“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır”

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır”

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah´ındır. Şüphesiz ki zengin olan sadece Allah´tır. Övülmeye layık olan da yalnız o´dur.” (Hac: 64)

hacc-64

Göklerde ve yerde her ne varsa hepsinin mülkü O’na aittir.

O Allah Ganidir, zengindir. Herkes O’na muhtaç, ama O kimseye muhtaç değildir. Eğer şu anda Allah’a kulluk yapıyorsak unutmayalım ki, bu kulluklarımız O’nun için değil kendimiz içindir. Allah’ın bizim kulluklarımıza hiçbir zaman ihtiyacı yoktur. O Hamîd’dir de.

Göklerde ve yerde ne varsa, yaratılış, kulluk ve mülki­yet bakımından sadece Allah´a aittir. Allah´ın, bunlarda hiçbir ortağı yoktur. Al­lah göklerde ve yerdeki ve onların dışındaki hiçbir yaratığına muhtaç değildir. Fakat onların hepsi Allah´a muhtaçtır. Allah, yarattıklarına çeşitli lütuflarından dolayı hakkıyla övülmeye layıktır.

Yâni bilesiniz ki işte böyle Hamîd olan, mülke sahip olan bir Allah hamd edilmeye lâyıktır. Hamd sadece O’na yapılır. Övülmeye lâyık, sevilmeye, şükredilmeye, kulluk edilmeye, teslim olunmaya, itaat edilmeye, sözü dinlenmeye, arzuları, yasaları uygulanmaya lâyık olan sadece Allah’tır. O’ndan başka hiçbir kimsenin hamde, şükre, övgüye, kulluğa hakkı yoktur. Bu dünyada Allah’ın övdüklerini övenler, Allah’ın övdüğü bir hayatı yaşayanlar elbette yarın övgüye lâyık bir hayata gideceklerdir.

BASAİRUL KUR’AN

Zemahşerî'nin Hac Suresi 64. ayeti ile ilgili öne çıkan izahları:

Zemahşerî, el-Keşşaf’ta bu ayeti açıklarken özellikle kelimelerin lafzî dizilişine (belâgatine) ve ilâhî sıfatların anlamına odaklanır:

a. Mülkün Mutlak Sahibi Olmak (Lahu mâ fis-semâvâti vemâ fil-ard)

Zemahşerî, "Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur" ifadesinin, mülkün hakiki ve yegâne sahibinin yalnız Allah Teâlâ olduğunu vurguladığını belirtir.

O, gökleri ve yeri yaratan, onlardaki her türlü mahlûkatı idare edendir. Var olan her şeyin tescilli maliki O olduğundan, kulların O'nun mülkünde dilediği gibi tasarruf etmesi veya O'nun emirlerine karşı gelmesi düşünülemez.

b. Vurgu Edatları ve İlâhî Zenginlik (Ve innallâhe lehuvel-ğaniyyül-hamîd)

Ayetin ikinci kısmındaki gramer yapıları Zemahşerî’nin lügat ve belâgat tahlillerinde genişçe yer bulur:

"Ve inne" (Şüphesiz ki): Cümledeki tekid (pekiştirme) anlamını güçlendirir.

"Hüve" Zamiri (Fasıl Zamiri): Lehuvel-ğaniyyü ifadesindeki araya giren bu zamir, tahsis (hasr) ifade eder; yani zenginliğin ve övgünün hakiki anlamda yalnızca O'na mahsus olduğunu tesciller.

c. El-Ğaniyy ve El-Hamîd İsimlerinin Tahlili

Zemahşerî, ayetin sonunda yer alan bu iki ilâhî ismi şöyle bağdaştırır:

El-Ğaniyy (Mutlak Zengin / Müstağnî): Yaratmış olduğu hiçbir varlığa, hiçbir şeye ve hiçbir ibadete muhtaç olmayan demektir. O, gökleri ve yeri dolduran sonsuz mülkünün ve zenginliğinin yanı sıra, kullarının imanına veya amellerine de muhtaç değildir; aksine bütün varlık her an varlığını sürdürmek için O'na muhtaçtır.

El-Hamîd (Övgüye Lâyık): İster kendisine hamdedilsin ister edilmesin, zâtı, sıfatları ve fiilleri itibarıyla her türlü övgüyü hak eden demektir. O, yarattığı bunca nimeti (yağmuru, bitkileri, rızıkları) karşılıksız ve lütfuyla ihsan ettiği için hamdedilmeye en çok lâyık olandır. Kullarının O'na hamdetmesi yine kulların kendi menfaatinedir; çünkü Allah, lütuflarının kemali sebebiyle zaten övgünün en yükesine lâyıktır.

EL KEŞŞAF TEFSİRİ

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir