Gazze’de korkunun sesi

Gazze’de korkunun sesi

​​​​​​​İsrail’e ait dört pervaneli helikopterlerin kesintisiz vızıltısı, Gazze’deki yaşamın üzerine çöken uğursuz ve tehditkâr bir arka plan oluşturuyor.

We Are Not Numbers’da yayınlanan yazıyı Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.


2024 yılının Mart ayında bir gece, saat 23.00 civarında, yerinden edilmiş ailemle birlikte El-Şifa Hastanesi’nin içindeydim ki, dört pervaneli bir helikopter babamın yaslandığı duvara ateş açtı. Bir mermi babamın sağ yanından, diğeri ise sol yanından geçti; mermiler babama sadece birkaç santimetre mesafeden geçti.

Babam, korkutucu derecede sakin bir sesle bize şöyle dedi: “Bu, hastaneden derhal tahliye olmamız gerektiğine dair bir uyarı.”

(Bu olay, 18 Mart’ta başlayan El-Şifa Hastanesi’ne yönelik ana saldırıdan birkaç gün önceydi.)

Yataklarımız, giysilerimiz ve diğer eşyalarımızla sığındığımız kattan ayrılıp zemin kata indik. Yerinden edilmiş ailelerden biri bizi odalarına kabul etti ve geceyi onlarla geçirmemizi istedi.

Üç kız kardeşim ve ben, küçük odadaki masanın etrafında oturduk. Korkudan uyuyamadık ve hıçkıra hıçkıra ağladık. Hastaneden ayrılırsak nereye gidecektik?

Anneme her baktığımda, elini yanağına dayamış, uzağa dalmış bir şekilde bakıyordu; sanki o da ne yapmamız gerektiğini bilmediğini sessizce bize anlatıyormuş gibi.

Sabah saat 7 civarında güneş doğduğunda, komşularımızın odasından ayrılıp kendi odamıza döndük. Gerekli eşyalarımızı topladık ve hızla hastaneden ayrıldık.

Tahliye ederken, quadcopter çok alçak bir irtifada uçarak bizi izlemeye devam ediyordu. Sesi, gökyüzünde süzülen büyük bir arınınkine benziyordu; yaklaştıkça ses daha yüksek, uzaklaştıkça ise daha zayıf oluyordu. Onun varlığı, daha da hızlı hareket etmemize neden oldu.

Cebaliye’deki kuzenlerimizin evine doğru yola çıktık. Olanları unutmaya ve etrafımızı saran quadcopter’lere duyduğum korkuyla yaşamaya çalıştım. Seslerini ve hatta “quadcopter” kelimesinin kendisini bile görmezden gelmeye çalıştım. Çocukluğumdan beri quadcopter’lerin gözetleme amacıyla kullanıldığını biliyordum. Ancak İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü savaş sırasında bunlar başka bir şeye dönüştü: öldürme, sindirme ve kuşatma aracı.

O zamanlar, o sesin bana geri döneceğini bilmiyordum.

*

Ekim 2024’te, Gazze’nin batısına taşındıktan sonra teyzelerim ve kuzenlerim kuzeydeki Cebaliye’de mahsur kaldılar. 15 günden fazla bir süre boyunca aralıksız olarak kuşatma altında kaldılar.

O süre boyunca onlarla zar zor iletişim kurabiliyorduk. Günde 150 defadan fazla onları aramaya çalıştık. Her seferinde kuşatma nedeniyle sinyal son derece zayıftı. Bazen telekomünikasyon şirketinden şu mesajı alırdım: “Aramaya çalıştığınız telefon kapsama alanı dışında.” Elektrik ve güneş enerjisi tamamen kesilmişti, bu yüzden telefonlarını kapalı tutuyorlardı ve sadece birkaç dakikalığına açarak pilini acil ihtiyaçlar için saklıyorlardı.

Yiyecek, su ya da korkuları hakkında soru sormadık. Tek sorduğumuz şuydu: “Hepiniz hayatta mısınız?” Açlık, susuzluk ve korku çektiklerini biliyordum, ama gerçekte neler yaşadıklarını hayal bile edemiyordum.

15 gün sonra, kadınlar ve çocuklar evlerini ve sığınaklarını terk edip güneye gitmek zorunda kaldılar, ancak Gazze’nin güneyine asla ulaşamadılar. Bunun yerine, Gazze’nin batısına, bizim sığındığımız eve geldiler.

Vardıklarında yüzlerindeki korkuyu görebiliyordum. Ağlıyorlardı, bitkin ve çaresizdiler.

33 yaşında olan ve bana her zaman daha çok bir arkadaş gibi gelen en küçük teyzem, özellikle sarsılmış görünüyordu. Sırtında bir çanta taşıyordu. Bizi gördüğü anda çantayı yere düşürdü, gözyaşlarına boğuldu ve bize sarıldı. “Gerçekten öleceğimi sandım,” dedi. “Hayatta kalacağımı bir an bile ummamıştım.”

Ona bir bardak su verdim ve dinlenmesini söyledim.

Yere uzandı ve başını yastığa koydu. Sonra sessizce güldü. “15 gündür ilk kez quadcopterlerin sesini duymadan başımı yastığa koyuyorum,” dedi.

Şaşırdım. “Ben hâlâ duyabiliyorum,” dedim ona.

Bana baktı ve şöyle cevap verdi: “Canım, biz sadece uçma seslerini duymadık. Aynı zamanda köpek havlamaları, kedi miyavlamaları ve ağlayan çocuk sesleri de çıkarıyorlardı.” Bana, bu sesleri ilk duyduklarında dehşet içinde çığlık attıklarını anlattı. Sonunda bu seslere alışmaya başladılar. Ardından, kuşatmanın son gününde quadcopter’in hoparlörlerden evi derhal boşaltmalarını emrettiğini söyledi.

Ancak acı çekmeleri, Gazze’nin kuzeyinden ayrıldıklarında sona ermedi. Zorla tahliye edilirken, quadcopter’ler onları izlemeye devam etti. Birisi bir şey düşürdüğünde, geri dönüp onu almaya izin verilmiyordu. Birisi elinden düşen şeyi almaya kalkıştığında, quadcopter ateş açıyordu.

*

O günden beri, quadcopter’in sesi artık zihnimde Gazze semalarında uçan bir gözetleme uçağıyla ilişkilendirilmiyor.

Bu ses, babamın yanından sadece birkaç santimetre uzaklıktan geçen mermilerin anısını; nereye gideceğimizi bilmediğimiz için ağlayarak üç kız kardeşimle bir masanın etrafında oturduğumuz anı; elini yanağına dayamış, ertesi sabah ne yapmamız gerektiğini bize söyleyemeyen annemin sessizce oturduğu anıyı taşıyor. Ve 15 günlük kuşatmanın ardından gelen teyzemin çantasını yere bırakıp bizi kucaklayarak, gerçekten öleceğine inandığını söylediği anıyı.

Savaş resmi olarak sona ermiş olsa da, o sesler hâlâ devam ediyor. Gazze semalarında uçan bir quadcopter sesi duyduğumda, ateşkesin bazı şeyleri silemeyeceğini düşünüyorum.

Benim için quadcopter sesi, korkunun sesidir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir