23 Mayıs 2012 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
O Görkemli ‘İnqılab’dan Böyle Bir Hayıflanma...
04 Şubat 2012 Cumartesi 20:48

O Görkemli ‘İnqılab’dan Böyle Bir Hayıflanma...

4 Şubat tarihli İran medyasında ve internet sitelerinde Suriye’de işlenen bu korkunç cinayetler hakkında yazık ki, genelde, tek bir kelimeye bile yer verilmediği görülüyordu

Selahaddin E. Çakırgil ; İran İslam devriminin yıldönümünde İnkılab'ın Suriye politikasını analiz ediyor:

O görkemli ‘İnqılab’dan böyle bir hayıflanma  kalmalı mıydı? Ve, İran- Suriye Hattı..

33 yıl öncesinin bugünlerini heyecan ve teferruatıyla hatırlayanlar, bugün yaşları artık  45-50’e dayanan nesiller durumunda..

Gerçi, 40 yaşında olanlar bile bir şeyleri hatırlayabilirler..

Çünkü, hemen bütün dünya, İran’dan yükselen ‘Allah’u Ekber!’ feryadlarıyla, yüzbinlerin mazlûmiyet feryadlarıyla sarsılıyordu.. Ve televizyon ekranlarından yansıyan görüntüler ve yükselen sesler ‘Allah’u Ekber, Khomeynî rehber..’ sözünü hemen bütün dünya insanlığına ezberletmişti.. Ve bu çetin mücadele, bir seneyi aşkın bir süredir devam ediyordu..

O günlerde İstanbul’da, ilkokula yeni başlayan kızım ve arkadaşları bile kendi aralarında, okul koridorlarında veya evlerin balkonlarından diğer balkonlara birbirlerine, mânâsını bile tam bilmedikleri, ‘Allah’u Ekber, Khomeynî rehber!’  şeklindeki bir cümleye bir de, ‘N’aaaber?’ kelimesini ekleyerek sesleniyorlar ve âdeta birbirlerine nanik yapıyorlardı.. Ve, Şah’ın İran’dan kaçtığı günün akşamı, kızım okuldan geldiğinde, hanım öğretmeniyle ilgili olarak, ‘Babaa, bizim öğretmen galiba Şah’çı.. Bugün herhalde Şah kaçtı diye gizli gizli ağlıyordu..’  demişti..

(Kimbilir hangi yüzden ağladı idiyse..) Bu anekdotu, o büyük inqılabın, ilkokula yeni başlayan çocukları bile nasıl kendi ilgi alanına cezbettiğini, nasıl derinden etkilediğini göstermesi bakımından aktarıyorum..

*

Ve dünyanın herbir yanındaki insanlar da, taraflarını ortaya koymak mecburiyetini ister istemez hissediyorlardı..

Bir tarafta, kendi iktidarını, saltanatını, rejimini korumak için, onbinleri, yüzbinleri öldürmekten geri durmayacağının işaretini veren bir Şah vardı; karşı tarafta ise, ellerinde pankartlar ve resimler dışında başka bir şey bulunmayan ve hele silahı hiç olmayan ve de kurşunları yediklerinde toprağa, ‘Allah’u Ekber!’ diyerek düşen yüzlerce- binlerce insanın cesedleri...

Hele de, (İran’da çaadur olarak isimlendirildiğini o günlerde yeni öğrendiğimiz) ‘çarşaf’lar içindeki anaların, bacıların, hanımların yükselttiği feryadlar tahammül edilmez boyutlardaydı..

Ve dönemin T.C. de iç siyasî buhran ve anarşi sarmalı içindeydi.. Hergün, ‘sağ-sol’ veya ‘ülkücü-komünist’  kutublaşması olarak ortaya çıkan bir düşmanlık çizgisiyle, sokaklarda genç insanlardan ortalama 20-25’i birbirlerini öldürüyorlardı.. Maraş Katliâmı gibi büyük facialar ise, yüzlerce insanın birbirini gerçek veya farazî düşmanlıklarla boğazlıyordu.. Ülkenin birçok büyük şehirlerinde ve hassas denilen bölgelerde Sıkıyönetim uygulaması vardı..

Yazının devamı…

 

YORUMLAR ( Toplam 1 yorum)
Murat Aknar
Z
05 Şubat 2012 Pazar 11:54
Sayın yazar, öncelikle şunu söyleyeyim. Ben 28 şubat sürecinde İrancı, Humeynici vb. sebeplerle sürgün yemiş bir memurum. Evet İran'ı zulme (ABD; İsrail vb.) karşı dik ve sağlam duruşundan -elbette İslami oluşundan da- savunanlardan ve bundan dolayı da saldırılara da uğrayanlardanım. Sizden Allah razı olsun. Hiçbir taassuba girmeden bir yazı yazmışsınız. Eğer merkeze zulme karşı bir çıkışı yerleştirmezseniz sizin kurduğunuz sistemin adı İslam değil taassup olur kanısındayım. İran, Suriye meselesinde maalesef bunu ıspatlarcasına hareket ediyor. Üzülüyoruz. Türkiye'de de aynı tavrı takınanlar var. Bunu yapanlarda Hz. Hüsyin'e yapılanları hiç ağızlarından düşürmüyorlar da. Bunlar ya Hz. Hüseyin'i anlamışlar ya da çok korkunç taassup altındalar. Yahu tank altında insanları ezmek, çoluk çocuk demeden sivilleri bombalamak İslam'ın neresinde vardır. Bu olsa olsa Yezid'liktir. Taassubun bu kadarına da pes doğrusu. Suriye meselesi aslında bir mihenk taşı gibidir. Müslümanları taasup içinde olanlar ve olmayanlar diye ayırmıştır, diyebilirim. Neymiş bu ABD'nin işi, yok İsrail'in işi. Hiçbir zulmün gerekçesi olamaz diyorum ben. Yoksa zulüm için gerekçe çok. Mesela Dersim katliamı gerekçesiz mi yapıldı dersiniz? PKK'nın arkasında batı ve İsrail yok mu? O zaman Türkiye'de Diyarbakır'dan başlasın sırayla bombalasın o şehirleri... Bunu savunan düşünce yok mudur Türkiye'de? Bu gün Suriye'nin Humus ve Hama bombardımanına ABD ve İsrail maskesi takanların Türkiye'nin böyle davranması durumunda seslerini çıkarmaya hakları da olmayacaktır o zaman. Vesselam.
KARİKATÜR







Haksoz haksöz