
Küresel Sumud Filosu ve Gazze'deki ablukaya karşı verilen mücadele
İsrail ordusunun Sumud Filosu’na düzenlediği saldırılar, Gazze’de yaşanan genel yıkımın güçlü bir sembolü haline geldi.
Bağımsız gazeteci Esra Karataş Alpay, İsrail'in uluslararası sularda Küresel Sumud Filosu'na düzenlediği saldırının yansımalarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Gazze Şeridi’ne insani yardım ulaştırmaya çalışırken uluslararası sularda İsrail askeri güçlerince alıkonulan Küresel Sumud Filosu aktivistlerini taşıyan Türk Hava Yollarına (THY) ait üç uçak, dün İstanbul Havalimanı’na iniş yaptı.
Aralarında 85 Türk vatandaşının da bulunduğu 422 aktivisti havalimanında yakınları, yetkililer ve çok sayıda destekçi karşıladı. İsrail askerlerinin açtığı ateş ya da maruz kaldıkları ağır şiddet sonucu yaralanan bazı yolcular, ilk müdahalenin ardından ambulanslarla hastanelere sevk edildi. Aktivistlerin dönüşü, yalnızca bir insani yardım misyonunun sonu değil, aynı zamanda İsrail’in Gazze ablukasına karşı artan uluslararası krizin de son halkası oldu.
6 kıtadan ve 40'a yakın ülkeden sivil aktivistlerin yer aldığı filo, ablukayı kırmak ve acil ihtiyaç duyulan insani yardım malzemelerini ulaştırmak amacıyla denize açılmıştı. Ancak yardım konvoyu uluslararası sularda İsrail ordusunun saldırısına uğradı. Gemideki herkesin hukuksuz şekilde gözaltına alınmasıyla sonuçlanan bu müdahale, dünya çapında büyük diplomatik tepkilere yol açtı.
Uluslararası sularda mükerrer saldırılar
Bu, Küresel Sumud Filosu’na düzenlenen ilk askeri saldırı değil. İsrail ordusu 29 Nisan'da da Gazze'ye yaklaşık 600 deniz mili mesafede filonun bir kısmına saldırmış ve 177 aktivisti gözaltına almıştı. Aktivistler, serbest kaldıktan sonra alıkonuldukları süre boyunca kötü muamele gördüklerini açıklamıştı. Ardından 18 Mayıs’ta ikinci bir saldırı daha gerçekleşti. İsrail güçleri, aralarında Türk vatandaşlarının da yer aldığı 44 ülkeden 428 aktivisti taşıyan 50 gemilik konvoyu, uluslararası sularda Gazze’ye doğru ilerlerken hedef aldı. İsrail ordusunun imza attığı tüm bu saldırı ve alıkoyma eylemleri, deniz hukukunun ve uluslararası insancıl hukukun açık birer ihlali niteliğindedir.
İnsani yardım misyonlarının art arda hedef alınması, akıllara 2010 yılındaki Mavi Marmara saldırısını getirdi. O dönem İsrail komandolarının Gazze'ye giden yardım gemisine düzenlediği baskında Türk aktivistleri şehit etmesi, Türkiye-İsrail ilişkilerinde derin yaralar açmıştı. Türkiye'de ve dünyada pek çok kesim, Sumud Filosu'na yapılan müdahaleyi bu saldırgan tutumun bir devamı olarak görüyor. Saldırılar, İsrail ablukası altında insani dramın sürdüğü Gazze’ye gıda, ilaç ve temel yardım malzemeleri ulaştırmak isteyen silahsız sivil misyonlara yönelik askeri bir agresyon olarak değerlendiriliyor.
İstanbul’a getirilen yaralı aktivistler, havalimanındaki ilk müdahalenin ardından tedavi için hastanelere sevk edildi. Yetkililer, uluslararası hukuk ihlallerinin hesabını sormak adına harekete geçildiğini bildirdi. Bu kapsamda toplanan tüm ifadeler, tıbbi raporlar ve somut deliller, başta Uluslararası Adalet Divanı (UAD) olmak üzere ilgili evrensel yargı kurumlarına sunulacak.
Gazetecilere açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, aktivistlerin Gazze'deki soykırıma karşı insanlık onuru adına hareket ettiğini belirterek filoyu bir insanlık filosu olarak nitelendirdi. Çelik’in bu sözleri Ankara’nın insani krize bakışını özetlerken, filonun aslında zulme karşı yükselen küresel bir sivil hareketin parçası olduğunu da ortaya koydu.
Küresel öfke ve diplomatik tepkiler
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, gözaltına alınan aktivistlere yönelik kötü muameleyi yansıttığı iddia edilen görüntüler paylaşması, dünyadaki öfkeyi daha da tırmandırdı. Küresel çapta sert tepki toplayan video, İsrail’in insani yardım faaliyetindeki sivillere karşı orantısız güç kullandığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Aralarında İspanya, Kanada, Hollanda, Fransa, İtalya ve Belçika’nın da bulunduğu pek çok ülke, saldırıyı resmi olarak protesto etmek için İsrail büyükelçilerini ve diplomatik temsilcilerini dışişleri bakanlıklarına çağırdı. Benzer şekilde insan hakları örgütleri ve hukuk savunucuları da askeri müdahaleyi orantısız ve yasa dışı ilan ederek kınadı. Yapılan açıklamalarda, uluslararası sularda sivil gemilere yönelik askeri operasyonların, mevcut uluslararası deniz hukuku ve insancıl hukukun açık bir ihlali olduğu vurgulandı.
Buna karşın İsrail'in bu tür müdahaleleri, Gazze ile dayanışma gösteren küresel hareketleri zayıflatmak yerine aksine daha da kenetliyor. Gerçekleşen her saldırı, nispeten küçük ölçekli insani yardım misyonlarını bir anda dünya gündeminin merkezine taşıyor, bölgedeki insani krize olan dikkati artırıyor ve farklı kıtalardaki aktivistleri harekete geçiriyor. Sumud Filosu’nun çok uluslu yapısı da Filistin davasının artık bölgesel bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir sivil harekete dönüştüğünü kanıtlıyor.
Mevzubahis gerilim, Gazze’de aylardır süren askeri saldırılar nedeniyle zaten felaket boyutuna ulaşan insani krizin tam ortasında yaşanıyor. Bölgedeki yaklaşık 2,4 milyon Filistinli, gıda, ilaç ve temel altyapı ihtiyaçlarından mahrum bir şekilde yaşam mücadelesi veriyor. Önemli bir kısmı kadın ve çocuklardan oluşan on binlerce sivilin öldürülmesi veya yaralanması, Gazze’ye insani yardımın engellere takılmadan ulaştırılması yönündeki küresel baskıyı giderek artırıyor.
Sonuç olarak İsrail ordusunun Sumud Filosu’na düzenlediği saldırılar, Gazze’de yaşanan genel yıkımın güçlü bir sembolü haline geldi. Yaşananlar artık insani aktivizmin, uluslararası hukukun ve jeopolitik mücadelenin kesişim noktasını temsil ediyor. Uluslararası sularda barışçıl sivil yardım misyonlarının art arda hedef alınması, 2010 yılındaki Mavi Marmara saldırısını akıllara getiriyor. Bu durum, İsrail'in uluslararası hukuku hiçbir yaptırımla karşılaşmadan, korunaklı bir şekilde ve sistematik olarak çiğnediğine yönelik küresel tepkileri daha da körüklüyor.
Filo, ilk ve en temel talebi Gazze’ye yardımların engellere takılmadan ulaştırılması olan, giderek büyüyen küresel bir farkındalığın ve genişleyen insani yardım hareketinin simgesi haline geldi. Gerek diplomatik baskılar ve uluslararası yasal süreçler, gerekse uluslararası dayanışma ağlarının kararlı duruşu sebebiyle yaşananların yankıları, önümüzdeki yıllarda da dünya gündemini şekillendirmeye devam edecek. Gelecekteki tartışmalar Gazze ile sınırlı kalmayacak. Askeri gücün sınırları, uluslararası hukuk önünde hesap verebilirlik ve ister karada ister uluslararası sularda olsun insani yardım faaliyetleri yürütülürken sivillerin korunması gibi kritik konuları da kapsayacak.
[Esra Karataş Alpay, bağımsız gazetecidir.]



HABERE YORUM KAT