1. YAZARLAR

  2. VEYSİ SELİMOĞLU

  3. Bir hasta odasında, sabrın ve tevekkülün sessiz dersi Mehmet Şerefoğlu’na
VEYSİ SELİMOĞLU

VEYSİ SELİMOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir hasta odasında, sabrın ve tevekkülün sessiz dersi Mehmet Şerefoğlu’na

16 Haziran 2026 Salı 13:45A+A-

Geçtiğimiz günlerde birkaç arkadaşla birlikte çok uzun süredir ağır bir hastalıkla mücadele eden Mehmet Şerefoğlu kardeşimizi ziyaret ettik. Ziyarete giderken niyetimiz ona moral vermek, yanında olduğumuzu hissettirmek ve geçmiş olsun dileklerimizi iletmekti. Fakat ayrılırken fark ettik ki asıl moral bulan, asıl ders alan bizler olmuştuk. Hastalık, insanın gücünü, imkânlarını ve planlarını sınayan ağır bir imtihandır. Sağlık yerindeyken farkına varmadığımız birçok nimetin kıymeti, böyle zamanlarda daha iyi anlaşılır. Ziyaret ettiğimiz kardeşimizin gösterdiği duruş, hepimizi derinden etkiledi. Yüzünde isyanın değil teslimiyetin izleri vardı. Dilinde şikâyet değil hamd vardı. Geleceğe dair endişelerden çok Rabbine duyduğu güveni dile getiriyordu. Ziyaretçi arkadaşlarımızdan birinin ona olan övgü sözlerine karşılık ; “beni şımartmayın ki şeytan bana musallat olmasın” dediğinde yüzündeki samimiyeti görülmeye değerdi.

Hastalığın ağırlığına rağmen kalbindeki huzuru korumaya çalışması, bize tevekkülün kitaplarda okunan bir kavram değil, hayatın içinde yaşanan bir hakikat olduğunu hatırlattı. (Bakara, 155.-156.) ayetlerini yıllardır okuruz. Ancak bazen bir insanın hayatında tecelli etmiş hâlini görmek, onları yeniden anlamamıza vesile olur. O kardeşimizin tavrı, sabrın pasif bir bekleyiş olmadığını; Allah’a güvenerek imtihanın içinde dimdik durabilmek olduğunu gösteriyordu.Bu ziyaret bize bir kez daha gösterdi ki bazen tebliğ sadece sözlerle değil, hâl ile de yapılır. Sabırla karşılanan bir musibet, uzun nasihatlerden daha etkili olabilir. Teslimiyetle geçirilen bir hastalık süreci, çevresindeki insanlara iman ve ahlak dersi verebilir. Bizler o gün bir hasta ziyareti yaptığımızı düşünüyorduk. Oysa dönerken kendi aramızda ki konuşmalarda da, sabrın, tevekkülün ve Allah’a teslimiyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu yeniden öğrenmiş olarak ayrıldık. Kendi hayatlarımızı, şikâyetlerimizi, aceleciliğimizi ve nimetlere karşı yeterince şükredip şükretmediğimizi sorguladık.

Sevgili Mehmet Kardeşim;

Yaşadığın imtihanın ağırlığını kelimelerle tam olarak anlatmak mümkün değil. Ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Sen bu imtihanın altında ezilmedin, aksine gördük ki onu imanınla taşıyorsun.

Hastalık, çoğu insanı içine kapatır; korkuya, isyana, yalnızlığa sürükler. Sen ise sabrınla, tevekkülünle ve vakur duruşunla hem kendine hem etrafına sükûnet ve umut yaydın. Bu, her babayiğidin harcı değildir kardeş.

Sabır, acıyı inkâr etmek değildir elbette. Sabır; acının farkında olarak, ona rağmen Allah’a güvenmektir.
Sen bunu bize yaşayarak gösterdin.
“Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” Bu beraberlik, yalnız bırakılmamanın en güçlü teminatıdır. Allah bizimledir.

Biliyoruz ki hastalık bir ceza değil, bazen bir arınma, bazen bir yükseliş, bazen de başkalarına yol gösteren bir işarettir. Senin duruşun, etrafındaki pek çok insana şunu öğretti: İman, zor günlerde belli olur.

Belki şu an bedenin yorgun, belki şu an günlerin ağır geçiyor.Ama kalbinin Allah’a yaslanışı dimdik duruyor. Maşallah sana. İşte bu halin, bir mümin için, ailesi için, çevresi için, en büyük güçtür.

Sarsılmaz Bir Kale: Teslimiyet ve Sabırla Dokunmuş Bir Yaşam

Hayat her zaman şaşaalı güllük gülistanlık haliyle devam etmez, bazen bir ev odasının sessizliğinde devam eder, ya da ansızın gelen bir teşhisin ağırlığında belimizi bükerek te olsa devam eder. İşte o an, insanın önünde iki yol belirir: Ya isyanın karanlık batağına saplanıp kaybolmak ya da metanetin tevekkülün aydınlık limanına sığınmak.

Teslimiyet: Fırtınada Dinlenen Ruh

Gerçek teslimiyet, "Neden ben?" sorusunu bir kenara bırakıp, "Gelen başım gözüm üstüne",“Allah kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemez” diyebilmektir. Bu bir pes ediş değil, aksine hayatın dizginlerini elimizde tutup, asıl sahibi olan Rabbimize “Biz Allah’tan geldik ve ona dönceğiz.” Diyebilmektir, işte bu sonsuz bir güvendir. Teslimiyet sahibi bir hasta, hastalığı bir düşman olarak değil, ruhunu ferahlatan ve onu sahibine yaklaştıran bir misafir gibi karşılar.Bunu sende gördük. Teslimiyetine ve İnancına şahidiz kardeş.

Sabır: Sıkıntının İçindeki İlaç

Sabır, sadece beklemek değil; beklerken duruşunu bozmamak, acıyı, şikayeti şükre dönüştürebilmektir. Şükrüne şahidiz kardeş

"Sabır, pasif bir şey değildir. Sıkıntının en koyu olduğu anlarda bile metanetini koruyan bir inanışın adıdır. İnancına ve sabrına şahidiz kardeş

Duanın Gücü: Görünmez Bir Dost

Zorlukların en sadık dostu ise duadır. Dua, kulun çaresizliğini en Yüce olana arz etmesidir. Kelimelerin yetmediği yerde bedenin aciz kaldığı bir durumda, dökülen bir damla gözyaşı, sessiz bir yakarış; korku yerine eşsiz bir huzur inşa eder. Dua, Yaradan ile kurulan o en samimi bağın adıdır sevgili dostum

Metanetli bir hasta, etrafındaki sağlam insanlara bile "hayat dersi" veren bir öğretmendir. Bunu seni ziyaret edenler fark etti. Bedenin zayıfladıkça maniviyatının, inancının büyüdüğüne şahidiz değerli dostum. Ne mutlu sana, biraz da seni kıskandanım desem yeridir. İnanıyorum ki senin imtihanının şiddeti, mükafatın büyüklüğüne işarettir kardeş.

Sevgili dostum, Dualarımızdasın.

Rabbimizin sana şifa vermesini, cennetinde yer vermesini, bu süreci senin ve ailen için hayra, ferahlığa ve yeni kapılara vesile kılmasını,  diliyorum.

Bil ki; sabrın İmanından dır, bu sabır sadece sana değil,

etrafındaki herkese güç veriyor.

Allah’a emanet ol. Selam ve dua ile.

YAZIYA YORUM KAT