Richard Nixon’ın Vietnam Başbakanı Pham Van Dong’a gönderdiği bir mektupta, Nixon, ABD’nin (27 Ocak 1973 tarihinde imzalanan) “Kuzey Vietnam’ın savaş sonrası yeniden inşasına katılımı”na ilişkin anlaşmayı yerine getireceğini belirtmiştir. Nixon, tazminatın “…beş yıl boyunca 3,25 milyar dolarlık hibe yardımı aralığında olacağını” tahmin etmişti. Vietnamlı yetkililer, Nixon’ın sözüne güvendiler ve bu milyarlarca doları savaş sonrası planlamalarına dâhil ettiler. Agent Orange, B-52’ler ve yarım milyon Amerikan askerinin tahribatıyla harap olmuş bu ülkeye tek bir kuruş bile ödenmedi. Ayrıca, 1954 Cenevre Anlaşması'nın Vietnam'a iki yıl içinde doğrudan başkanlık seçimleri yapılacağına dair söz verdiği de unutulmamalıdır. Bu süre dolmak üzereyken, ABD Başkanı Eisenhower, Ho Chi Minh'in oyların %80'ini veya daha fazlasını kazanmasının muhtemel olduğunu kamuoyuna açıkladı. Amerika Birleşik Devletleri, bu ülkede hiçbir zaman serbest seçimlerin yapılmasına izin vermedi.

Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin Amerikan Yerlileri uluslarıyla imzaladığı 500’den fazla antlaşma arasında, yerine getirilen bir tane bile bulmak zordur. Tarihçiler bu içler acısı sicili “Kırık Antlaşmalar Yolu” olarak adlandırmışlardır.

2003 yılının bir akşamı, Pyongyang’da Kuzey Korelilerle içki içerken bu tarihi anlattığımda, şok içinde nefeslerini tuttular. “Yani Amerika Birleşik Devletleri’nin onuru yok mu?” Ne yazık ki, tam 50 yıl önce imzalanmış olan ateşkes anlaşmasından öte, Kore Savaşı’nı sona erdirecek bir barış antlaşması için besledikleri umutların yok olduğunu izlerken başımı salladım. Burada şunu da eklemeliyim ki, ABD, her iki tarafın da “Kore’ye karşı hiçbir türde abluka uygulamayacağını” açıkça belirten Ateşkes Anlaşması’nın 15. maddesini ihlal etmeye devam etmektedir. ABD, uluslararası kredileri ve yeni yatırımları, ticareti ve seyahati engelleyerek Kuzey Kore’nin finans sektörünü ağır şekilde etkileyen bir ablukayı sürdürüyor. Trump’ın İran’a uyguladığı yeni ablukaya benzer şekilde, ABD, Kuzey Kore’nin kömür ve maden ihracatı yapmasına yardım eden nakliye şirketlerine, gemilere ve kişilere ağır yaptırımlar uyguluyor.

Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası yükümlülüklerine ve anlaşmalarına sırtını dönerek ya da bunları Senato’da oylamaya hiç sunmayarak uluslararası hukuku ihlal etmektedir. Bunun en belirgin örneklerinden biri, ABD’nin (ve İsrail’in) kendisini muaf tuttuğu Uluslararası Adalet Divanı’nın kararlarını görmezden gelmesidir. Bir diğer örnek ise, torunlarımızın ne yazık ki tüm zamanların en büyük suçu olarak görebileceği Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmesidir. Bariz nedenlerden ötürü, ABD Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne hiçbir zaman taraf olmamıştır.

Şimdi akıl sağlığının galip gelip gelmeyeceği açık bir soru olabilir. Şeytani Donald ve Satanyahu insanlık üzerine karanlık bir gölge düşürmekle kalmıyor, ABD'nin tarihsel sicili de önümüzde zorlu zamanların beklediğini gösteriyor. Bugün, ABD ve İsrail'in İranlıları tekrar öldürmesi ve ülkeyi yok etmesi, bu canavarların bir barış anlaşmasına vararak İran'ın hiç istemediği bir çatışmayı sona erdirmesi ihtimalinden çok daha olası görünüyor.

 

* Dr. George Katsiaficas, Vietnam Documents dergisinin editörü ve Asia’s Unknown Uprisings kitabının yazarıdır. Otuz yıl boyunca Boston’daki Wentworth Teknoloji Enstitüsü’nde profesör olarak görev yapmıştır.

HABERE YORUM KAT