1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Modernleşme kıskacında şahsiyet erozyonu
Modernleşme kıskacında şahsiyet erozyonu

Modernleşme kıskacında şahsiyet erozyonu

Yaşar Değirmenci, modernleşmenin aşındırdığı Müslüman kimliğin ancak inançla uyumlu bir şahsiyet inşasıyla yeniden ayağa kalkabileceğini ifade ediyor.

12 Nisan 2026 Pazar 19:16A+A-

Yaşar Değirmenci / Yeni Akit

Müslüman kimlik-kişilik- şahsiyet sahibidir!

 

Modernleşme süreci; Devlet-insan münasebetlerimizi de bozdu. Devlet, baba değilmiş artık. Öyle diyorlar. “Devlet baba” “devlet ana” güzel kavramlardı. İktidarlar devletin elindeki imkanları o kavramların güzelliğine uygun biçimde kullansaydılar, meselâ “Mafia Babaları” olmazdı.

Devlet, baba ve ana olmak sıfatıyla aynı saygıyı görür; mükellefiyetleri bakımından daha rahatlamış bir hâle gelirdi. Halbuki şimdi, yetiştirilene sahip çıkmanın hem imkansızlığı hem de tatsızlığı dolayısıyla “baba” olmak sıfatından vazgeçiliyor. Âcizliğineçaresizliğine benzeyen bir hâl. 

Batı uygarlığı (medeniyeti değil!) hürriyet kavramını geliştirmiyor, hürriyetsizlik metotlarını geliştiriyor. Öyle hürriyetsizlik renkleri ve biçimleri üretiyor ki, insanların tepki duymaya vakti kalmıyor. Mecalin kalmaması bunun kadar önemli değil; duyguda ve düşüncede var olan, insana mecal de kazandırır bir gün.

Fakat duyuş ve düşünüş birikimine vakit kalmamışsa, robotsunuz artık. Batı’nın zulmüne, katliam ve vahşetine “uygarlık” diyebilen uşaklık… Uyuşturucuya, pornoya, sekülerizme sarılmak Batı’nın bitmişliğinin çaresizliğidir.

Batı’nın İslam’a düşman gibi bakması, kendi marazi dengesinin yıkılması korkusundandır. Eskiye nazaran yumuşak görünmesi ise, kendi metotları sayesinde otomatik olarak bizi kendi nefsimizin mahkûmu ve kendi kendimizin zalimi haline getirebileceğini bilmesindendir.

Bugün düne göre maddi imkanlarımız çok daha fazladır. Ama etkimiz aynı ölçüde artmış değildir. Etkilemekten ziyade etkilenmekteyiz. İç dünyamıza müdahale edemiyorlardı, şimdi onu dahi pek ince usullerle beceriyorlar. Aşağılık kompleksinden kurtulamadık.

Müslüman kimlik-kişilik-şahsiyet sahibidir! Bunu unuttuk/unutturdular.

Mahsulden şikâyetimiz var, tarlayla ilgimiz yok. “Hiç mi yok” itirazı gelebilir. Evet yok. Kültürsüz bilim, eğitimsiz öğretim, kişiliksiz kimlik, şahsiyet ve bu minval üzere devam eden ihmaller, vukufsuzluklar; hep insanın bütünlüğü hakikatini gözetmeyen hayat anlayışının eseri.

İnternet, medya, görsellik Müslüman şahsiyetini bitirdi, düşürdü, süründürdü. Başımıza gelenlerin farkında olmamak, bilmemek, idrak edememek de bir başka felaket! İnsanlığımız azaldı. İnsanlığımız azaldı, çünkü bütünlüğümüz ihmale hatta tahribe uğradı.

Bu evrensel bir dert, ama bizde daha dramatik biçimde yaşanıyor; kullanamadığımız imkânlara ve faydalanamadığımız imkanlarımıza rağmen, böyle bu. Kendi kendimizin engeli, kendi kendimizin zalimi haline geldikçe/getirildikçe zihin işgalinden kurtulamayız. 

“Yerdekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsin” hitabını hiç duymamış sanki. 

Din, insanı ruhen, ahlaken bulunduğu yerden yukarı taşımayı vadeden bir değerler bütünü iken nasıl oluyor da örneklerini görüp hayal kırıklıkları yaşadıkça ‘Dindarlar düne göre daha mı az ahlaklı?’ sorusunu sormak durumunda kalıyoruz? 

Dindar insanın referansından dolayı daha düzgün durmasını bekliyorsunuz ama pratik her zaman teoriyi tutmuyor. Benzer şekilde yozlaştık, dünyevileştik.

Kimlikler kendiliklerinden bir anlam ifade etmiyor kimse için. Dindar insan hak yemez diyemiyoruz kolay kolay. Ya da yalan söylemez, rüşvet almaz, faiz yemez; hayvana, ormana, havaya, suya başka nazarla bakar.

Sorumluluklarının farkındadır. Oysa işler böyle yürümüyor. Sistem, ne pahasına olursa olsun kazanmak uğruna dizayn edilmiş. Çaresizliğini gizlemiyor kaybının farkında olanlar: “Kuralları biz koymadık.

Var olmak için ya herkes gibi davranacaksın ya da ‘ben yokum’ deyip geri çekileceksin” mazeretine sığınıyor çoğu insanlar. Hataları, günahları zamana-devire yükledikleri gibi. 

Din; yüzlerce yılda yaşantımızı, dünyamızı düzenleyen bir “hayat tarzı” olmaktan çıkarıldı. Sosyal bilimcilerin modernleşme dediği dönüşüm, Hıristiyanlığı kiliseye hapseden Batı’nın yeni dünya kurgusuydu aslında.

Ve bu dünyada ahiret üzerine yapılan hesaplara yer yoktu. Adını da koydular: Sekülerleşme!Bu “Allah deme!” kompleksi devletin tepesinde o kadar ciddi bir mesele haline gelmişti ki bir ara beşinci Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın da başını derde sokmuştu.

Mâziyi hatırlayalım, ders alarak… “Türkiye’nin beşinci Cumhurbaşkanı (Cevdet Sunay), bir bayram konuşmasını “Allah yardımcım olsun” diye bitirdiği için kıyamet kopmuştu laikperestler cephesinde.

Kutsallaştırılan, dokunulmayan, değiştirilemeyen Laiklik prangası! Buna rağmen dinimiz hayat tarzımız olduğu için şimdi hayatımızda Elhamdülillah…

Müslüman kimlik-kişilik-şahsiyet sahibi olduğu için yaşar yaşatır.

Şer güçler çatlasa da patlasa da. Kendi özümüzden, bizi “BİZ” yapan millî manevi değerlerimizden uzaklaşıp çağdaşlık adına bize uygun görülen kısır döngünün içine girdikçe, bizimle özel olarak uğraşılmasına ihtiyaç kalmayacaktır elbette!

Bu akışa “dur” demek zorundayız. Bütün fikrî manevî icaplarıyla önce nefsimizden başlayarak dur demek zorundayız. Bu akışın yönünü değiştirmeliyiz artık. Hz. Ömer’in “İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın” sözünü bir de bu açıdan bakarak değerlendirelim. 

HABERE YORUM KAT