
"Musa’nın asası bütün sihirleri yutunca büyücüler, secdeye kapandılar"
Musa’nın asası bütün sihirleri yutunca büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. Taha/70

Musa’nın asası bütün sihirleri yutunca büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. Taha/70
Hz. Musa'nın (a.s) asasının gücünü gördüklerinde, ister istemez sanki biri onları buna zorluyormuş gibi hemen secdeye kapandılar. Çünkü bunun bir sihir değil büyük bir mucize olduğunu anlamışlardı.
Sihirbazların bu şehadeti, onların karşılaşmanın amacından tamamen haberdar olduklarını göstermektedir. Bu, sihirbazlarla Hz. Musa'nın becerilerinin denendiği bir karşılaşma değildi. Bilakis, Hz. Musa'nın Allah'ın elçisi olduğu iddiasının doğru olup olmadığını belirleyecek bir karşılaşma idi. Eğer asa canavar şekline dönüşürse bu bir sihir değil, mucize demekti. Diğer taraftan Firavun, sihirbazların becerisi ile onun bir mucize değil sadece bir sihir olduğunu ispatlamak istiyordu. Bu aynı zamanda Firavun'un adamlarının ve halkın mucize ile sihir arasındaki farkı çok iyi kavradıklarını göstermektedir. İşte bu nedenle sihirbazlar Allah'ın kudreti sayesinde gösterilen mucizenin kendi sihirlerini ortadan kaldırdığını görünce Hz. Musa'nın daha becerikli ve sihirbaz olduğunu söylemediler, bilakis hemen secdeye kapandılar ve "Musa'nın ve Harun'un Rabbine iman ettik" dediler.
Firavun tarafından Hz. Musa'yı "teşhir etmek" için düzenlenen oyun, sonuçta kendi aleyhine dönmüştü. Bütün sihirbazlarını, halka bir asanın yılana döndürülmesinde olağanüstü birşey olmadığını, çünkü her sihirbazın bunu becerebileceğini göstermek amacıyla toplamıştı. Fakat sihirbazların yenilgiye uğraması ve şehadet getirmesi, Hz. Musa'nın gerçekten Allah'ın elçisi olduğunu ve asanın yılana döndürülmesinin sihir değil, bir mucize olduğunu ispatlıyordu.
Bu, duyarlı sinirlere rastladığı için bütün vücudu sarsan, elektrik düğmesine bastığı için ışığı yakarak karanlıkları dağıtan bir dokunuştur. Bu, imanın insan kalbine akarak içindeki kâfirliği bir anda mü'minliğe dönüştürmesidir.
TEFHİMUL KURAN
Zemahşerî, bu ayeti açıklarken özellikle sihirbazların ani değişimine ve ifade biçimlerine odaklanır:
Sihirbazlar sanki kendi iradeleriyle değil de, gördükleri hakikatin azameti karşısında kendilerini tutamayarak yere kapaklanmışlardır.
Bu, imanın kalbe girdiği andaki sarsıcı ve zorunlu etkisini gösterir. Hakikat o kadar güçlü tecelli etmiştir ki, vücutları bu kudret karşısında secdeye mecbur kalmıştır.
Zemahşerî, sihirbazların "Rabbü'l-âlemîn" demekle yetinmeyip "Hârun ve Mûsâ’nın Rabbi" demelerini stratejik bir vurgu olarak görür:
Bu ifadeyle sihirbazlar, Firavun'un "Sizin en yüce rabbiniz benim" iddiasını doğrudan çürütmüşlerdir.
Açıkça ilan etmişlerdir ki: Bizim iman ettiğimiz ilah, senin sarayında büyüyen veya seninle mücadele eden bu iki insanın, yani yaratılmış olanın yaratıcısı olan tek Allahtır.
Zemahşerî’ye göre sihirbazların bu kadar hızlı iman etmesinin sebebi, kendi sanatlarının (sihrin) sınırlarını çok iyi bilmeleridir. Sihirbazlar, Hz. Musa’nın asasının yaptıklarının bir göz boyama veya illüzyon olmadığını, ancak ilahi bir müdahale ile mümkün olabileceğini teknik olarak anlamışlardır.
Cahilin imanı ile alimin/ustanın imanı arasındaki fark burada ortaya çıkar; onlar hakikati "bilerek" teslim olmuşlardır.
Özetle Keşşâf'a göre: Bu ayet, sadece bir boyun eğme sahnesi değil; hakikatin apaçık ortaya çıkması karşısında insanın beşeri gururunun nasıl yerle bir olduğunu ve kalbin ilahi cazibeye kapılarak sükunete erdiğini anlatan eşsiz bir tablodur.
El KEŞŞAF TEFSİRİ




HABERE YORUM KAT