
Hayatın ilk defa ortaya çıkması bir mucizedir. Bu mucize sabahtan akşama kadar her hayatın varlığında yinelenip durmaktadır. Bu mucizenin sırrı da latif ve hep gizli bir sırdır. İnsan aklı bu sırrı, derinliğine tasavvur etmeye çalışırken hep şaşkına dönmüştür. Bilinmezliği karşısında apışıp kalmıştır. Ama sürekli düşünmeye ve irdelemeye müsait bitmez tükenmez bir alandır bu.
Ölüm de insan aklının derinliğine tasavvur edemediği bir başka sırdır. Çok kısa bir zamanda, aniden olup bitmektedir. Ölümün mahiyeti ile hayatın mahiyeti arasındaki mesafe büyük ve alabildiğine geniş bir mesafedir. Burası da düşünme, irdeleme için uygun ve uçsuz bucaksız bir alandır.
Ölümden sonraki hayat… O da bilinmez gaybın kapsamındadır. Ama hayatın ilk kez ortaya çıkması, onun için de kanıt oluşturmaktadır. Burası da düşünmek ve ibret almak için alabildiğine geniş bir alandır…
Ama ne yazık ki, şu insan denen yaratık bu kanıtlar ve sırlar üzerinde düşünmüyor, gereken sonuçları çıkarmıyor:
“Hiç kuşkusuz insan pek nankördür.”
Yüce Allah, haksızlığa uğrayan ve kendisine yönelik saldırıyı bertaraf eden mazlumlara yönelik yardımının vurgulandığı, onlara yönelik zafer vadinin pekiştirildiği bir sahnede bunca kanıtı sunuyor, kalpleri onlara yöneltiyor. Bunu da Kur’an-ı Kerim’in evrensel sahneleri kalpleri harekete geçirmek için kullanmaya, yaratılıştaki hak. ve adalet yasalarını, evren ve varlık yasalarına bağlamaya ilişin yöntemi doğrultusunda gerçekleştiriyor.
FİZİLALİL KUR’AN
Bu ayet, Zemahşerî’nin ünlü tefsiri el-Keşşâf bağlamında şu temel nükte ve açıklamalarla ele alınır:
1. Hayat, Ölüm ve Yeniden Diriliş Zinciri (Kudret Delili)
Zemahşerî, ayette geçen aşamaları (ihyâ - İptidaen hayat verme, imâte - Öldürme, ihyâ - Yeniden diriltme) Allah’ın mutlak kudretinin ve rububiyetinin en büyük delillerinden biri olarak açıklar.
İlk Hayat (İhyâ): İnsanın yokluktan varlık alanına çıkarılması, hiç yokken ona hayat üflenmesidir.
Ölüm (İmâte): Ecel geldiğinde hayat süresinin sona erdirilmesi, ruhun bedenden ayrılmasıdır.
İkinci Diriliş (İhyâ): Ahirette hesap ve ceza/mükafat için insanların kabirlerinden tekrar diriltilmesidir.
Zemahşerî, bu üç aşamanın peş peşe zikredilmesinin kâfirlerin ahireti inkâr etmelerine karşı en güçlü mantıksal ve ilmî cevap olduğunu vurgular. İlk defa hayatı veren Allah'ın, insanı öldükten sonra tekrar diriltmeye de hayli hayli muktedir olduğu gerçeği gözler önüne serilir.
2. İnsanın Nankörlüğü (Kefûr Vasıfı) ve Belagat Nüktesi
Ayetin sonunda yer alan "İnnel insâne le-kefûr" (Şüphesiz insan çok nankördür) ifadesi, Zemahşerî'nin dilsel analizlerinde genişçe yer bulur:
Ayette geçen kefûr kelimesi mübalağa sikaatından (kalıbından) olup, nankörlüğün aşırılığını ve sürekliliğini ifade eder.
Zemahşerî’ye göre buradaki nankörlük (küfran-ı nimet), insanın kendisine yapılan sayısal olarak hesapsız ilahi ihsanları, hayat gibi en büyük nimeti ve kâinattaki musahhar kılınan (boyun eğdirilen) varlıkları görmezden gelmesi, onlara şükretmesi gerekirken inkara veya başkalarına (putlara) bağlanmaya sapmasıdır.
Bağlam Uyumu (Siyak-Sibak): Önceki ayetlerde Allah’ın gökleri, yeri, denizlerde gemileri yürümesini ve kâinattaki muazzam nizamı insanların emrine vermesi hatırlatılır. 66. ayette ise bizzat insanın kendi yaratılış serüveni ele alınır. Koca kâinatı insan için donatan ve ona hayat veren Yaratıcı'ya karşı insanın inatla nankörlük etmesi, Zemahşerî tarafından yerilen en büyük karakter bozukluğu olarak nitelendirilir.
Özetle; Zemahşerî bu ayeti, Allah’ın hayatı ve ölüm üzerindeki mutlak tasarrufunu hatırlatan bir tevhid delili ve insanın kendine yapılan nihai iyilikler karşısındaki nankör tabiatını yüzüne çarpan şiddetli bir ahlaki uyarı olarak tefsir etmiştir.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ

