1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Trump dönemi küresel tiyatronun son perdesi mi?
Trump dönemi küresel tiyatronun son perdesi mi?

Trump dönemi küresel tiyatronun son perdesi mi?

Mehmet Garip Tanyıldızı, Trump’ın dış politika hamleleri ve Kanada Başbakanı Mark Carney’in Davos’taki itirafları üzerinden, kurallara dayalı uluslararası düzen söyleminin aslında hiç var olmamış bir ritüelden ibaret olduğunu söylüyor.

01 Şubat 2026 Pazar 13:14A+A-

Mehmet Garip Tanyıldızı/Akşam

Ritüellerin yok oluşuna dair

ABD BaşkanıTrump'ın Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu evinden kaçırma hamlesi ve buna paralel olarak yürüttüğü diğer politikalar, uluslararası sisteme dair kalıp yargıların, varsayımların yıkılmasına sebep oldu.

Trump'ın Latin Amerika'ya dönük Monroe Doktrini'ni güncellemesi tavrı ile senkronize bir şekilde Danimarka'dan Grönland'ı istemesi, Kanada'nın "51. eyalet" olarak ABD'ye dâhil edilmesi söylemi, İran'a yönelik saldırı tehditleri, küresel sisteme dair "Güç siyaseti geri mi dönüyor?" sorusunu sorduruyor.

Neredeyse yapılan tüm analizlerde, dünya sisteminin norm merkezli yapısının yıkıldığı ve gücün merkezde olduğu yeni dönem kehanetleri dile getiriliyor.

Bunun belki en açık ifadesi, Kanada Başbakanı Mark Carney'in Davos'ta yaptığı konuşmadaki itiraflarda gözle görülür oldu.

Carney'in Trump'ın Kanada'ya yönelik tehditlerine karşı sözleri, yıkıldığı söylenen uluslararası sistemin aslında hiç var olmadığının ya da tamamen bir tiyatrodan ibaret olduğunun bir itirafıydı.

Davos'taki zirvede Carney, "Kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Uluslararası hukukun, sanığın ve mağdurun kimliğine göre farklı bir titizlikle uygulandığını biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı 'nimetler' vardı. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Ritüellere katıldık. Söylem ile gerçeklik arasındaki uçurumu büyük ölçüde görmezden geldik. Bu pazarlık artık işlemiyor. Açık konuşayım: Bir geçişin değil, bir kopuşun ortasındayız." sözleriyle küresel sisteme yönelik eleştirilerini dile getirdi.

Batı içindeki entelektüel, sanatçı ve birtakım "muhalif" politik figürlerden küresel sisteme dönük eleştiri duymaya alışkınız.

Ancak cari sistemin içinde yer alan bir devlet başkanının bu kadar açık bir dille yaptığı bu eleştiri, hiç şüphesiz, şaşırtıcı geliyor.

Şaşırtıcı olan Carney'in yaptığı tespitler değil. Zira "öteki" dünya, Batı'nın bu yüzünü yaşayarak çok fazla tecrübe etti. İliğiyle, kemiğiyle hissetti.

Düzenin vazedilen kuralları bizim için ya hiç işlemedi ya da hep aleyhimize işledi. Sahte hikâye, bir tiyatro oyunu olarak gözlerimizin önünde defalarca sahnelendi.

İtirafta bahsedilen dezavantajlı kimliğe sahip "sanık" ve "mağdur" bizleriz. Dolayısıyla tespitlerin bizim için şaşırılacak bir yanı yok.

Bununla birlikte, Carney'in itiraf içindeki itirafı, meselenin şaşırtıcı yanını ortadan kaldırıyor. Kanada Başbakanı, Amerikan hegemonyasının nimetlerinin onlar için külfete dönüştüğünü de ortaya koyarak itirafını "anlaşılabilir" kılıyor.

Bir açıdan bakarsak, Trump'ın "yeni" dış politikası en çok Batı dünyasının ABD dışında kalan kısmını etkiliyor.

Kurallara dayalı olduğu söylenen ancak kuralları Amerikan hegemonyasının belirlediği ve uyguladığı düzenin mağdurlarının "mağduriyet" pozisyonu pek değişmedi.

Hatta yer yer bunun getirebileceği avantajlar bile söz konusu olabilir.

Öte yandan, ABD haricindeki Batı dünyasının oyuncağı elinden alınmış gibi görünüyor.

Yeni paradigma ile ilgili yapılan analizlerin ciddi bir kısmı ve Carney'in itirafı da yoğun olarak meselenin bu yönünü ele alıyor.

Elbette, "konunun bizimle bir alakası yok" deyip geçecek durumda değiliz.

Eğer yeni bir paradigma ile muhatapsak, bunun değerlendirmesini yapmak zorundayız.

Fakat kısa vadeli konjonktürel sonuçlardan ziyade, yeni paradigmanın yapısı ile ilgili bir yoğunlaşma içine girmemiz gerekiyor.

Dünya siyaseti açısından "Güç normun yerine mi geçti?" sorusu doğru bir soru mu mesela?

Güç hiç yerini terk etmiş miydi?

Eğer güç ve norm arasındaki bir savaştan bahsedeceksek, sormamız gereken soru şudur:

Gücü yenecek norm hangisi?

Biz "ritüellere" niye katılıyoruz?

HABERE YORUM KAT