
Yapay zekâ konusunda İslami etik ve fıkıh yaklaşımı -5
Dini ve toplumsal liderler, Müslümanların yapay zekâyı toplu olarak nasıl algıladıklarını ve kullandıklarını şekillendirir.
Dr. Mohamed AbuTaleb, Kenan Alkiek, Sh. Suleiman Hani, Dr. Mohammed Ansari, Sh. Umer Khan / Yaqeen Institute
Çeviri: Barış Hoyraz – Haksöz Haber
Yapay zekâ konusunda İslami etik ve fıkıh yaklaşımı -1
Yapay zekâ konusunda İslami etik ve fıkıh yaklaşımı -2
Yapay zekâ konusunda İslami etik ve fıkıh yaklaşımı -3
Yapay zeka konusunda İslami etik ve fıkıh yaklaşımı -4
5. BÖLÜM
Çevresel sorumluluk
Yapay zekâ genellikle soyut bir algoritma bulutu olarak hayal edilir, ancak pratikte devasa bir fiziksel altyapıya sıkı sıkıya bağlıdır. Yapay zekânın temeli, grafik işlem birimleri (GPU’lar), tensör işlem birimleri (TPU’lar - yapay zekânın, karmaşık verileri (yazıları, görselleri, sesleri) kendi zihninde işleyebilmek için dönüştürdüğü çok boyutlu sayı tablolarıdır), özel silikon yongalar ve geniş veri merkezlerinden oluşur. Bu gerçeklik, yapay zekânın ilerlemesini donanım çıkarma, maden çıkarma ve muazzam elektrik tüketimi gibi küresel politik ekonomi ile doğrudan ilişkilendirir.54
Modern endüstriyel altyapının büyük bir kısmı gibi, bu tesisler de ciddi çevresel maliyetler getiriyor. Modern internet, halihazırda önemli bir ekolojik ayak izi bırakan enerji yoğun sistemlere dayanıyor; ancak üretken yapay zekanın yükselişi, bu maliyetleri katlanarak artırıyor ve küresel ölçekte eşi benzeri görülmemiş kaynaklar gerektiriyor. Yapay zekâ, kaynak yoğunluğu açısından geniş bir yelpaze sunuyor. Bu yelpazenin bir ucunda, eğitimi olağanüstü miktarda elektrik ve su tüketen devasa temel modeller yer alıyor. Diğer uçta ise sıradan yaşamın arka planında sessizce çalışan günlük çıkarım görevleri yer almaktadır. Temel eğitim son derece kaynak yoğun olsa da, tek tek çıkarımların ekolojik maliyeti aslında hızla azalmaktadır. 2025 yılına ait son ampirik veriler, standart bir üretken metin komutu için gereken enerjinin önemli ölçüde düştüğünü ve yalnızca 0,24 Wh (Watt-saat) tükettiğini göstermektedir (bu, dokuz saniyeden az bir süre televizyon izlemeye eşdeğerdir).55 Ancak, çıkarımların sürekli, dağınık ve günlük rutinlerimize iç içe geçmiş olması nedeniyle, bu verimli sorguların katlanarak artan hacmi, model eğitiminin muazzam ön altyapı maliyetleriyle birleştiğinde, toplam küresel enerji talebinin ciddi bir ekolojik sorun olmaya devam etmesine neden olmaktadır.
İslami bir bakış açısıyla bakıldığında, bu gerçeklik titiz bir sorumluluk etiği (hilafet) gerektirir. Bu teknolojik yelpazeden tamamen uzaklaşmak pratik olarak gerçekçi olmadığından, Müslümanlar bu katmanlardaki zararları ve faydaları dikkatle tartmalıdır. Ekolojik maliyetlerin toplumsal faydalardan daha ağır bastığı durumlarda, İslami etik, çekimser kalmaya veya kısıtlamaya izin verir ve bazen de bunu zorunlu kılar. Müslüman profesyoneller için, sistem içinde daha küçük ve daha verimli modellerin benimsenmesi için çaba göstermek, bilgi işlem ve veri kullanımında şeffaflık talep etmek ve kaynak sorumluluğu için kriterler geliştirmek, yeryüzünü korumak (hifz al-biʾa) için hayati önem taşıyan adımlardır.
Dijital egemenlik ve altyapı bağımlılığı
Yapay zekanın ekolojik ayak izi son derece önemli bir endişe kaynağı olsa da, yapay zeka altyapısı ve hesaplama kaynaklarının az sayıda şirket ve devlette yoğunlaşması, daha temel ve metaetik bir zorluk teşkil etmektedir. Bu tekelleşme, yapay zekânın nasıl geliştirildiğini, kullanıma sunulduğunu ve yönetildiğini tam olarak şekillendirmekte ve birçok dolaylı zararın altında yatan yapısal kök olarak işlev görmektedir. Büyük ölçüde gelişmekte olan ülkelerde ve Küresel Güney’de yaşayan küresel Müslüman ümmet için bu, yalnızca bir pazar rekabeti meselesi değildir; bu, medeniyet açısından derin bir öneme sahip bir konudur ve yeni biçimlerdeki neokolonyal bağımlılığa karşı bir kalkan görevi görür.
Temel modellerin eğitilmesi ve büyük ölçekli hesaplama kaynaklarının sağlanması, ezici bir çoğunlukla bir avuç Batılı, özellikle ABD merkezli teknoloji şirketi tarafından domine edilmektedir. Kritik mesele, gelişmekte olan ülkelerin yapay zekâya tüketici olarak erişip erişemeyeceği değil, onun temel altyapısını şekillendirme yetkisine sahip olup olmayacaklarıdır. Dahası, bu temel modeller ağırlıklı olarak kaynak açısından zengin diller (özellikle İngilizce) ve Batılı veri kümeleri üzerinde eğitildiğinden, ciddi dil kısıtlamaları ve yapısal önyargılarla karşı karşıyadır.56 Bu modeller, Arapça, Urduca, Farsça ve Malayca gibi Müslüman dünyası için hayati önem taşıyan dilleri sistematik olarak marjinalleştirirken, mimarilerinin tam kalbine Batı merkezli ve genellikle seküler varsayımları yerleştiriyorlar.
Tarihsel olarak Müslüman âlimler, entelektüel ve manevi egemenliğin sağlam ve bağımsız bir altyapı gerektirdiğini fark etmişlerdir. Hadis eleştirisinin titiz bir şekilde geliştirilmesi, özellikle de rivayet zincirlerinin (isnad) ve rivayetçilerin güvenilirliğinin (el-cerh ve’l-ta’dil) özenle değerlendirilmesi, esasen İslam epistemolojisinin bütünlüğünü yabancı tahrifat ve uydurmalardan korumak üzere tasarlanmış devasa bir altyapı projesiydi.57 Dolayısıyla, Müslümanların yapay zekâ ile ilişkisi, pasif tüketime dayalı tek bir stratejiye ya da sadece sonuçta ortaya çıkan zararların hafifletilmesine dayanamaz. Bu bağımlılığı kökünden ele almaya yönelik acil bir ihtiyaç vardır. Dijital egemenliğe yatırım yapmak, Müslüman çoğunluklu toplumlarda ve daha geniş anlamda Küresel Güney’de, bölgesel bulut ağları, yerli hesaplama kümeleri ve yerleşik/geleneksel İslami taahhütleri yansıtacak ve bunlara saygı gösterecek şekilde özenle derlenmiş veri kümeleriyle eğitilmiş temel modeller gibi ortak ve yerelleştirilmiş altyapılar geliştirmek anlamına gelir. Bu yapılmazsa, Müslüman topluluklar dijital geleceği kontrol eden az sayıdaki kuruluşa karşı derin bir jeopolitik ve epistemolojik bağımlılık riskiyle karşı karşıya kalır. Biz, üretken yapay zekâ çağının vaatlerinin tüm dünyaya yayılmasını sağlamak için bu alanın girişimcilik, inovasyon ve akademik çalışmalara son derece elverişli olduğuna inanıyoruz.
Müslümanların genel katılımına yönelik öneriler
Yapay zekânın (YZ) hızla yayılması, etkisinin neredeyse her Müslüman haneye, sınıfa, işyerine ve kuruma ulaşacağını garanti etmektedir. İslami ahlak, öngörü ve hesap verebilirlik için bir çerçeve sunar; ancak bunun toplumun farklı katmanlarında genel bir uygulamaya dönüştürülmesi de gerekmektedir. Aşağıdaki fırsatlar, bireylerin, toplulukların ve profesyonellerin, yapay zekânın benimsenmesini İslami değerler doğrultusunda anlamlı bir şekilde şekillendirmek için taban düzeyinde nasıl katkıda bulunabileceklerini özetlemektedir.
En temel etkileşim düzeyinde Müslümanlar, yapay zekâyla gündelik kullanıcılar olarak karşı karşıya gelirler ve bu bağlamda öncelik, okuryazarlık ve dayanıklılık geliştirmektir. Bireyler, yapay zeka tarafından üretilen bilgileri değerlendirirken, yanlış bilgilerin ve deepfake’lerin (yapay zekâ teknolojisi kullanılarak, bir videodaki, fotoğraftaki veya ses kaydındaki bir kişinin yüzünün, vücudunun ya da sesinin, bir başkasınınkiyle neredeyse kusursuz bir şekilde değiştirilmesi teknolojisidir.) genellikle kasıtlı olarak manipülasyon amacıyla tasarlandığının bilinciyle, doğrulama (tabayyun) alışkanlıklarını geliştirmelidir. Aileler, özellikle de ebeveynler, etik teknoloji kullanımına örnek olma, yapay zekâya sağlıklı bir şekilde güvenmek için sınırlar belirleme ve çocukları sömürücü veya bağımlılık oluşturan uygulamalardan koruma sorumluluğunu üstlenmelidir. Kişisel mahremiyete özen göstermek, yapay zeka çıktılarını eleştirel bir şekilde değerlendirmek ve yapay zeka destekli eğitim veya terapi araçlarını bilinçli bir şekilde kullanmak, Müslüman aileler içinde oluşturulabilecek etik okuryazarlığın temelini oluşturur.
Dini ve toplumsal liderler, Müslümanların yapay zekâyı toplu olarak nasıl algıladıklarını ve kullandıklarını şekillendirir. İmamlar, öğretmenler ve yerel liderler, topluluklarını yapay zekânın faydalarını abartmayan, ancak onu tamamen göz ardı etmeyen dengeli yaklaşımlara yönlendirebilirler. Vaazlar, müfredatlar ve atölye çalışmaları aracılığıyla, yapay zekâyı sorgusuz sualsiz güvenilecek bir otorite olarak değil, denetim gerektiren bir araç olarak çerçevelendirebilirler. Topluluk kurumları, yapay zekâyı kendi kullanımları için net politikalar belirlemeli; cami iletişimlerinin, eğitim kaynaklarının ve hutbe hazırlıklarının nitelikli kişiler tarafından gözden geçirilmesini ve uygun şekilde etiketlenmesini sağlamalıdır. Liderler ayrıca, deepfake tacizine maruz kalanlar ya da arkadaşlık veya terapi amacıyla sohbet robotlarına bağımlı hale gelenler için danışmanlık yolları da dahil olmak üzere, yapay zeka ile ilgili zararlar için yönlendirme protokolleri benimsemelidir. Normları erken aşamada belirleyerek, zararlı uygulamaların toplumsal yaşama kök salmasını önleyebilirler.
Mesleki ve kurumsal ortamlarda çalışan Müslümanlar, yapay zekânın nasıl geliştirileceği ve yönetileceği konusunda etki oluşturma imkânına sahiptir. Teknoloji uzmanları, sorumlu tasarımı savunabilir, ırkçılık ve elitizm gibi daha geniş kapsamlı sistemik önyargıların yanı sıra İslam’a karşı önyargıların da test edilmesine katkıda bulunabilir ve İslami bakış açılarını yansıtan veri kümelerinin oluşturulmasına yardımcı olabilir. Ürün geliştirme ve politika alanlarında görev alan kişiler ise, sistemler devreye girmeden önce olası zararları öngörebilir, zarar meydana geldiğinde hesap verebilirlik için net yollar belirleyebilir ve kullanıcı gizliliğini bir güven meselesi olarak koruyabilir. Kurumlar, yapay zekâ çağında Müslümanların kapasitesini güçlendirecek karşılaştırmalı değerlendirme merkezleri ve mentorluk ağları gibi ortak altyapılar oluşturmak için işbirliği yapmalıdır. Ayrıca, bağımsız veri setleri ve altyapı da dâhil olmak üzere dijital egemenlik stratejilerini araştırmak için de uygun konumdadırlar. Buna ek olarak, Müslüman profesyoneller ve toplum örgütleri, işgücünün yeniden eğitilmesini ve yeniden vasıflandırılmasını destekleyerek iş kaybını önceden öngörebilir ve savunmasız grupların geride kalmamasını sağlayabilirler.
Çıkarılacak dersler ve gelecekteki yönelimler
Yapay zekâ, uzak bir endişe konusu değildir. Bu, acil bir etik sınırdır ve tereddüt etmenin bedeli şimdiden ortadadır. Sosyal medya konusundaki deneyimlerimiz, etik konuların ele alınmasının geciktirilmesinin zararlı yapıların yerleşmesine yol açtığını göstermiştir; yapay zekâ söz konusu olduğunda ise riskler çok daha yüksektir. Artık reaktif bir tutum sürdürülemez. Gerekli olan, tutarlı bir ahlaki çerçeveye dayanan, bilinçli ve ilkeli bir müdahaledir.
Bu çalışma, İslam entelektüel geleneğinin bu zorlukla sadece alakalı olmakla kalmayıp, onu ele almak için eşsiz bir donanıma sahip olduğunu savunmuştur. Hem topluma hem de Tanrı’ya karşı hesap verebilirliği ön plana çıkararak, teknolojik zararın ahlaki ağırlığını tam olarak kavrayamayan yaygın yasalcı yaklaşımlara daha kapsamlı bir alternatif sunmaktadır. Makasıd el-shariʿa’nın rehberliğinde fıkh el-muvâzenât’ın uygulanması, yapay zekâyı gerçek dünyadaki sonuçları üzerinden değerlendirmek için disiplinli bir yöntem sağlar.
Yapay zekâ tarafından üretilen fetvalar, bu yaklaşımın aciliyetini vurgulamaktadır. Erişilebilirliğin artması, dini otoritenin bütünlüğünün zedelenmesini ya da inanç meselelerinde çarpıtma riskini haklı çıkaramaz. Zararın inandırıcı ve geniş kapsamlı olduğu durumlarda, itidal bir zorunluluktur ve spekülatif faydaların üzerinde önceliklidir. Bu ilke tek bir uygulamanın ötesine uzanır: Yapay zekânın her türlü kullanımı, temel insani ve dini değerleri koruyup korumadığına göre değerlendirilmelidir.
İleriye dönük yol, koordineli bir çaba gerektirir. Temel öncelikler arasında, yapay zekâ çıktıları için titiz bir epistemolojik çerçeve oluşturmak ve bunları geçici ve doğrulamaya (tabayyun) tabi olarak ele almak yer alır. Bu, sorumluluğun kesin olarak insan aktörlerde kalmasını sağlamak için sorumluluk (daman) doktrinlerinin iyileştirilmesini gerektirir. Algoritmik önyargı, veri yönetimi ve çevresel maliyet konuları da toplumsal refahı korumak için bir gereklilik olarak ayrılmaz birer endişe olarak ele alınmalıdır. En önemlisi, bu görüşlerin kurumsallaştırılmasıdır. Müslüman akademisyenler, teknoloji uzmanları ve hukuk uzmanlarından oluşan disiplinlerarası bir konsorsiyumun kurulması gereklidir. Böyle bir yapı, standartlar belirleyebilir, sistemleri denetleyebilir ve politika arenalarında etkili bir şekilde savunuculuk yapabilir. Bu düzeyde bir organizasyon olmadan, teknolojik gelişme kontrolsüz bir şekilde hızlanırken etik rehberliğin teorik düzeyde kalma riski vardır.
Yapay zekâ, insan yaşamının koşullarını köklü bir şekilde şekillendirecek. Asıl soru, bu alana girip girmemek değil, nasıl ve kimin şartlarına göre gireceğimizdir. İlkelere dayalı, proaktif bir yaklaşım, zararı azaltma ve teknolojik gelişmeyi gerçekten kamu yararına hizmet eden sonuçlara yönlendirme imkânı sunar. Dijital egemenliği teşvik ederek ve kendi kurumsal kapasitemize yatırım yaparak, değerlerimizle uyumlu bir teknolojik geleceği aktif olarak şekillendirebiliriz. Bu çalışma, kolektif bir sorumluluğu temsil eder; bu güçlü yeni araçların kâr veya güç için değil, insanlığın gerçek yararı için kullanılmasını sağlama fırsatıdır.
Devam edecek >>>
Dipnotlar:
54. Kate Crawford, Yapay Zekâ Atlası: Güç, Siyaset ve Yapay Zekânın Küresel Maliyetleri (Yale Üniversitesi Yayınları, 2021), 30–34.
55. Cooper Elsworth, Keguo Huang, David Patterson ve diğerleri, “Google Ölçeğinde Yapay Zekâ Uygulamasının Çevresel Etkisinin Ölçülmesi,” arXiv, 21 Ağustos 2025, https://arxiv.org/abs/2508.15734.
56. Shakir Mohamed, Marie-Therese Png ve William Isaac, “Sömürgecilikten Kurtulmuş Yapay Zekâ: Yapay Zekâda Sosyoteknik Öngörü Olarak Sömürgecilikten Kurtulma Teorisi,” Philosophy & Technology 33, no. 4 (2020): 659–84.
57. Brown, Hadith, 70–75.

HABERE YORUM KAT