1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İbn Sînâ’nın “Teşebbüh” düşüncesi ile dijital çağın tanrılaşma arayışı
İbn Sînâ’nın “Teşebbüh” düşüncesi ile dijital çağın tanrılaşma arayışı

İbn Sînâ’nın “Teşebbüh” düşüncesi ile dijital çağın tanrılaşma arayışı

“İbn Sînâ’da yetkinleşme, insanın ontolojik derecesini aşması değil, taakkul, iç disiplin ve hakikat arayışıyla kendi mahiyetinin en yetkin noktasına ulaşmasıdır.”

17 Haziran 2026 Çarşamba 02:12A+A-

İbn Sînâ’nın Teşebbüh Düşüncesi ile Dijital Çağın Tanrılaşma Arayışı

Mehmet Emin Acat / Perspektif


 

İnsan doğasındaki güç ve beka arzusu, temelde iki farklı tezahüre sahip gibi görünmektedir. Biri, çok uzun bir zamansal periyotta oluşup gelişen kadim hikmet geleneğinin tekâmül ve irfan birikimi; diğeri de yakın geçmişe dayanan modern dijital kültürle şekillenen teknoloji destekli yetkinleşme modelidir. 

Felsefi geleneğe dayalı olan ilk yetkinleşme modeli, Platon öncesine kadar izi sürülebilirse de görünür olmaya başladığı kavşak, Platon’un diyaloglarındaki kimi ifadelerle başlatılır (Şeyma Kömürcüoğlu, 2019, 67-122.). Daha sonraki dönemlerde işlenerek belli bir forma ulaşan bu yaklaşım, IX. ve X. Yy. da çeviri faaliyetleriyle İslam dünyasına intikal eden felsefi düşüncede insanın Tanrının fiillerine benzeme çabası olarak billurlaşan teşebbüh kavramıdır. Felsefenin tanımlarından birinin odak kavramı olarak, insanın gücü oranında yüce Allah’ın fiillerine benzemeye çalışması çerçevesini ortaya koyar. Bu çerçeve insanın bir yandan teorik akıl yönüyle evreni ve işleyişini kavraması, pratik akıl yönüyle de taakkul, erdem, adalet ve merhamet gibi ahlaki davranışlarla evrenin düzenine uyum sağlamasını ifade eder. (Mehmet Emin ACAT, 2023, 1-18.)

Yapay zekâ, biyoteknoloji ve transhümanist düşünce ile şekillenen ikinci yetkinleşme modeli ise insanın mahiyetini geliştirmeyi değil bu mahiyeti yani insanın özsel sınırlarını aşması gerektiği yönünde güçlü bir kültürel zihniyet üretiyor. Bu süreçte “yetkinleşme” kavramı, klasik ahlak veya bilgi anlayışından farklı biçimde yeniden tanımlandı. Modern dijital kültür, yetkin olmayı artık bilgi, erdem ve biyopsikolojik potansiyelleri açığa çıkarmak yerine daha görünür, daha hızlı, daha bağlantılı, nihayetinde de biyoteknolojik imkanlarla daha “üstün” ve “daimî” olmakta görüyor.

Modern eğilimler, insani mahiyeti aşılması gereken biyolojik taslaklar olarak ele aldığından varlıksal sınırları kabul etmek yerine onları devre dışı bırakıp insan sonrasına ulaşmayı amaçlar. Yetkinleşmeyi mahiyete bağlı kalarak insanın daha yüksek bir kemal düzeyine yönelmesi olarak vurgulayan İbn Sînâ metafiziğinde teşebbüh kavramı, günümüzün karşı karşıya kaldığı mahiyet aşımını amaçlayan silikon bazlı donanımsal yetkinleşme yaklaşımıyla dikkat çekici bir karşılaştırma zemini sunar. Dijital çağın yetkinleşme arayışı ile İbn Sînâcı teşebbüh arasında hem önemli benzerlikler hem de köklü ayrımlar bulunmaktadır. Özellikle dijital çağın bazı eğilimleri, insanın kendi sınırlarını (mahiyetini) aşma arzusunu manipüle ederek “tanrılaşma” eğilimine dönüştürme temayülü barındırmaktadır.

İbn Sînâ’nın Yetkinleşme Modeli: Teşebbüh 

Teşebbüh, genel anlamda bir varlığın daha yetkin bir varlık düzenine yönelerek ona benzerlik kazanmasıdır. Ancak bu benzerlik, felsefenin mahiyet teorisi zemininde özdeşleşme anlamına gelmez. İbn Sînâ düşüncesinde insan, daha yüksek aklî düzene yönelir; fakat ontolojik türünü kaybetmez. Bu nedenle teşebbüh, özsel değişim değildir. Mahiyet, bir şeyin ne ise o olmasıdır. Bu çerçevede örneğin insan bağlamında yetkinleşme; yetkinlik artışı, bilfiilleşme ve aklîleşmedir. Mahiyet aşımı olabilecek türden dönüşümler ise ontolojik imkân dahilinde görülmez. Burada amaç başka bir varlığa dönüşmek (örneğin tanrılaşmak) değil, kendi mahiyetinin sınırları içindeki imkanları en yetkin biçimde gerçekleştirmektir. 

İbn Sînâ metafiziğinde varlıklar durağan değildir. Özellikle insan nefsi, kuvveden fiile doğru ilerleyen bir yapıdır. İnsan doğuştan tam gelmez; fakat tamlığa yönelme potansiyeline sahiptir. Bu süreç: İstidat-İdrak-Aklîleşme-Yetkinleşme şeklinde ilerler ve iktisap karakterlidir. Burada yetkinleşme, potansiyel halde doğan insan nefsinin (heyûlanî akıl) belli bir süreç ve kazanım ile bilfiil ve etkin hale gelmesidir (müstefâd akıl).

İbn Sînâ düşüncesinin kritik noktası, varlık ve mahiyet ayırımına dayalı ve kategoriler disiplinine bağlı oluşudur. Kategoriler disiplini ve mahiyetin doğası gereği insan, yetkinleşebilir ancak mutlaklaşamaz, tanrılaşamaz. Bu nedenle teşebbüh; sonsuz güç kazanımı, mutlak hakimiyet, sınırsız bireysel irade gibi şeyleri doğurmaz. İnsan daha aklî olabilir, daha düzenli olabilir, daha yetkin olabilir; ama zorunlu varlık haline gelemez. Dolayısıyla İbn Sînâ metafiziğinde yetkinleşme, daima ontolojik sınır bilinciyle birlikte ifade edilir.

Dijital Çağın Yetkinleşme Modeli

Modern dijital modelin yetkinleşmesinde veri, daha fazla bilgi erişimini; beden, biyoteknolojik gelişimle destekli donanımı; zihin, yapay zekâ ve dijital destekli araçsal gücü vurgular. Dolayısıyla yetkinleşme artık hakikate yönelim değil; kapasite büyütme, donanımsal iyileşme ve olabildiğince süreklileşme sürecine dönüşür.

Bu yaklaşımda insan, sürekli optimize edilmesi gereken bir proje gibi görülmektedir. Sosyal medya algoritmaları, üretkenlik kültürü, veri kapitalizmi ve yapay zekâ sistemleri; bireyi sürekli daha fazla performans göstermeye zorlar. Bu modelde insan, sürekli görünür olmalı, an be an gelişmeli, daima çevrim içi kalmalı, duraksamadan hızlanmalıdır. Yetkinleşme burada ontolojik değil, dışsal uyarılmalı performansa dayalı bir karakter taşır ve donanımsal güç kapasitesinin genişlemesinden beslenir.

Bu dönemin en ileri ideolojik biçimlerinden biri transhümanizm, insan bedeninin aşılabileceğini, zihnin dijitalleştirilebileceğini, hastalık ve ölümün teknik bir problem olduğunu, insanın biyolojik sınırlarını aşabileceğini savunur. (Juengst ve Moseley, 2025) Burada ortaya çıkan temel eğilim; yetkinleşme-Sınır aşımı–İnsan sonrası varlık şeklindedir. Bu nedenle yetkinleşme giderek tanrılaşma arzusuna doğru bir seyir göstermektedir.

İnsanın Eksikliği Fikri

Her iki yaklaşım da insanın başlangıçta eksik olduğunu kabul eder. İbn Sînâ’da insan, kuvve halindedir, yetkinleşmeye açıktır, aklîleşme sürecindedir. Dijital çağ yaklaşımında insan, optimize edilmesi gereken, geliştirilebilir, yükseltilebilir bir sistem gibi görülür.  Her iki modelde de durağanlık olumsuz görülür. İbn Sînâcı düşüncede aklî durgunluk, nefsin edilgenliği ve cehalet eksiklik işaretidir. Dijital modelde ise üretmemek, görünür olmamak, güncel kalmamak başarısızlık sayılır.

İbn Sînâ’da insan, daha yüksek aklî düzene, daha yetkin varlık seviyesine, düzenli ontolojik yapıya yaklaşmaya çalışır. Üstün ve yetkin kabul edilen aklî aleme teşebbüh yani benzerlik ve uyum göstermek için kendi mahiyetinin en üst yetkinlik düzeyine çıkmayı amaçlar. Bu, “yukarı”ya yönelimdir. Dijital çağın modelinde ise insan; üstün zekâ, veri hakimiyeti, algoritmik güç, teknolojik kontrol arayışı içinde olmakla “yatay güç” yönelimindedir. 

İbn Sînâ metafiziğinde insan; mutlak, bağımsız, zorunlu değildir. İnsan ne kadar yetkinleşirse yetkinleşsin yaratılmıştır, sınırlıdır, derece bakımından eksiktir. Dolayısıyla teşebbüh, düzen ve ölçü kazanımı, ontolojik olgunlaşmadır. Ama tanrılaşma değildir. Mahiyet teorisinin verdiği bir sınır bilinci vardır. 

Modern dijital kültürde ise sınır, problem olarak görülür. Özellikle biyolojik sınırlılık, yaşlılık, unutma, bedensel kısıtlar, hastalık ve ölüm teknik olarak aşılması gereken engeller gibi görülür. Burada insan, sınır kabul etmeyen, kendisini yeniden tasarlayan, kendi varlığını üretmeye çalışan bir özneye dönüşür. Bu yaklaşım adeta ontolojik bir taşkınlık hareketi gibidir.

Felsefi teşebbüh yaklaşımında ise insan; varlıkla hikmet ve ölçü ile benzeme çabası ve uyum eğilimi göstermekle yetkinleşir. Teşebbüh anlayışı, ontolojik tevazu içerir. İnsan, üst düzene yönelir, fakat onun yerine geçmez. Dijital çağın teknolojik güç temelli anlatılarında ise (Örneğin Yuval Noah Harari, Homo Deus, 319-364.) insan kendisini merkeze koyar, sınırlarını reddeder, teknik gücün destek imkanlarını, sınırlarını ve zaaflarını aşma yönünde bir manivelaya döndürür. Bu durum ontolojik kibir üretir.

Bilgi Artışıyla Gelen Bilgelik Yitimi

İbn Sînâcı gelenekte bilgi; hakikate yönelim, aklın düzen kazanması, nefsin yetkinleşmesi ile ilişkilidir. Yetkinleşme; dikkat, yoğunlaşma, düzen, aklî disiplin gerektirir. Dijital çağda ise muhakeme derinliğinden yoksun veri, hız, erişim ve dolaşımdır. Modern insan, daha fazla bilgiye erişmesine rağmen, daha az hikmet sahibidir. Zira parçalanmış dikkat, sürekli uyarılma, hız bağımlılığı ve yüzeysellik ortamı içindedir. Bu ortam; bilgi miktarını artırırken ontolojik yoğunluğu azaltır. Yetkin görünmeyi, imajı, görünürlüğü ve yüzeysel etkileşimi önceler. 

İbn Sînâcı teşebbüh anlayışı ile dijital çağın yetkinleşme modeli arasındaki temel fark, insanın sınırına bakışında ortaya çıkmaktadır. İbn Sînâcı model, insanın yetkinleşmesini kabul eder, fakat ontolojik sınırını korur. Yetkinleşmeyi düzen ve hakikat ekseninde düşünür. Bu gerçekleşmede, insanı meydana getiren varlıksal ortam ve ekosisteme bağlı kalınır, araçsal tahakküm ile manipüle edilmez.

Dijital çağın modeli ise sınırı aşılması gereken problem olarak görür ve teknik kapasiteyi mutlaklaştırır. İnsanı kendi kendisinin üreticisi haline getirmeye yönelir. Bu nedenle felsefi teşebbüh düşüncesi hakikate yönelen yetkinleşme iken, dijital çağın eğilimleri giderek kendini mutlaklaştıran yetkinleşme biçimine dönüşmektedir.

İhtimal ki bu tasavvur, daha fazla güç kazandıkça daha yetkin hale gelmeyi beklerken; aksine kendi sınırlarını buharlaştırması nedeniyle ontolojik merkezini kaybetmekle yüz yüze kalabilir.

*

Kaynakça

Mehmet Emin ACAT, İbn Sînâ’da Teşebbüh Kavramı, Doktora Tezi, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Diyarbakır, (2023).

Moseley, Daniel ve Eric Juengst, “İnsan Geliştirme”, Stanford Felsefe Ansiklopedisi (Kış 2025), Edward N. Zalta ve Uri Nodelman (editörler), URL = https://plato.stanford.edu/archives/win2025/entries/enhancement/ .Erişim 18 Mayıs 2026.

Şeyma Kömürcüoğlu, Logostaki Mitos, İz yayıncılık, İstanbul, (2019).

Yuval Noah Harari, Homo Deus, Kolektif, İstanbul, (2016). 

 

 

HABERE YORUM KAT