
"Rahman'ın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olamayacaklardır"
"Rahman'ın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olamayacaklardır." (Meryem/87)
لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۢ ﴿٨٧﴾
87- Rahman'ın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olamayacaklardır.
Bu ayette geçen şefaat iki noktayı ifade etmektedir 1) Şefaat ancak onun için Rahman'dan izin alabilen, yani dünyada iken Allah'a inanan ve onun bağışlamasına layık bir hale gelen kimse için geçerli olacaktır, yani sadece böyle bir kimse için şefaat edilecektir. 2) Sadece Rahman'ın izin verdiği bir kimse başkaları için şefaat edebilecektir.
Kâfirler, Allah´ın huzurunda birbirlerine şefaatçi olamayacaklardır.
Bu âyet-i Kerimeden kâfirlerin aksine müminlerin birbirlerine şefaatçi olacakları anlaşılmaktadır. Ancak bir müminin diğerine şefaatçi olması için Allah´tan izin alması gerekmektedir. Bu hususta diğer bir âyette şöyle Duyurulmaktadır: "O gün, rahman olan Allah´ın izin verdiği ve konuşmasına rıza gösterdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermeyecektir.
Taha suresi: 109
Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şerifinde:
"Şehit, ailesinden yetmiş kişiye şefaatçi olacaktır. buyurmuştur. Diğer bir Hadis-i Şerifı´nde de şöyle buyurmaktadır:
"Kıyamet gününde üç sınıf insan şefaatçi olacaktır. Bunlar, Peygamberler, sonra âlimler, sonra şehitlerdir.
Hadİs-i Şeriflerde ayrıca, Meleklerin, Müslümanların küçükken ölen çocuklarının, Kur´an-ı Kerim´in ve bazı insanların da şefaatçi olacakları zikredilmiştir.
TABERİ TEFSİRİ
Râzî, bu ayeti açıklarken temel olarak iki büyük mesele üzerinde durur: Şefaatin mahiyeti ve "Ahid" kavramının ne anlama geldiği.
1. Şefaat Hakkı Kimindir?
Râzî’ye göre bu ayet, müşriklerin "melekler veya putlar bize şefaat edecek" şeklindeki temelsiz iddialarını çürütmek için inmiştir.
İstisna Mantığı: Ayetteki "başka" ifadesi, şefaatin genel bir hak olmadığını, sadece belirli şartları taşıyanlara mahsus bir lütuf olduğunu gösterir.
Şefaatçi ve Şefaat Olunan: Râzî, burada şefaatin hem şefaat edecek olanları (peygamberler, melekler, müminler) hem de şefaate nail olacakları kapsayabileceğine dair dilbilimsel tartışmalara değinir.
2. "Ahid" (Söz/Ahit) Kavramının Anlamı
Râzî, "Rahmân’ın katında söz almış olmak" ifadesini birkaç farklı şekilde yorumlar:
Tevhid Kelimesi: En kuvvetli yorumlardan biri, "ahid"den kastın "Lâ ilâhe illallâh" şehadeti olduğudur. Allah’a ortak koşmayan ve O’nun birliğini tasdik eden kişi, şefaate nail olmak için gerekli olan temel "sözü" vermiş demektir.
İhlas ve Salih Amel: Bazı müfessirlere atıfla, bu ahdin Allah’a verilen kulluk sözü ve bu söze sadık kalınarak yapılan ameller olduğu belirtilir.
3. Ehl-i Sünnet ve Mu'tezile Tartışması
Fahruddin er-Râzî, bir Ehl-i Sünnet alimi olarak bu ayeti Mu'tezile'nin görüşlerine karşı bir argüman olarak da değerlendirir:
Mu'tezile, büyük günah işleyenlerin (mürtekib-i kebire) şefaatten mahrum kalacağını savunurken; Râzî, ayetteki "ahid" kavramını iman ile sınırlayarak, günahkar olsa bile mümin olanların bu ahit sayesinde şefaat dairesine girebileceğini vurgular.
Râzî’ye göre bu ayet, ahiretteki yetkinin tamamen Allah’ın elinde olduğunu, O’nun izni ve belirlediği sınırlar (iman ve tevhid ahdi) dışında hiçbir varlığın (putlar, melekler vb.) kendiliğinden bir nüfuz sahibi olamayacağını kanıtlar.
Şefaatin anahtarı, dünyada iken Allah’a verilen tevhid sözüdür.
TEFSİR-İ KEBİR



HABERE YORUM KAT