İslam şiddeti hoş gören bir din midir? -2

İslam şiddeti hoş gören bir din midir? -2

İslam barışçıl bir din mi, yoksa şiddeti mi teşvik ediyor? Bu, Müslümanlar tarafından bilinen ve uygulanan ana akım İslam’dan ne kadar farklıdır? Bu akademik makale, aşırılıkçılık, İslamofobi ve dini şiddet konularında gerçeği ortaya koymaktadır.

Dr. Nazir Khan / Yaqeen Institute
Çeviri: Barış Hoyraz


2. Bölüm

İslam, şiddeti mi emreder?

Batı medyası, IŞİD’in ortaya çıkışını fırsat bilerek, 1,8 milyarlık küresel Müslüman topluluğuna ve onların dini kimliğine iftira atmaya çalıştı. IŞİD’e yönelik kınamalar, tüm önemli Müslüman otoriteler ve kuruluşların yanı sıra dünyanın dört bir yanındaki imamlar ve camilerden, akla gelebilecek her türlü kınama biçimiyle geldi; ancak ne yazık ki bunlar büyük ölçüde görmezden gelindi. İnsanların medya tarafından sürekli olarak öne çıkarılmayan her şeyi göz ardı etmesine neden olan “spot ışığı yanılgısı” nedeniyle, kamuoyu yalnızca şiddet yanlısı gruplar ile “İslam” kelimesi arasındaki tekrarlanan bağlantıyı fark eder ve bu tür grupları kınayan ana akım Müslümanlardan hiç haber almaz. Batı’nın Müslümanlara karşı yürüttüğü kitlesel şiddet kampanyaları da hiçbir zaman aynı şekilde anlatılmaz.

Dahası, “İslam”ın kendisinin şiddet içeren bir din olup olmadığı ve bu tür terörist grupların haklı olarak “İslami” olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı konusundaki tartışmalar, medya yorumcuları ve politikacıların sürekli gündeminde yer almaktadır. 2015 yılında Graeme Wood, The Atlantic dergisinde “IŞİD Gerçekte Ne İstiyor?” başlıklı, çok tartışılan bir makale kaleme aldı; bu yazıda şöyle diyordu: “Gerçek şu ki, İslam Devleti İslami’dir. Hem de son derece İslami.” Kim diyor bunu? Bu beş harfli “I-S-L-A-M” kelimesinin tanımını belirlemeye en çok kim hak sahibidir? Sömürgeciler, ana akım topluluğun ve akademisyenlerin kendi adına konuşmasına izin vermek yerine, Müslümanlara kendi dinlerinin ne anlama geldiğini söyleme hakkını kendilerine mal ettikçe, İslam üzerine kamuoyundaki söylemde Oryantalizm gölgesini sürdürmeye devam ediyor. Wood’un makalesindeki tek akademik kaynak olan Müslüman olmayan akademisyen Bernard Haykel, Şubat 2015’te CNN’e verdiği bir röportajda şunu kabul etmişti: “IŞİD’in İslam’ın bir sapması olup olmadığına karar verecek kişi ben değilim… Bunu yargılamak için bir Müslüman hukukçu olmak gerekir.”24

Elbette bu hayati nokta, Wood’un makalesinde hiç yer almadı; hele ki IŞİD’i tamamen İslam dışı ilan eden dünya çapındaki Müslüman hukukçular, imamlar ve liderlerden bahsedilmesi söz konusu bile değildi. Suç örgütleri siyasi gündemlerine hangi dini çerçeveyi uygulamayı seçerlerse seçsinler, “İslam” kelimesi, kendilerini bu inanç topluluğunun gerçek temsilcileri olarak gören 1,8 milyar kadın, erkek ve çocuk için tamamen farklı bir anlam taşır. Etiketteki isim aynı olabilir, ancak paketin içeriği tamamen farklıdır.

İslam barışçıl bir din midir?

Genel olarak Müslümanlar için İslam, yalnızca O’na ibadet ederek ve O’nun yaratıklarına şefkat göstererek Allah’a doğru yapılan manevi bir yolculuğu temsil eder (Kur’an-ı Kerim 4:36). Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar, merhamet ve şefkatin (rahmah) Yüce Allah’ın (Kur’an-ı Kerim 1:1), Peygamberi Muhammed’in ﷺ (Kur’an-ı Kerim 21:107) ve İslam dininin (deen al-rahmah) temel bir özelliği olduğunu kabul ederler. İslam’ın değerleri, düşmanlık karşısında barışla karşılık vermeyi emreden sayısız Kur’an emriyle (örn. Kur’an-ı Kerim 25:63, 41:34), size karşı nefret ve düşmanlık besleyenlere bile adil davranmak (Kur’an-ı Kerim 5:8), yalnızca size savaş açanlara karşı savaşmak (örn. Kur’an-ı Kerim 2:190) ve savaşmayanlara şefkat ve adaletle muamele etmek (Kur’an-ı Kerim 60:8) şeklindeki bol sayıda Kur’an emriyle temsil edilmektedir. Hz. Muhammed ﷺ, kendisine ve takipçilerine zulmedenlere bile bağışlayıcılık göstererek Müslümanlar için örnek bir rol model oluşturmuş ve Müslümanlara “yeryüzündeki herkese şefkat göstermeyi”25 ve “her inançtan insana sadaka verin”26 diye öğretti. Kur’an ve Hz. Muhammed ﷺ, şiddeti açıkça kınamaktadır. Kur’an şöyle buyurur:

“Kim bir canı öldürürse, sanki tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Düşmanlığa karşı barışla karşılık verin” (25:63).

“Allah, size karşı savaşmayanlara şefkat ve adaletle davranmanızı emreder.” (60:8).

Peygamberimiz ﷺ ise şöyle demiştir:

“Bir kişi, haksız yere kan dökmediği sürece imanında sağlam kalabilir.”27

Hz. Muhammed ﷺ, Aziz Catherine’in Hıristiyan rahiplerini kendi himayesi altına aldığını ilan eden ünlü bir ferman çıkardı ve Müslümanlarla Yahudiler arasında karşılıklı desteği ilan eden ve her iki topluluğun da din özgürlüğünü güvence altına alan Medine Anlaşması’nı oluşturdu.28 Hz. Muhammed ﷺ, örnek teşkil ederek Müslümanların her kökenden insanla kurması gereken olumlu ilişkileri bizzat sergiledi. Hz. Muhammed ﷺ, Medine’deki yoksul bir Yahudi aileyi desteklemek için bizzat bir fon kurdu ve bu fonun devamlılığını sağladı,29 ayrıca Necranlı Hıristiyanları camisinde ağırlayarak onların kendi ibadetlerini yerine getirmelerine imkân tanıdı.30

Bunlar, dünya çapındaki ana akım Müslüman topluluğun zihninde İslam’ın gerçek şefkatli doğasını temsil eden söz ve eylemlerdir. Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki etkileşimlere ilişkin İslami öğretiler hakkında daha fazla bilgi için bu makaleye bakabilirsiniz.31

Peki, bu, Müslümanların İslam’ı barışçıl bir din olarak gördüğü anlamına mı geliyor? Hayır, böyle bir varsayımda bulunmak ya da iddiada bulunmak tamamen yanlış olur. Ana akım Müslümanlar için, tıpkı dünya nüfusunun çoğunluğu için olduğu gibi, savaşın meşru ve gerekli olduğu durumlar vardır. İslam’daki cihad kavramı, Teröre Karşı Savaş ile birlikte medyanın büyük ilgisini çekmiş ve bununla birlikte pek çok yanlış iddia ortaya çıkmıştır. Müslümanlar için cihad (kelime anlamıyla çaba göstermek, gayret etmek), kısmen, modern adil savaş teorisine hukuken benzeyen, meşru müdafaa ya da ezilenlerin savunulması için bir yükümlülük olarak belirlenmiş adil bir savaştır. Cihad, başka hiçbir dünyevi kazanç ya da siyasi çıkar uğruna yürütülemez. Bu, modern Batı emperyalizminin kapitalist çıkarları ile İslam medeniyetinin ahlaki erdemleri arasındaki temel bir farktır. Toby Craig Jones, “Orta Doğu petrolü, yirminci yüzyılın başlarından beri küresel güçleri ve küresel sermayeyi büyülemiştir,” diye yazıyor.32

Öte yandan, İslami savaş, ona başvurmanın ne zaman meşru olduğunu, savaş sırasında haklı olarak kullanılabilecek yöntemleri ve sivil can ve malın korunması gibi uyulması gereken diğer etik koşulları belirleyen bir dizi şartla sınırlandırılmıştır. Allah, Kur’an’da şöyle buyurur: “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, ancak haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez” (2:190). İslam’daki cihad teorisi, Batı’daki muadili teoriden daha eskiye dayanmakla birlikte, jus ad bellum (“savaşa ilişkin adalet”) ve jus in bello (“savaş sırasındaki adalet”) kavramlarını yansıtmaktadır.33

İslam’da adil savaş teorisinin ayrıntılı bir analizi için bu makaleye bakınız.34

Birçok Batılı hegemonyacı gücün, ‘kabul edilebilir’ ve ‘ılımlı’ bir İslam’ın doğası gereği pasifist olduğu ve bu nedenle bu ideolojiye bağlı kalmayan herkesin terörist olduğu yönündeki anlatıyı dayattığını belirtmek önemlidir. Kendi meşru savaş standartlarına ve “terör”ün tanımına göre bile bu, adalet değerinden ziyade mali ve siyasi çıkarlar doğrultusunda hareket etmelerine cezasızlık sağlayan, küstah bir ikiyüzlülükten ibarettir. Gerçek hayatta bu durum, kınanan Rus işgali altındaki Ukrayna’nın ve direnişçilerinin içinde bulunduğu zor duruma oybirliğiyle destek verirken, aynı zamanda İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü soykırım ve yasadışı işgale sarsılmaz bir destek sunmak şeklinde kendini göstermektedir. Görünüşe göre onlar için, BM tarafından tanınan yabancı işgale karşı direniş hakkı adalet, haysiyet ya da özgürlüğe dayanmıyor. Bu hak, kendi çıkarlarına hizmet etmediğinde hiçbir şekilde geçerli olmuyor ve kurallara uymayan herkes (genellikle Müslümanlar) ölümcül bir şekilde (ve daha da önemlisi, haksız bir şekilde) “terörist” olarak nitelendiriliyor.

Dipnotlar:

25. Sunan Ebu Davud, no. 4941, Camiu’t-Tirmizi, no. 1924.

26. Musannaf İbn Ebi Şaybe, no. 10491.

27. Sahih Buhari, no. 6862.

28. Saïd Amir Arjomand, “Medine Anayasası: Muhammed’in ‘Ümmet’i Kurma Eylemlerinin Sosyo-hukuki Bir Yorumlanması,” International Journal of Middle East Studies 41, no. 4 (2009): 555–75.

29. Said ibn el-Musayyib, Hz. Muhammed’in ﷺ düzenli olarak bir Yahudi aileye sadaka olarak para bağışladığını rivayet etmiştir; bu uygulama, Peygamber’in ﷺ vefatından çok sonra da Müslüman topluluk tarafından sürdürülmüştür. Ebu Ubeyd el-Kasım ibn Sallam (ö. 224 H.), Kitab al-amwal (Kahire: Dar al-Shuruq, 1989), 727–28.

30. İbn Kesir, el-Bidayah ve’l-Nihaye, (Beyrut: Dar el-Kutub el-İlmiyye, 1987), 3:56.

31. M. Nazir Khan, “İnsanlıkla Uyum: İslam ve Gayrimüslimler,” Spiritual Perception, 12 Ocak 2015, https://spiritualperception.org/islam-and-non-muslims/.

32. Toby Craig Jones, “Orta Doğu’da Amerika, Petrol ve Savaş,” Journal of American History, Cilt 99, Sayı 1, Haziran 2012, Sayfalar 208–218

33. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, “Jus ad bellum ve jus in bello nedir?”, 2015. https://www.icrc.org/en/document/what-are-jus-ad-bellum-and-jus-bello-0%EF%BB%BF

34. “İslam’da Cihad: Kuran ve Sünnet’te Adil Savaş Teorisi,” Yaqeen, 2 Eylül 2021. https://yaqeeninstitute.org/read/paper/jihad-in-islam-just-war-theory-in-the-quran-and-sunnah

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir