
Savaş, büyük emek vererek kazandığım alışkanlıklarımı bile benden aldı
İsrail’in Gazze’yi yerle bir etmesi, okuma ve egzersiz rutinlerimi alt üst etti — ama şimdi onları geri kazanıyorum.
Mariam Mushtaha’nın WANN’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
18 Ekim 2023’te, Tel El-Hawa Mahallesi’ndeki evimin gözlerimin önünde yıkıldığını gördüm; çocukluğum ve onunla ilgili anılarım da onunla birlikte yok oldu. Arkadaşlarınızın ve komşularınızın ulaşılamayacak kadar derin moloz yığınlarının altında gömülü olduğunu bilmekle nasıl, nasıl başa çıkabilirsiniz?
İsrail istihbaratı bize evimizi terk etmemizi emrettiğinde, hayatımızı ve evimizi terk etmek için sadece beş dakikamız vardı — ilk günden beri sürekli giydiğimiz kıyafetlerimizi ve akıllı telefonlarımızı almak için zar zor yeten bir süre. Kitaplarımı ve egzersiz aletlerimi geride bırakmak zorunda kaldım: hayallerimi, hobilerimi ve büyük emek vererek oluşturduğum güzel alışkanlıklarımı.
Her kitap bir arkadaş gibiydi
15 yaşındayken, ablam bana suç yazarı Agatha Christie'nin ilk romanını okuduğumda dünyam genişledi. Romanları farklı bir şey taşıyordu. Akıcı, ilgi çekici ve büyüleyiciydiler. Asla sıkılmıyorsunuz. Bir sayfayı bitirdiğinizde, büyük bir heyecanla hemen bir sonrakine geçmekten kendinizi alamıyorsunuz. Hikâye ilerledikçe, gizemi çözdüğünüzü sanıyorsunuz, ama son her zaman sizi büyülemeye devam ediyor. Bazen bütün günümü okumaya harcayıp hayatımdaki diğer sorumlulukları ihmal ederdim. Karşı koyamazdım.
Okumaya olan tutkum, psikolojiye duyduğum ilgiyle daha da derinleşti; özellikle Iraklı yazar Yousef Al-Hasany’nin eserlerini çok beğendim. Kitapları, psikolojik meselelere, sosyal çevrenin ve çocukluk travmalarının yetişkinler üzerindeki etkisine odaklanıyor. Bu kitaplar üzerimde çok büyük bir etki bıraktı; kendi kişiliğimi keşfetmeye, beni ve diğer çocukları etkileyen olası psikolojik etkileri anlamaya merak sardım — zihinlerimizle bedenlerimizin ne kadar güçlü ve gizemli bağlarla birbirine bağlı olduğunu öğrenmek istedim.
Filistinli yazar Ahmed Şarkavi'yi ve insanlara ve hayata hitap eden felsefi ve manevi alıntılarla dolu “Hadith Al Sabah” (“Sabah Sohbeti”) ve “Hadith Al Masa” (“Gece Sohbeti”) gibi dokunaklı, düşündürücü kitaplarını da çok sevdim.
Kitaplar, art arda gelen gerginliklerin sert gerçekliğinden kaçışım oldu. Kuzenlerim ve arkadaşlarımla kitap alışverişi yapardım. Kitap toplamaya başladım ve kısa sürede odamda küçük bir kütüphane oluştu. Hepsini okumamış olsam bile satın alırdım. Farklı renklerde ve büyüleyici kapaklarıyla yan yana dizilmiş hallerini çok severdim.
Her kitap, bana yepyeni bir dünya açan bir dost gibiydi: beni uzak diyarlara götüren ve günlük mücadelemden kurtaran bir yolculuktu.
Küçük kütüphanemi oluşturmam üç yılımı aldı. Çok büyük değildi, ama benim için her şeydi — moralim bozulduğunda kaçtığım sığınağımdı. Okudum, okudum ve sonra etrafımdaki dünyayı unuttum.
Kitaplarımın hiçbirini yanımda götüremezdim. Onları geride bırakmak zorundaydım.
Bu vedalaşma yıkıcıydı.
Onları çok özledim, özellikle de soykırım sırasında, acı verici gerçekliğimizden, soğuktan, açlıktan ve ölümden dikkatimi dağıtacak herhangi bir şeye çaresizce ihtiyaç duyduğum zamanlarda.
Egzersiz benim için bir alışkanlıktı
Kaçış yolu olarak okumak dışında, egzersizde de huzur bulurdum.
Her sabah saat 6'da, YouTube'da Sarah'ya katılır ve bana enerji ve motivasyon veren yoğun bir egzersiz rutini yapardım. Küçük bir su şişem vardı ve hatta egzersiz ekipmanları — bir mat, ağırlıklar, atlama ipi ve direnç bandı — ve egzersiz kıyafetleri bile satın almıştım.
Bazen bisikletime biner ve arkadaşlarımla Gazze Şehrindeki El-Yermük Meydanı'na gider, geniş alanı olduğu için orada bisiklet sürerdim.
Ama tüm bu basit şeyler bir anda yok oldu.
Soykırım, sadece yıkımdan çok daha fazlasını yaptı.
Hayatımızı, alışkanlıklarımızı, istikrarımızı, yani normal hayatımızı elimizden aldı.
Tüm normal hayatım, küçük mutluluklarım elimden alındı. Tek düşündüğüm şey, boş midemi nasıl doyuracağım ve sığınak her an başımın üstüne çökebilir miydi. Her şeyi başarmayı zorlaştıran sürekli bir korku içinde yaşıyorduk.
Mahrum kaldığımız zevkler
Aşırı kalabalık mekânlarda, mahremiyetin olmadığı ve konsantre olabilecek sakin bir alanın bulunmadığı çadırlarda yaşıyorduk. Kitapçılar büyük ölçüde tahrip edilmişti ve internet sık sık kesiliyordu; bu da PDF versiyonunu indirme imkânını zorlaştırıyordu. Bir kitabı indirmeyi başarsam bile, telefonumun şarjı biteceği için tek seferde bir saatten fazla okuyamıyordum.
Egzersiz bile yapamıyordum.
İsrail, kara harekâtı sırasında kuyuları ve su şebekelerini tahrip ettiği için suya erişim çok kısıtlıydı. Kış aylarında, güneş enerjili ısıtıcılar şarapnel parçalarıyla hasar gördüğü için sıcak su yoktu ve İsrail'in başından beri uyguladığı abluka nedeniyle gaz da yoktu, bu da temel ihtiyaç maddelerinin içeri girmesini engelliyordu.
Ateşkesin ardından, bir tür egzersiz olarak her gün yürüyüş yapıyordum. Yine de eskiden yaptığım antrenmanları özlüyordum. Nasıl olduklarını unutmuştum. Eskiden bisiklete bindiğimiz El-Yermük Meydanı, artık soykırım sırasında evlerini kaybeden yüzlerce ailenin barınağı haline gelmişti.
Hobilerime geri dönmek
Ailem, güneyde geçirdiğimiz iki aylık sürgünün ardından Aralık 2025’te Gazze Şehri’ne döndüğünde, bazı kitapçıların yeniden açıldığını duyar duymaz hemen oraya koştum. “Artık kitabı elimde tutabileceğim — bunu ne kadar da özlemiştim” dedim.
Ama etrafınız bu kadar çok seçenekle çevriliyken neyi seçeceksiniz? Tek bir kitap, okuma arzumun karşılanmasına yetmezdi. Ve fiyatlar! Üç katına çıkmıştı. Carmine Gallo’nun “Talk Like Ted” kitabını almaya karar vermiştim. İlk başta satın almakta tereddüt ettim. Savaştan önce aynı paraya üç kitap alabiliyordum. Kitabı mı almalıydım, yoksa PDF olarak okuyup paramı mı biriktirmeliydim? Ama dayanamadım. Kitap, geliştirmek için çabaladığım bir beceri olan topluluk önünde konuşma konusunda yararlı tekniklerle doluydu.
Bazen kendi kitaplarımı merak ediyorum. Hâlâ enkazın altında mı gömülü duruyorlar, ya da dağınık kâğıt parçalarına mı dönüştüler?
Yıkılmış evimin önünden her geçtiğimde, onlardan birini bulma umuduyla bir süre duruyorum. Bir keresinde kardeşim Yusuf ile birlikte gittim ve odamın enkazında kitaplarımdan birinin durduğunu gördüm. Ayman El-Atoum’un “Ya Sahib Al-Sijn” (“Ey Hapishanenin İki Arkadaşı”) adlı romanıydı. Ona tırmanıp kitabı almasını rica ettim.
O anda, evimin yıkıldığı gün bu romanı bitirdiğim anı aniden hatırladım. O, odamda elime aldığım son şeydi. Kitap yırtılmamıştı. Sanki odamdaki ve kütüphanemdeki son anılarımı hatırlamam için, onu tekrar elime almamı bekliyormuş gibi, iyi durumdaydı.
Şimdi hayal kırıklığına uğradım, çünkü kütüphanemi yeniden kurmam yıllar alacak. Egzersizlerim de aynı durumda. Yıkılmayan tek spor salonu artık ayda 100 şekel tutuyor. İçimdeki öfkeyi, hayal kırıklığını ve diğer olumsuz duyguları atabileceğim ve biraz huzur bulabileceğim bir alan sağladığı için üye olmak için para biriktirdim.
Başka şeylerden fedakârlık etmem gerekse bile, bu aldığım en iyi kararlardan biriydi. Beni tüm olumsuz duyguları ve deneyimleri geride bıraktığım ve daha önce hiç tatmadığım bir tür iç huzura ulaştığım başka bir dünyaya götürüyor. Okumadan sonra benim ikinci sığınağım oldu.
Bu zorluklar arasında hobilerime geri dönmek zor oluyor. İki yıllık acımasız bir soykırım ve dayanılmaz acının ardından, hobilerim iyileşmem ve sert gerçeklikten kaçmam için tek çarem. Hayatta kalmak için bana biraz olsun rahatlık veren bir şeye tutunmam gerektiğine inanıyorum.
Artık bir kitap elime aldığımda, onun için ödediğim 30 şekeli unutuyorum. Egzersizimi bitirdiğimde de aynı hissi yaşıyorum. Her ay ödemek zorunda olduğum pahalı üyelik ücretini unutuyorum; bunu, harcamaya param olduğu için değil, sevdiğim şeye tutunmak için bazı şeylerden vazgeçmeyi seçtiğim için yapıyorum.
Eski halimi ve bir zamanlar sahip olduğum sakin, istikrarlı hayatı özlüyorum. Her şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorum, ama elimden gelen her şeyi yeniden inşa etmek için hiçbir fırsatı kaçırmak istemiyorum.
* Mariam Mushtaha, Gazze İslam Üniversitesi’nde İngilizce çevirmenliği bölümünde okuyan bir öğrencidir. Savaşın getirdiği zorluklara rağmen yazmaya karşı derin bir tutku keşfeden Mariam, yazmayı deneyimlerini ifade etmek, gerçekliği belgelemek ve anlatılmamış hikâyeleri paylaşmak için bir araç olarak kullanmaktadır. Yazılarında, çevresindeki insanların direncini, acılarını ve umutlarını yansıtmaya çalışmaktadır. Mariam, bu tür denemeler yoluyla yazma becerilerini geliştirmeye kendini adamıştır. Profesyonel bir yazar olmak ve Gazze halkının sesi olmak hayaliyle yaşamaktadır.



HABERE YORUM KAT