
Hz. Eyyüb’ün Rabb’ine bu bağlılık duygusu ve bu edep tavrı içinde yöneldiği anda hemen karşılık veriliyor, o anda Allah ona rahmetini gönderiyor, imtihan sona eriyor.
Bedenindeki hastalık gideriliyor, eski sağlığına kavuşuyor. Ailesine yönelik musibet kaldırılıyor, kaybettiklerine karşılık yenileri bahşediliyor, benzerleri ile rızıklandırılıyor. Denildiğine göre, oğullarını kaybetmiş Allah da ona iki misli evlat bahşetmişti. Ya da ona oğullar ve torunlar vermişti.
“Karşılıksız rahmetimizin bir eseri olarak.”
Çünkü her nimet Allah katından gelen bir rahmet, O’nun bahşettiği bir iyiliktir
“Bize kulluk edenlerin her zaman anacakları bir örnek olsun diye.”
Bu olay onlara Allah’ı ve O’nun tabi tuttuğu imtihanı hatırlatır. Hem imtihan anında, hem de imtihandan sonra kullarına yönelik rahmetini hatırlatır. Kuşkusuz Hz. Eyyüb’ün tabi tutulduğu imtihan bütün insanlığa bir örnektir. Onun sabrında bütün insanlık için bir ibret dersi vardır. Kuşkusuz Eyyüb peygamber, bakışların hayranlıkla yöneldiği sabrın, edebin ve güzel akıbetin parlak ufkudur. (Hz. Eyyüb’ün başına gelen musibete ilişkin çeşitli söylentiler, değişik rivayetler vardır. Hattâ tiksindirici bir hastalığa yakalandığı, bu yüzden halktan tecrid edilip şehrin dışına çıkarıldığı da rivayet edilmektedir. Bunun hiçbir dayanağı yoktur. Peygamberlik görevi ile birlikte tiksindirici hastalık olmaz. Kur’an ayetinden anlaşılıyor ki, Hz. Eyyüb ailesi ve kendisi açısından bir sıkıntıya düşmüş, bu da bir imtihandır.)
İmtihan olayı sözkonusu edilmişken, “kulluk yapanlar”a işaret edilmesinin özel bir anlamı var. Çünkü imtihanlarla ve musibetlerle karşı karşıya kalanlar kulluk yapanlardır. İbadetin, inanç sisteminin ve imanın insana getirdiği yükümlülükler, ağır birer imtihandırlar. Bu ciddi bir iştir, oyun değildir. İnanç sistemi bir emanettir, onu koruyabilecek, yükümlülüklerini yerine getirmeye hazır güvenilir kişilerden başkasına verilmez. İnanç dudaklardan dökülen bir sözden ibaret değildir. Her dileyenin dilediği gibi ileri sürdüğü bir iddia değildir. Dolayısıyla ibadet edenlerin imtihanı başarıyla geçmeleri için sabretmeleri bir zorunluluktur.
FİZİLALİL KUR’AN
Râzî’nin bu âyete dair öne çıkan tefsir başlıkları şu şekildedir:
1. "Festecebnâ Lehû" (Onun Duasını Kabul Ettik)
Duanın Edebi: Râzî, Hz. Eyyûb’un bir önceki âyette geçen duasında, Allah’tan doğrudan şifa istemediğine dikkat çeker. Hz. Eyyûb sadece durumunu arz etmiş ve Allah'ın rahmetine sığınmıştır. Bu yüksek edep karşılığında Allah icabetini derhal ("Fe" harfiyle) bildirmiştir.
2. "Fe Keşefnâ Mâ Bihî Min Durr" (Başına Gelen Sıkıntıyı Kaldırdık)
Hastalığın Mahiyeti ve İsmet Sıfatı: Râzî, Peygamberlerin halkı tiksindirecek veya nefret ettirecek ağır/kötü kokulu hastalıklara yakalanmayacağını savunur. Ona göre Hz. Eyyûb’un hastalığı cildini ve bedenini zayıflatan ağır bir rahatsızlıktır; ancak peygamberlik makamına helal getirecek, insanları kendisinden tamamen kaçıracak türden iğrenç bir durum değildir.
Şifanın Şekli: Allah’ın emriyle ayağını yere vurmuş, çıkan soğuk suyla yıkanıp içerek hem zahirî hem bâtınî hastalığından tamamen kurtulmuştur.
3. "Ve Âteynâhu Ehlehû Ve Mislehum Meahum" (Ailesini ve Onlarla Birlikte Bir Katını Daha Verdik)
Râzî, Hz. Eyyûb’a ailesinin geri verilmesi konusunda müfessirlerin görüşlerini derler:
Birinci Görüş (İhya): Allah, vefat etmiş olan çocuklarını ve yakınlarını diriltmiş, ayrıca onlara ek olarak bir o kadar daha evlat lütfetmiştir.
İkinci Görüş (Yeni Nesil/Ödül): Ölen çocuklarının mükafatı ahirete ertelenmiş; dünyada ise ona kaybettiği çocuk sayısı kadar yeni evlat verilmiş, zamanla torunlarıyla birlikte sayıları iki katına çıkmıştır.
4. "Rahmeten Min 'Indinâ Ve Zikret li'l-'Âbidîn" (Katımızdan Bir Rahmet ve İbadet Edenlere Bir Öğüt Olsun Diye)
İbadet Edenlere İbret: Râzî, bu ifadenin hikmetini şöyle açıklar: Ağır imtihanlara maruz kalan müminler ve ibadet edenler Hz. Eyyûb’un sabrını hatırlamalıdır. Yaşadıkları musibetlere sabrettiklerinde, Allah'ın eninde sonunda kendilerine kat kat fazlasıyla rahmet edeceğini bilip umutsuzluğa düşmemelidirler.
TEFSİR-İ KEBİR
