1. HABERLER

  2. ETKİNLİK-EYLEM

  3. Adana Özgür-Der’de "Kimlikte netlik ve cahili asabiye" konuşuldu
Adana Özgür-Der’de "Kimlikte netlik ve cahili asabiye" konuşuldu

Adana Özgür-Der’de "Kimlikte netlik ve cahili asabiye" konuşuldu

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, Adana Özgür-Der’in düzenlediği konferansta "Kimlikte Netlik ve Cahili Asabiye" başlığı altında İslam dünyasının ve Türkiye’nin gündemindeki en hassas meselelerden biri olan milliyetçilik ve kimlik inşasını ele aldı.

07 Şubat 2026 Cumartesi 20:08A+A-

Sunuculuğunu Adana Özgür-Der'in lise grubu öğrencisi Erdem Yaman’ın yaptığı program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve sinevizyon gösterimi ile başladı. Ardından kürsüye çıkan Rıdvan Kaya, "Kimlikte Netlik ve Cahili Asabiye" başlıklı sunumunda, Müslüman zihninin modern hurafelerle nasıl kuşatıldığını çarpıcı örneklerle anlattı.

Konuşmasına hamd ve salat ile başlayan Rıdvan Kaya şunları dile getirdi: "İnsanları birbirine rakip ya da düşman olsunlar diye değil, tearuf için farklı dillerde renklerde yaratan Rabbimize hamd, bize dostluğun, yakınlığın, kardeşliğin ölçüsünü öğreten Resulüne salatu selam. Dünya genelinde yükselen bir ulusçu-ırkçı dalga mevcut. Yabancı düşmanlığı, ırkçılık, şovenizm... milliyetçiliğin sonuçları. Yurtseverlik-vatanseverlik gibi kavramlarla ifade ediliyor. Mantıksal temeli zayıf, duygusallık belirleyici. İlkesellik yok, adalet değil, tarafgirlik ağır basıyor. Çelişkileri, zayıflıkları, günahları örtüyor. Düşmanlık duygusu en etkili homojenleştirme aracı. Tipik bir kaygı bozukluğu. İnsanlıktan çıkarıyor: Gazze'ye bakarken, 'Araplar da' diye başlayan cümleler kurmak!"

Milliyetçilik ve Ümmet anlayışının ayrışması gereken iki dünya görüşü olduğunu vurgulayan Kaya, sözlerine şöyle devam etti: "Kavga milliyetçi cahiliye ile 'Müslümanlardanım' bilinci arasında. Kavganın, ayrışmanın kaynağı 'biz' kavramında yatıyor (Fussilet 33). Irkçı, şoven rüzgarlar karşısında savrulma tehlikesi mevcut. Ahlaki ilke ve standartları geliştirmek yerine popülizme yönelme zaafı yaşanıyor."

"İki Tercih, İki Bakış Açısı ve Hayat Tarzı" başlığına dikkat çeken Kaya, insanların ikiye ayrıldığını belirterek şunları kaydetti: "İhlasla, tevekkül ve teslimiyetle Rabbe yönelenler ve rızasına mugayir olarak kendisini tanımlayanlar. Sapkın yaklaşım sırf kan bağından dolayı, aynı etnik kökenden geldikleri ya da aynı toprağı paylaştıkları için mücrimleri 'bizden' sayıyor; dil ve coğrafya farkı nedeniyle mümin kardeşlerimizi 'yabancı' sayıyor. Allah'ın arzını kendi özel mülkleri olarak görenler ulusalcılık denilen cahili aidiyeti öne çıkartarak aynı zamanda insani, vicdani, ahlaki zaviyeden de zalimane bir yaklaşımı temsil etmektedirler. İslami kimliği reddeden, aşağılayan insanların zulmü savunması, vahşileşmesi şaşırtıcı değildir; insani, ahlaki değerler ve adalet merhametten uzaklaşması şaşırtıcı olmaz."

Aidiyet karmaşası meselesinin elem verici boyutlarına değinen Kaya, eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü: "Ne var ki kendilerine İslami kimlik atfında bulunanların çelişkili tutumları düşündürücüdür, elem vericidir. Kendilerine Müslümanlık vasfı, sıfatı atfettikleri halde bazılarının bununla yetinmeyip, kimliklerini vahyin belirlediği çerçeve ile sınırlamayıp, başka aidiyetler edinmeye kalkıştıkları görülmektedir. Bu tipik bir cahiliye, hak ile batılı birbirine karıştırma halidir. Son kertede Allah Teala’nın hükmünü, buyruğunu bir kenara bırakıp cahiliyenin hükmüne, ideoloji ve kavramlarına tabi olmak demektir."

Konuşmasında Hac Suresi 78. ayeti hatırlatan Kaya, kavramsal netlik çağrısında bulunarak sordu: "Peki, Allah Teala'nın tanımlaması üzerine kendisine başka tanımlar atfetmek, farklı aidiyetler geliştirmek müstağnilik, had bilmezlik değil midir? Rabbu'l Alemin'in emri açıktır: 'Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.' (Ali İmran, 102). Peki, Rabbul Alemin 'siz Müslümansınız, hayatınızı buna göre yaşayın, ilişkilerinizi tanzim edin ve bu bilinçle ömrünüzü tamamlayın' buyurmuşken Türklük-Kürtlük yerlilik-millilik ne?"

ridvankaya1.jpg

Kaya, tek bir kimliğe sahip olduğumuzu vurgulayarak Selman-ı Farisi örneğine dikkat çekti: "Tek bir kimliğimiz, tek bir milletimiz, tek bir davamız var. Kafalar karışıp fitneye zemin arandığında aynı Selman-ı Farisi gibi aidiyetimizi net biçimde ifade etmeye mecburuz. Bir mecliste herkes kendisini tanıtırken sıra Selman'a gelir 'ene Selman ibnu'l İslam' der. Ne muhteşem cevap! Selman'ın bu sözü üzerine Ömer de 'Ben de İslam oğlu Ömer'im, İslam oğlu Selman'ın kardeşiyim' der. Allah ikisinden de razı olsun!"

Cahiliyeden arınamamışlığın toplumdaki tezahürlerine işaret eden Rıdvan Kaya, sarsıcı tespitlerde bulundu: "Çok acınacak bir hali var bu toplumun! Mücrimleri kendinden, muhlis, muttaki muhacirleri ise 'yabancı' görebiliyor. Allah ve İslam düşmanlarının varlığını sorun olarak algılamıyor ama sırf bu ülkenin vatandaşı olmadığı için iman kardeşinin bu ülkenin gitmesi gerektiğini söyleyebiliyorlar. Bu tiplerin zihinlerinde öyle bir 'biz' tanımı var ki adeta şeytanları kapsıyor ama melekleri dışlıyor. Şüphesiz bunlar kardeşliği bilmiyorlar. Daha ötesi İslam'ın cahiliye bağlarını kesip attığını ve yerine iman bağını tek belirleyici kıldığını idrak edemiyorlar. Zihinleri ulusçululuğun hurafeleriyle allak bullak olmuş, enkaza dönmüş halde. Allah Teala'nın 'hatırlayın sizi bir ateş çukurunun kenarından kurtardık' (Ali İmran, 103) buyruğuna rağmen adeta ateş çukurunun etrafında turluyorlar."

Kaya, konuşmasında asabiyeyi reddeden tarihsel örneklere de yer verdi: "Arap atasözünde denildiği gibi: 'Senin gerçek kardeşin, seninle birlikte hareket eder, zalim olsan da seninle birlikte olur.' Cahiliye devri Arap şairi Dureyd Bin es-Samme ise 'Ben Gaziye kabilesinin bir ferdiyim/ Kabilem doğru yoldan saparsa ben de saparım/ Doğru yoldan giderse ben de giderim' diyordu. Oysa Musab b. Umeyr'in abisi Ebu Aziz b. Umeyr Bedir'de Müminlere esir düştüğünde; Musab, abisini esir alan Ebu Yeser'e 'O esiri sıkı tut, zengin bir annesi var, sana iyi fidye verir' demiştir. Ebu Aziz'in şaşkınlığına karşılık Musab, 'Benim kardeşim sen değilsin, odur!' diyerek Ebu Yeser'i göstermiştir. Rabbu'l Alemin bizi Musab'ların örnekliğine tabi olanlardan eylesin!"

Ayrışmanın temellerini Tevhid, Adalet ve Merhamet olarak özetleyen Kaya, İslami kimliğin seküler milliyetçilikten ayrıştığı noktaları şöyle sıraladı: "1-Kainata ibadet bilinciyle bütünlüklü bir şekilde bakmak. 2- Tüm İlişki ve eylemlerde adaleti esas almak ve 3- Rahmanın kullarına merhametle yaklaşmak. Vahye dayanmayan zihin dünyevi kaygıları esas aldığından bütüncül bir perspektif geliştiremez. Rabbul Alemine yönelmek yerine dünyevi tutku ve hedeflerini rableştirir. Efsaneleştirilmiş bir mazi ve abartılmış bir gelecek tahayyülü arasında kendisine belirlediği temelsiz, manasız misyon doğrultusunda gerçeklerden uzaklaşır."

Kur’an’daki 'hamiyeti cahiliye' kavramına vurgu yapan Kaya, Müseylime örneği üzerinden asabiyenin ulaştığı boyutu anlattı: "Talha en-Numeyri’nin 'Senin yalancı olduğuna şehadet ederim... fakat Rabiaoğullarından olan bir yalancı, bizim için Mudar'ın doğru sözlüsünden daha yakındır' demesi bu halin en tipik örneğidir. İlginçtir: Sokakta, trafikte, alışverişte birbirlerine güvenmeyen insanlar soyut bir millet kavramına adeta taparcasına bağlılık duyuyorlar. Toplumun geniş kesimi; taksicilerin kandırdığı, trafikte hak yendiği, memurların rüşvet aldığı kanaatine sahipken, bir yandan da 'bu ülkenin güzel insanları' diyerek hayali bir kurgu üretirler. Aslında toplum ne kötü, ne de yücedir; iyiler de kötüler de vardır. Ebu Hureyre'den rivayetle 'Kimin ameli kendisini geri bırakırsa, nesebi onu ileri götürmez.' (Müslim, Zikr, 38)."

Kaya, sözlerini Hz. Peygamber’in (s) hutbesi ve Seyyid Kutub’un vurgularıyla tamamladı: "Resulullah (s) fetih günü şöyle buyurmuştur: 'Ey İnsanlar! Allah sizden câhiliye gururunu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir. İnsanlar iki gruptur: İyi, takva sahibi, Allah katında değerli kişi ve günahkâr; bedbaht, Allah katında değersiz kişi.' Seyyid Kutub ise 'Müslümanın Milliyeti Akidesidir' diyerek zihinlere sahih bir perspektif sunar: 'İslâm, insanları göğe uzansınlar diye toprak bağlarından, yüceler yücesine yükselsinler diye de kan prangalarından kurtarmıştır. Müslümanın vatanı toprak parçası, milleti egemen ulus değildir. Zafer diğer bayrakların değil, akide bayrağının altındadır. Cihad başka amaçlar için değil, yalnızca Allah'ın dini ve şeriatı galip gelsin diyedir. Sadece Allah için!'"

Program, Kaya’nın sunumunun ardından soru-cevap ve katkı bölümüyle sona erdi.

HABERE YORUM KAT