1. HABERLER

  2. HAKSÖZ-ÇEVİRİ

  3. Modernite içinde İngiltere'nin manevi ikilemi
Modernite içinde İngiltere'nin manevi ikilemi

Modernite içinde İngiltere'nin manevi ikilemi

The Guardian'daki makalede kendisini dinsiz olarak tanımlayanların artışıyla birlikte manevi açlığın da yükselişe geçtiği belirtiliyor. Dinsizlik yaygınlaşırken ateizm de sorulara cevap olmuyor. Sümeyye Kalkan'ın çevirisiyle ilginize sunuyoruz.

07 Nisan 2021 Çarşamba 15:09A+A-

The Guardian

Sümeyye E. Kalkan / HAKSÖZ HABER 

The Guardian’ın ‘post-Hristiyan’ Britanya’ya bakışı: Manevi bir ikilem

Çoğunluğumuz herhangi bir dine mensup değiliz. Ama bizim için ateizm de bir seçenek değil.

Birkaç sene önce Britanya’nın önde gelen sosyologlarından biri ilgi çeken bir araştırma yayınladı. Yapılan sosyal anket sonucuna göre kendilerini dinsiz olarak tanımlayanlar yükseliyor. Prof. Linda Woodhead’ın belirttiğine göre ise giderek daha fazla dinsiz, kendilerini ‘yavaş, plansız ve neredeyse fark edilmeyen bir devrimde’ ilan ediyorlar. Yeni kültürel çoğunluk kurumsal olan bir dinle bağlantısı olmadan ortaya çıkıyordu.

Son yapılan nüfus sayımı, bu ulusal yolculukta bir tür bardağı taşıran son nokta oldu. Sonuçlar uzun zaman yayınlanmayacak ancak kendilerini Hristiyan olarak tanımlayan Britanyalıların sayısının ilk kez %50’nin altına düşeceği tahmin ediliyor. 2001’de “Dininiz nedir?” sorusuna verilen cevapların %72’sini içerirken, 2011’de %59’a düştü. Bu arada “dinsizlerin ya da hiçbirine mensup olmayanların” oranı %15’ten %25’e yükseldi. Bu istatistikler ne kadar katı olsa da mevcut durumu önemli ölçüde önemsiz bir şeymiş gibi gösterebilir. 2018 Britanyalı Sosyal Tutum anketinde daha az detaylı olarak şu soru sorulduğunda: “Kendinizi herhangi bir dini gruba mensup olarak tanımlıyor musunuz”, yalnızca %38’i Hristiyan olarak tanımladı. %52 gibi büyük bir kesim hiçbir şeye mensup olmadığını söyledi.8838-crack-through-cross-etched-on-stone-gettyimag.jpg

Diğer nedenlerin yanı sıra demografik nedenlerden dolayı da Müslüman olan Britanyalı sayısı da muhtemelen artmaya devam ediyor. Ama Paskalya döneminde Hristiyanlarda ciddi sorgulamalar başlıyor. Bu da istatistiklerdeki artışın devam edeceği anlamına geliyor. Bir zamanlar Hristiyanlık nasıl nesilden nesile aktarılıyorsa, bebek patlaması neslinin (1945-1960 yıllarında doğanlar) kurumsal dini reddetmesi de sonraki nesillerde (Y, Z kuşağında) devam ediyor. Şimdi post-Hristiyan bir Britanya ortaya çıktı.

Britanya için bunun manen ne anlama geldiğini bilmek zor.  Hümanist UK’in seküler kampanyacıları haklı olarak, duygusal ve manevi destek modeli gibi din eğitiminden önemli dersler çıkarmanın önemini vurguluyorlar. Galler, bu ay bir dönüm noktası olan, hümanizmi de içeren yeni bir “din, değerler ve etik” sürecini başlatan Senedd tasarısını geçirdi. Ancak daha geniş açıdan bakarsak, dine dair artık her şey mümkün.

Prof. Woodhead araştırması esnasında, adını İngiltere’nin en ünlü ateisti Richard Dawkins’den alan “Dawkins Göstergesi” kavramını ileri sürdü. Dini okullara düşmanlık gibi faktörleri de ölçerek, Prof. Woodhead, dinsizlerin daha özgürlükçü olmalarına rağmen, yalnızca küçük bir azınlığın militan-laik olduğunu ve çok az bir kesimin de kendisini ateist olarak tanımladığını ortaya çıkardı. Çoğunluk ise ‘arada kalanlar, şüpheciler ve bilmiyorum' diyenlerden oluşuyor. Buna ilaveten Tanrı’ya ya da herhangi bir üst otoriteye inananlar da mevcut. Bu durumla ilişkili olarak, yaş azaldıkça, ateist sayısı da azalmakta.

brune-street-estate-cami.jpg

Dini açıdan bakacak olursak geleceği daha da ilginç kılan budur. İngiltere, post-Hristiyan olduğu kadar post-seküler de olabilir mi? En azından birkaç kültürel işaret bunu gösteriyor. Örneğin, Fleabag’ın (Londra’da tek başına yaşayan bir kadının hayat hikayesini anlatan dizi) ikinci serisiyle izleyici etkileşimini ele alalım. Phobe Waller-Bridge’nin hazcı karakteri ile Katolik bir rahip arasındaki yasadışı aşk ilişkisine duyulan yoğun ilgi, bireyci bir çağdaki ahlaki yükümlülüklerin nasıl sona erdiğini gözler önüne seriyor. Dine duyulan ilgi, 21.yy’da William Byrd ve Palestrina gibi erken dönem Hristiyan bestecilerin popülerliğini şaşırtıcı bir şekilde artırdı. Hatta Covid öncesi dönemdeki haclar Geoffrey Chaucer’i hayrete düşürecek derecede arttı. Kazuo Ishiguro’nun son romanı Klara ve Güneş’te de değindiği gibi, yapay zekanın yükselişi, insan ruhunun doğası hakkında metafizik sorular ortaya çıkarıyor.

Belki de ateist Philip Larkin’in cemaat olarak Hristiyan ibadeti geliştiği sıralarda, 70 yıl önce bu soruna değinmişti. “Kiliseye Gitmek” adlı şiirinde Larkin, içimizde “çok daha ciddi bir açlığı” tatmin eden böyle yerlerin manevi bir havası olduğunu yazmıştı. Cemaatler o zamandan beri zayıflamış olabilir ama manevi açlık insan olmanın bir parçasıdır. Bu açlık, önümüzdeki yıllarda başka çıkışlar ve ifade yolları bulacaktır.

HABERE YORUM KAT