1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Sovyetler Birliği hayatta kalabilir miydi?
Sovyetler Birliği hayatta kalabilir miydi?

Sovyetler Birliği hayatta kalabilir miydi?

“Sovyet ekonomisi, hem askeri sistemi süper güç seviyesinde tutacak hem de halkına iyi bir yaşam standardı sağlayacak kadar güçlü değildi.”

12 Ekim 2020 Pazartesi 14:41A+A-

Kaynak: History Today
Çev: Abdulfettah İsmail Şenbaş / Haksöz-Haber

History Today dergisi son sayısında (Ekim 2020) konunun uzmanı dört isme Ekim Devrimi’nin yıldönümünde “20. yüzyılın süper güçlerinden olan Sovyetler Birliği’nin ölümü gerçekten kaçınılmaz mıydı?” sorusunu sormuş, verilen cevapları ilginize sunuyoruz:

“Kimse tatmin edici alternatif bir senaryo sunmadı”

Rodric Braithwaite, Britanya'nın Sovyetler Birliği Büyükelçisi (1988-91). Armagedon and Paranoya: Nükleer Çatışma (Profil, 2017) kitabının yazarı.

İnsanlar bugün bile Roma İmparatorluğu'nun çöküşünü tartışıyorlar. Muhtemeldir ki Sovyetler Birliği'nin neden çöktüğü konusunda hemen uzlaşamayacaklar. Bazıları bunun yıllarca sürdüğünü düşünürken, bir kesim de çöküşün öngörülemez olduğuna inanıyor. Sovyet muhalif bilim adamı Andrei Sakharov ise çöküşü on yıllar öncesinden öngörmüştü.

Sovyetlerin savaştaki zaferi onları Avrupa’nın merkezine taşıdı. Sovyetler Birliği’nin baskın ideolojisi zaten ona dünya çapında nüfuz sağlamıştı. Ama 1953'te Stalin'in ölümünden sonra bu fikir akımı, ülke genelinde bile kabak tadı vermeye başlamıştı. Doğu Avrupa ve bizzat Sovyetler Birliği'nin içerisinde bile özgürlük konusunda tebaanın huzursuzluğu giderek artıyordu. Sovyet bilim adamları dünyadaki muadilleriyle eşit değere sahip olsalar da, silah ve tereyağını aynı anda alamayacak kadar fakirlerdi. Onların yetenekleri halkın hayat standartlarını artırmak içindi ancak sürekli Amerikan askeri gücüyle mütekabiliyet muamelesi görüyorlardı. Bu durum bir süre böyle devam etti. Ancak 1983'te Sovyet Genelkurmay Başkanı’nın itirafı şuydu: "Ekonomik bir devrim gerçekleştirmeden modern silahlarda [Amerikalılara] asla yetişemeyeceğiz. Bu vasatta akla gelen soru ise, siyasi bir devrim olmadan ekonomik bir devrime sahip olup olamayacağımızdır”.

Sovyet liderleri aptal değildi. Bir şeyin yapılması gerektiğini biliyorlardı. Yıpranmış üç liderin peş peşe ölmesinin ardından, ülkeyi yönetmek için 1985'te Mihail Gorbaçov'u seçtiler: Genç, deneyimli, yetkin ve – burada yanlış düşündüler –  gelenekçi. Ancak Gorbaçov, değişimin kaçınılmaz olduğuna inanıyordu. Bunun için KGB'yi dizginledi, basını serbest bıraktı ve bir tür demokrasinin önünü açtı.Tutucu bir sistem, kontrol edilemeyen bir ekonomi ve üstüne bir de sürdürülemez bir imparatorluk yükü eklenince mağlubiyet onun için kaçınılmaz oldu.19. yüzyıl Fransız siyaset filozofu Alexis de Tocqueville’in tanımında olduğu gibi “reform gayretinde olan çürümüş bir rejimin parçalandığı ölümcül andı”.
Ruslar, çöküşü cebirle engelleyemediği için Gorbaçev'e hain diyorlar. Yabancılar gözünde ise kifayetsiz bir acemi. İyi de hiç kimse tatmin edici alternatif bir senaryo önermedi ki…

“Amaçlanan şey Gorbaçov’un politikalarının odağındaki Sovyet toplumunun sorunlarını çözmekti”

James Rodgers, eski BBC Moskova muhabiri ve “Moskova Tayini: Lenin'den Putin'e Rusya” kitabının yazarı 

Coşku dolu ulusal marşında geçtiği üzere “Özgür Cumhuriyetlerin Yenilmez Birliği” SSCB 1980lere bir süper güç olarak girdi. Takip eden on yılda onun çökeceğini ise çok az kişi tahmin etmişti. Destansı marşlarındaki "özgür cumhuriyetler" kısmı, sahip oldukları topraklarda dahi çok bir anlam ifade etmese de, "yenilmez" bölümü çok daha ikna edici görünüyordu. Yine de sistem çöküyordu. KGB'nin başına geçtikten sonra 1982'de Sovyet lideri olan YuriAndropov, şunu çok iyi anlamıştı.Sovyet toplumunun her zaman en bilgili departmanı gizli polis teşkilatıydı.O, miras aldığı ekonomik durgunluğu aşmak için reformlar başlattı.

Andropov’un 1984’teki ölümünü, bir sonraki yıl halefi Konstantin Çernenko’nun ölümü izledi. O sırada Mihail Gorbaçov 54 yaşındaydı. Onda, Sovyetler Birliği'nin çatırdayan sistemini iyileştirebileceğine ve amaca uygun hale getirilebileceğine inanan bir lider imajı vardı. Ama muvaffak olamadı. Sovyet toplumundaki hataları düzeltmeyi amaçlayan Gorbaçov, perestroyka (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) politikalarının altını çizerek veda ediyordu.Sovyetleri bezdiren bu serkeşlikten kurtulma çabaları, özellikle nüfusun büyük kesimlerinin umurunda olmadığını kanıtlamıştı. “Votka ve Gorbaçov”un yazarı Alexander Nikishin’in sonralarda sorduğu gibi: "O kiminle kavga ettiğini kavramadı mı? Bu soru Gorbaçov’un daha kapsamlı stratejisi için de sorulabilir. Gorbaçov’un partisindeki radikaller 1991'de kısa süreli bir darbeyle iktidarı ele geçirmeye çalıştı ve başarısız oldular. Ardından da Sovyet sistemi sona erdi.

Sovyet ekonomisi, hem askeri sistemi süper güç seviyesinde tutacak hem de halkına iyi bir yaşam standardı sağlayacak kadar güçlü değildi. Bir dil öğrencisi olarak 1980lerde Moskova'ya ilk seyahatimde, Sovyet milli marşının bir kaydını satın almıştım. Kaydı taşımak için poşete verdiğim para kayda verdiğimden daha fazlaydı. Sırf bu örnek bile ekonomik tenakuzlarla boğuşan Sovyetler Birliği'nin ayakta kalamayacağının kanıtıydı.

“Sovyet Kazakistan’ındaki direnişin büyüklüğü Moskova'yı çok şaşırttı”

Joanna Lillis, “Karanlık Gölgeler: Kazakistan'ın Gizli Dünyasının İçi” kitabının yazarı

1986'da Kazaklar, Moskova'daki Sovyet hükümetine karşı protestolara başladığında, Sovyet Kazakistan'ındaki göstericilere açılan ateşin SSCB’nin yıkılmasına ivme kazandıracağını ve 5 sene sonra çökeceğinihiç kimsekestiremezdi. Onları Kremlin'den yöneten ve ulaşılması imkânsız liderlerin varlığından kaynaklı hayal kırıklıkları; herkes için eşitliği savunduğu iddiası taşıyan ikiyüzlü komünist bir devletteki eşitsizliklerden kaynaklanan düş kırıklıkları; Kremlin’in Kazakistan dışından bir Rus lideri yönetici olarak dayatmasını protesto etmek için sokaklara dökülen Kazakların milli duyguları.. O zamanki vasatı anlatan cümleler bunlar. Direnişin gücü Moskova'yı çok şaşırtmıştı; bu, liderlerinin sıradan Sovyet yurttaşlarının düşüncelerinden ne kadar da kopuk olduklarının bir göstergesiydi.

Reformist Mihail Gorbaçov, daha hoşgörülü bir Sovyetler Birliği'nde halkının fikirlerini özgürce dile getirebilmesi için gelecek vaat eden glasnost (açıklık) politikasıyla yakın zamanda iktidara gelmişti.Kazaklar buna sahip olmak için sokaklara çıktığında ise Gorbaçov, gösterileri kanla bastırmak için güvenlik güçlerini gönderdi.

Moskova’nın Kazakların kırgınlıklarına kulak verme girişimi amacına ulaşamadı. Ancak resmi olarak tüm SSCB halkları eşitken, Rus üstünlüğü karşısında secdeye kapanmaları beklenen Sovyetler Birliği'ndeki diğer milletlerin despot sömürge yönetiminireddetmeleri, kısa süre sonra ülkenin çöküşüne ön ayak oldu. 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılışı, Doğu Bloku'nun parçalanması ve on yıllık anlamsız savaşın ardından Sovyetlerin Afganistan'dan zillet içinde geri çekilmesi, bu süper gücün sona yaklaştığını doğrulamıştı. Şüphesiz 1986'da Kazakların yaşanacaklar hakkında en ufak bir fikirleri olamazdı. Buna rağmen, Sovyetlerin amacına uygun olmayan ve hüsrana dönüşen hatalarına istemsizce bir ayna tutuyorlardı.

“Komünist Parti medyanın kontrolünü elinde tutsaydı, belki de bu girdaptan sağ çıkabilirdi

Richard Millington, Chester Üniversitesi'nde Kıdemli Öğretim Görevlisi

1991'de Komünist Parti medyanın ve kamusal alanın kontrolünü kaybettiğinden dolayı Sovyetler Birliği artık hayatta kalamazdı. Herhangi bir diktatörlüğün yaşamını sürdürebilmesinin tek yolu, kamuoyunayön veren ve rejimin içselleştirilmesini teşvik eden medyanın sıkı kontrolüdür. Pek çok Sovyet vatandaşı gazetelerde yazılanlara inanmadıklarını iddia etseler de, haberlerin gerçeklerden ne kadar uzak olduğunun hiçbir zaman farkında olmadılar. Mikhail Gorbaçov 1985'te iktidara geldiğinde, cini şişeden çıkaran onun glasnost (açıklık) politikasıydı.

Gorbaçov’un toplumu "açma" girişiminde, basına daha fazla ifade özgürlüğü vardı. Bazı tarihçiler, bu hareketi, Stalin’den arındırılmış bir SSCB'de dişleri yeni çıkan bir liderin politikalarının bir yansıması olarak okudular. Ancak onun politikası geri tepti.Glasnost; haber kaynaklarının, Sovyet sisteminin ve Komünist Partinin zaaflarını ortaya çıkarması anlamına geliyordu. Belki de her şeyden öte, 1986'daki Çernobil nükleer santralinde meydana gelen korkunç kazanın ifşası, Parti’nin beceriksizliğini ortaya çıkardı. Keşke sadece bununla kalsaydı. Vatandaşların yalnızca etkili bir yönetim talebine değil, aynı zamanda onları güvende tutma istidadına olan inançlarını da parçalamıştı. Nitekim 2006 yılında Gorbaçov, Çernobil'i ve bunun sonucunda ortaya çıkan medya yansımalarını, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün gerçek sebebi olarak gösterdi.

1991'de oyun Komünist Parti için hazırdı. Glasnost, muhalif seslerin duyulmasına ve bir zamanlar bastırılan siyasi hareketlere alan açmıştı.Radikal komünistler tarafından aynı yılın Ağustos ayında kontrolü yeniden ele geçirme amacı taşıyan başarısız girişimden sonra, Komünist Parti yasaklandı ve bununla birlikte Sovyetler Birliği'ni bir arada tutan hiçbir şey kalmadı. Komünist Parti medyanın kontrolünü elinde tutsaydı, belki de bu girdaptan sağ çıkabilirdi. Bir diktatörlüğün tam manasıyla kontrolü elinde tuttuğunda neler olabileceğini görmek için Çin örneğine bakmak yeterlidir.

HABERE YORUM KAT