
“ABD bu savaştan hemen çıkamaz”
“İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı savaş sahadaki askerî hamlelerle sınırlı kalmıyor. Savaşın kısa vadede sona ermesi zor, tarafların hedefleri ile sahadaki gerçeklik arasındaki makas ise giderek açılıyor.”
İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı savaş, kısa sürede bölgesel sınırları aşarak küresel etkileri olan bir çatışmaya dönüştü. Enerji hatlarından ticaret yollarına, vekil güçlerden diplomatik cephelere kadar genişleyen bu süreç, küresel ve bölgesel dengeleri derinden sarsıyor.
Savaşın seyri, tarafların sahadaki hamleleri kadar ekonomik ve psikolojik stratejileriyle de şekilleniyor. Özellikle İran’ın çatışmayı yayma ve maliyeti artırma yaklaşımı, savaşın süresine ve kapsamına dair belirsizliği büyütüyor. Tüm bu tablo, yalnızca askeri bir mücadele değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor.
Naman Bakaç, Anadolu Ajansı Ortadoğu Haberler Müdürü Turgut Alp Boyraz’la, savaşın hem sahadaki gerçekliğini hem de arka planındaki stratejik aklını konuştu.
Uzun yıllar Lübnan, İsrail ve Filistin’de savaş bölgelerinde bulunmuş bir gazeteci olarak İsrail-ABD’nin İran’a açtığı savaşta İran’ın savaş stratejisini, hamlelerini ve izlediği diplomatik ve toplumsal politikayı nasıl buluyorsunuz?
Bu savaşı ABD ve İsrail başlattı. Özellikle İsrail’in zorlamasıyla bu savaş başladı ama savaşa şeklini süreç içerisinde İran verdi. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapattı ve savaşı yaydı, dünya enerji trafiğinin en önemli hatlarından biri olan Körfez ülkelerinin zengin petrol yatakları ile gaz yataklarına doğru genişletti. Irak’ta Şii milisler üzerinden savaşı Irak’a taşıdı ve Lübnan’da da yine bir diğer müttefiği olan Hizbullah üzerinden savaşı Lübnan’a yaydı. İsrail’in öldürdüğü eski İran lideri Hamaney, ‘Eğer savaş başlarsa İran’ın içinde kalmaz bölgesel bir savaş olur’ demişti. İran tam olarak bunu yapıyor. Bu arada bir yandan İsrail ve ABD’yi de hedef alıyor ama özellikle ekonomi üzerinden coğrafya avantajını da kullanıp, Hürmüz’ü kapatarak ve Körfez ülkelerini vurarak karşı tarafa ciddi bir bedel ödetiyor. Dünyayı da ABD’ye baskı yaptırtmaya çalışıyor.
İran savaşta çok yönlü bir strateji yürütüyor. Yemen’de müttefikleri olan Husiler de İsrail’e füze atmaya başladılar ve savaşa tam olarak girdiklerinde durum değişebilir. İran açısından etkili olabilecek durum, dünya ticaretinin Kızıldeniz üzerinden Süveyş Kanalı’na aktığı en önemli rotalardan biri olan Bab’ül Mendeb Boğazı’nı kapatmaları halinde gerçekleşebilir. Ayrıca içeride en tepedeki liderleri ve üst düzey komutanları öldürülmesine rağmen komuta kademesinden bir zafiyet görüntüsü vermedi. Emir komuta zincirinde bir aksaklık gözükmedi. Toplumsal olarak da rejim karşıtı gösterirleri bu savaş döneminde göremiyoruz. Ancak İran’ın komşu ülkeleri vurmasının izahı biraz zor oluyor ve bu ülkeler buna tepki gösteriyor. Ama herkes şunu biliyor ki İran’ın doğrudan ABD’ye saldırabilecek bir füzesi yok. Dolayısıyla bölgedeki müttefiklerine ve enerji hatlarına bu nedenle dolayı saldırıyor.
İran, hem içeride sağlam bir görüntü veriyor hem de savaşı bölgeye yayarak karşı bir hamle yürütüyor. Ama diğer taraftan şunun da altını çizmek lazım: Önemli liderlerini kaybetti, ülke neredeyse Türkmenistan sınırlara kadar vuruluyor, altyapı kapasitesi zarar gördü ve en önemli pazarlık gücü olan füze kapasitesini ne ölçüde kaybettiği tam olarak bilinmiyor.
İran, savaşı hemen bitirmeyip bu sefer gerçekten bedel ödetip caydırıcılığını tesis etmeye çalışıyor gibi gözüküyor ama bunu yapabilecek gücü ne kadar var ve savaşı aylarca daha sürdürüp sürdüremeyeceğini bilmiyoruz. Savaşın bitmesi için sunduğu ön koşullar arasında Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün tamamen kendisinde olması, buradan geçen gemilerin vergi ödemesine ilişkin talebi ve savaş tazminatı var. Bunların ne kadarının gerçek talep ne kadarının pazarlık konusu için öne sürülenler olduğundan da emin değiliz. Ancak İran’ın takip ettiği psikolojik ve stratejik hattın şimdilik etkili olduğunu söyleyebiliriz.
“AMERİKA BU SAVAŞTAN HEMEN ÇIKABİLECEK GİBİ GÖZÜKMÜYOR ÇÜNKÜ NE YAPTIKLARINI BİLMİYORLAR”
Peki, aynı soruyu İsrail ve ABD açısından nasıl bir değerlendirmeye tabi tutarsınız?
Burada İsrail ve ABD’yi ayırmak lazım. İsrail, İran’da rejim değiştirmeyi hedeflemişti ama bunun karadan asker indirmeden mümkün olmayacağını bence kendisi de biliyordu. İsrail’in tek bir derdi var, o da hazır ABD’ye istediğini yaptırabiliyorken İran’a verebildiği kadar zarar vermek. Füze kapasitesinin tamamen yok etmek mümkün olmasa da zayıflatmak, nükleer dosyasını, ekonomik yapısını, altyapısını ve bölgedeki vekillerini de sarsmak. Ayrıca ABD’nin desteğini uzatabilmek için savaşı da uzatmak istiyor. Çünkü bu savaş, 1979 İran İslam Devrimi’nden beri İsraillilerin rüyasıydı.
İsrail halkının neredeyse tamamı savaşı destekliyor. Destek %80’e çıkmış durumda. İsrail nüfusunun %20’sinin Arap olduğunu düşünürsek burada yaşayan Yahudilerinin neredeyse tamamının bu savaşı desteklediğini söyleyebiliriz. Bu yönüyle savaşı götürebildiği kadar götürmek istiyorlar. İsrailli bir bakan, bu savaşta bir saatin bile kendileri için bir nimet olduğunu söylemişti. Dünya ekonomisinin zarar görmesi, bölgesel dengelerin değişmesi İsrail’in umurunda değil.
ABD için ise farklı bir durum var. ABD, İsrail’in dümen suyuna kapılmış gibi. Trump ilk başta işi birkaç haftada bitireceğini düşünüp, İran’dan bir zaferle ayrılacağını hesap etmişti. Eğer böyle bir hesap yaptıysa fena halde yanıldı. Çünkü enerji fiyatlarının artması, bu market fiyatlarının ve araç yakıtlarının da artması demek. İsrail lobisi mi Trump’ı ikna etti, yoksa Epstein dosyaları üzerinden zaman mı kazanılmak istendi, belirsiz. Ancak neticede Trump’ı ikna eden İsrail oldu. Şimdi ise bu savaştan hemen çıkabilecek gibi gözükmüyor. Burada bir stratejisi yok gibi. Bir belirsizlik hakim ve ne yaptıklarını da bilmiyorlar. Debelendikçe batıyorlar ama bunlar İsrail açısından söylenemez.
EĞER BİR KARA SAVAŞI OLURSA, İRAN COĞRAFİ ÖZELLİĞİNİ KULLANIP CİDDİ BİR ŞEKİLDE AMERİKA’YA ZARAR VEREBİLİR
Kara savaşı ve adaların işgali konuşuluyor. ABD ve İsrail’in İran’da rejim değişikliği ile askerî kapasitesini yok etme hedefleri gerçekleşmemişken, karadan bir işgali olası görüyor musunuz? İran’ın herhangi bir kara harekâtına karşı askerî ve diplomatik cevabı nasıl olur?
ABD ve İsrail, rejim değişikliğini gerçekleştiremedi. Bunu karadan asker indirmeden gerçekleştirmesi de hiç mümkün gözükmüyor. Ama bunun dışındaki hedeflerini ne kadar gerçekleştirdiğini tam olarak bilmiyoruz. ‘Hiç gerçekleştiremedi’ diyemeyiz çünkü askerî kapasitesinin önemli bir kısmını yok ettiler. Bu açıdan bakınca İran açısından hayatta kalmak ciddi bir başarı ve üstelik İran karşı tarafa da zarar verdi.
ABD’nin İran’a karadan asker indirme zor gözüküyor. İran, 1 milyon 600 bin kilometrekareden fazla büyüklükte bir ülke. Milliyetçi damarı güçlü bir ülkeye girmesi, Irak’takinden çok daha fazla bedeller ödeyerek onbinlerce asker indirmesi ve savaşın belki de yıllarca sürmesi demek. ABD’nin iç dengeleri buna izin vermez. Belki Hürmüz Boğazı’nın çevresindeki adalarla kısıtlı operasyonlar yapabilirler. Ya da nükleer tesisleri imha etmek için hedefli operasyonlara girişebilirler. Eğer bir kara savaşı olursa, İran coğrafi avantajlarını kullanıp ciddi zararlar verebilir. Bu da Hürmüz Boğazı’nı açmayı hedefleyen ABD’nin bunu gerçekleştirememesiyle sonuçlanabilir.
LÜBNAN HİZBULLAH’I 2024 SAVAŞINDA ZAYIFLATILMASINA RAĞMEN ŞU ANDA KARADA İSRAİ’İ ZORLUYOR
Savaşın bir de Lübnan cephesi var. Medyada Hizbullah’ın gücünün kırıldığı yazıldı, silahsızlanması istendi. Ancak sahada İsrail’e askerî bir karşılık veriyor. Hizbullah’ın gücü şu anda ne durumda? İsrail Lübnan’da neyi hedefliyor?
2024 savaşında Lübnan’daydım ve savaşı sonuna kadar takip ettim. O zaman Hizbullah’ın İsrail’e çok ciddi bir karşılık vermesi ve bir bedel ödetmesi bekleniyordu. Ancak bunu gerçekleştiremedi, üstelik çok büyük kayıplar verdi. Ben de dahil hemen herkes, son savaşta Hizbullah devreye girse bile çok etkili olamayacağını düşünüyordu. Ancak Hizbullah bu öngörünün aksine özellikle karada İsrail’i zorluyor ve İsrail’in ilerleyişine karşı ciddi bir direniş gösteriyor. Bu da Hizbullah’ın hâlâ etkili bir güç olduğunu gösteriyor.
İsrail, Lübnan güneyinde büyük bir tampon bölge oluşturmak istiyor. Ülkenin 25-30 kilometrelik alanı boşaltıldı ve 1 milyondan fazla insan kuzeye sürüldü. Litani Nehri’nin kuzeyindeki Zahrani Nehri’ne kadar olan bölgeyi işgal etmeye çalışıyor. Tıpkı Suriye’de Esed rejimin düşmesinin ardından oluşan boşluktan faydalanıp işgali genişlettikleri gibi, ya da tıpkı Gazze’de sarı hat diye bir set çekip orada oluşturduğu tampon bölge gibi Lübnan’da da belirlediği bölgeyi işgal etmek istiyor. Bunun dışında da Hizbullah’ı zayıflatmak istiyor. Lübnan’da ordunun Hizbullah’a karşı çıkacak bir gücü yok. Buna rağmen Hizbullah’ı silahsızlandırmaya girişirse geçmişte yaşanan iç savaşın bir benzeri yaşanabilir, ki Lübnanlılar ve Lübnanlı siyasetçiler bunu istemez. Dediğiniz gibi ,Lübnan ordusundan çok Hizbullah İsrail’e karada engel olmaya çalışıyor. İran savaşı bitse bile Lübnan’daki işin uzayacağını öngörmek mümkün.
İsrail’in terörist saldırılarından dolayı Lübnan’da 1,5 milyona yaklaşan yerinden edilmiş insanlar var. Şehirler, köprüler, hastaneler, okullar ve gazeteciler bilinçli bir şekilde bombalanıyor. Bu tablo karşısında Lübnanlıların savaşa karşı tepkileri nedir? Dayanışma bağlamında bir seferberlik söz konusu mu? Lübnan hükûmeti ve Hizbullah çadırlarda, okullarda, spor salonlarında, camilerde ve kiliselerde kalan savaş mağdurlarının dramlarına karşı neler yapıyorlar?
Maalesef hükûmetin onlara bakacak imkânı ve gücü yok. Sadece güney bölgeler değil, ülkenin her yeri vuruluyor. Bu saldırılardan dolayı kuzeye sürülen 1,5 milyona yakın insanlar var. Okullar ve futbol sahaları bu göçmenler için açıldı. İmkânları olanlar otellerde akrabası olanlar akrabalarında ama çoğunlukta sokaklarda kurmaya çalıştıkları çadırlarla kalıyorlar. Dolayısıyla ciddi bir mağduriyetleri var.
Dayanışma elbette var. Dernek ve vakıflar seferber olmuş durumda. Yurtdışından yardımlar da geliyor ancak çok yetersiz. Lübnan’ın tek taşına bu göçmen krizine çare bulması kolay değil. İnsanlar kendi imkânlarıyla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Lübnan ilginç bir ülke. Çok yetenekli bir halkı var. Yıllarca iç savaş yaşamış olmalarına ve İsrail saldırılarına maruz kalmalarına rağmen gerçekliklerine hızlı bir şekilde adapte olabiliyorlar. Yetenekleriyle, mücadeleci karakteriyle hayatta kalmayı başarabilen bir halk. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası organizasyonlardan yeterli desteği almamalarına rağmen Lübnanlılar ayakta kalmaya çalışıyorlar.
İran’ın çevresi ise ABD ve NATO askerleri, üsleri, radarları, savaş gemileri ile kuşatıldı. İslam ve Arap ülkelerinin herhangi bir askerî, istihbari, lojistik desteği yok. Türkiye’nin başını çektiği diplomasi kanalı ise savaşı durdurabilmiş değil. İran’ın, Suriye, Irak ve Afganistan’daki sicili bozuk karnesine karşın yalnız bırakılan bir ülke olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölge ülkelerinin İran’a sahip çıkması gerekmez mi? Sahip çıkılacaksa işe nereden başlanılmalı sizce?
Bence burada yapılması gereken bir an önce savaşı durdurmak için diplomatik girişimde bulunmak. Bunun için de ABD’ye baskıda bulunmak gerekir. Baskının bir anlamının olmayacağı düşünülebilir ancak ABD’lilere baskı yapılırsa bu savaş durur. Başta Türkiye olmak üzere Pakistan’ın yürüttüğü arabuluculuk sürecinde Mısır da aktif bir şekilde katılıyor. Ama işaret ettiğiniz gibi şu ana kadar bir netice alınabilmiş değil. Bunun dışında diğer İslam ülkelerinin İran’a yardım etmeleri de söz konusu olmaz. İran’ın bölged yürüttüğü politikalar, özellikle Sünniler, yani büyük çoğunluk açısından çok büyük hatalar olarak görülüyor. İsrail’e karşı yürüttüğü mücadeleden dolayı en azından halklar nezdinde İran’a karşı bir sempati olduğunu söyleyebiliriz. Ama bunun fiili bir desteğe dönüşmesi sahadaki realiteyle uyumlu değil. Şahsi kanaatim bu doğru da olmaz. Bölge ülkeleri diplomasiyi zorlamak zorundalar. Bunu da yapıyorlar ancak bundan netice alabilirler mi, açıkçası çok emin değilim.
BU SAVAŞIN ÇOK HIZLI BİTECEĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM
Siz İran’a yönelik savaşın nasıl sonuçlanacağını öngörüyorsunuz?
Savaşı başlatmak kolay ama bitirmek o kadar kolay olmuyor. Ben bu savaşın çok hızlı biteceğini düşünmüyorum. ABD, ‘Ben bitirdim, ateşkes ilan ettim’ dese bile gerilim sürecektir. İran açısından bu süreç varoluşsal bir meseleye dönüştü. İran bu şekilde hemen masaya oturur ve bir şekilde tavizler vererek anlaşırsa bile birkaç ay sonra yeniden saldırıya uğramayacağının garantisi yok. İran açısından artık bir bedel ödetip bir caydırıcılık tesis etme zorunluluğu var. Burada üç faktör var. Birincisi, İran, Hürmüz Boğazı’nı pazarlık için kapalı tutmaya devam edebilir ve bu, savaşın düşük yoğunlukta da olsa devam etmesine sebep olabilir. İkincisi, karşı tarafı saldırdığına pişman etmek için bölgedeki müttefikleri üzerinden gerilimi sürdürebilir. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi İsrail meselesi. İsrail bir şekilde çözüm girişimlerini, diplomatik süreci sabote edecek saldırılarla ve ABD’deki lobisini kullanarak savaşı uzatmak isteyebilir. Şu an küresel etkisi olan bölgesel bir savaşın tam içerisindeyiz ve bir belirsizlik hâkim. Belki Rusya gibi ülkeler artan petrol fiyatlarından yararlanıyor ama onun dışında bu işten İsrail’in faydalandığını ve savaşı sürdürmek isteyeceğini düşünebiliriz. Sahadaki gerçeklik savaşın hemen bitmesine izin vermeyebilir. Ben, biraz daha uzayacağını düşünüyorum. Orta ve uzun vadede ise bölgedeki her ülke güvenlik mimarisini yeniden sorgulayacaktır. Körfez açısından baktığımızda, Arap ülkelerinin ABD’ye ödediği trilyonlarca dolara rağmen ABD’nin kurduğu güvenlik şemsiyesi, İran saldırıları ve misillemeleri karşısında işe yaramıyor. Dolayısıyla bölge ülkelerinin yeni bir dayanışmaya gitmesi lazım. Bu noktada en önemli gelişme olarak İslamabad’ta gerçekleşen toplantıyı vurgulayalım. Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları bir araya geldi. Bu toplantı sadece savaşı bitirmek için değil, aynı zamanda bölgede yeni bir ittifak kurmak için gerçekleştiriliyor.
İsrail’in Mısır’a bu ittifaka katılmaması yönünde ciddi baskısı olduğu bilgisi var ancak buna rağmen Mısır bu toplantıdan ilk kez görüntü verilmesine yeşil ışık yaktı. Bu durum İsrail’in baskısına karşı bir direnişi olduğunu gösteriyor. Bölge ülkelerinin sorunlarını bir kenara bırakıp yeni dönemde özellikle güvenlik ittifaklarını geliştirmeleri bir zorunluluk. Pakistan’da yapılan toplantı, bu girişimin çekirdek bir ittifaka dönüşebileceğinin en önemli işareti. Bu ittifak daha sonra diğer İslam ülkelerini içine alacak şekilde de genişleyebilir. Çünkü bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini ellerine almaktan başka çareleri yok. Burada en hazır ülkelerden birisi Türkiye. Yıllardır savunma sanayisine yaptığı yatırımlar, 1.6 trilyon dolara dayanan ekonomisi ve çok güçlü askerî kapasitesi ile Türkiye, bu ittifaka zemin oluşturabilecek ciddi bir güçtür. Umarım bu gerçekleşir.






HABERE YORUM KAT