1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. ICE'nin Amerika'ya yaptıkları, bir Filistinli olarak bana çok tanıdık geliyor
ICE'nin Amerika'ya yaptıkları, bir Filistinli olarak bana çok tanıdık geliyor

ICE'nin Amerika'ya yaptıkları, bir Filistinli olarak bana çok tanıdık geliyor

​​​​​​​Bugün Amerikalılar, Filistinlilerin on yıllardır yaşadıklarını, yani devlet terörünün ne demek olduğunu anlıyorlar.

30 Ocak 2026 Cuma 22:28A+A-

Ahmad Ibsais’in al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Amerika Birleşik Devletleri'nde devlet şiddetinin tırmanışı eşi benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştı. Üç hafta içinde, Minneapolis'te “göçmen karşıtı” baskınlar sırasında iki kişi vurularak öldürüldü. Her ikisi de “iç terörist” olarak damgalandı.

Geçen hafta ise ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ajanları, sığınma talebinde bulunan babasını evinden çıkarmak için beş yaşındaki Liam Ramos'u yem olarak kullandı; ikisi şu anda Teksas'taki bir gözaltı merkezine götürüldü. Yönetim, çocukları toplu gözaltı kamplarına kapatma eylemini “göçmenlik uygulaması” olarak adlandırıyor. ICE geçen yıl 20 bebek dâhil en az 3.800 çocuğu gözaltına aldı.

Ülke genelinde, ICE'nin uyguladığı şiddet, göçmen toplulukları içinde bir korku kültürüne sebep oluyor.

Bu korkuyu biliyorum; bu şiddeti biliyorum. Bunlar, doğduğum yer olan Filistin'i uzun süredir mahveden korku ve şiddet. Umarım Amerikalılar, Filistinlilerin nesiller boyu maruz kaldığı ölüm, zorla kayıplar ve şiddetle asla karşılaşmazlar. Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetiminde, Amerikalılar şimdiden işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail ordusu ve yasadışı İsrail yerleşimcilerinin Filistinli kurbanlarına çok tanıdık gelen taktiklerle karşı karşıya kalıyorlar.

Bu paralellikleri görmezden gelmek imkânsız.

2025 yılında, “yasadışı” olarak adlandırılan 32 kişi ICE gözaltında öldü ve bu, son yirmi yılın en ölümcül yılı oldu. Bu kişiler nöbet, kalp yetmezliği, felç, solunum yetmezliği, bulaşıcı hastalık, intihar veya ihmal nedeniyle öldü. ICE, onların ölümlerinden hiçbir sorumluluk kabul etmedi. Doğduğum işgal altındaki Batı Şeria'da, İsrail güçleri ve yerleşimciler iki yıl dört ayda 1.100'den fazla Filistinliyi öldürdü.

Geçen yıl ICE tarafından gözaltına alınan 68.440 kişinin yaklaşık yüzde 75'inin sabıka kaydı yoktu. Binlerce Filistinli şu anda İsrail hapishanelerinde suçlama veya yargılama olmaksızın tutuluyor.

Son zamanlarda ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve kaçırılmasıyla, “yasal olarak” burada bulunan insanlar bile artık korkuyor. Her an herkesin ortadan kaybolabileceği veya zarar görebileceği yönünde bir güvensizlik ve endişe ortamı giderek artıyor.

Ülke genelinde, ICE'nin şiddeti çocukları eğitimden ve işletmeleri işlerinden mahrum bırakıyor. Örneğin, Kuzey Carolina eyaletinin Charlotte şehrinde, 2025 yılında baskınların başlamasından sonraki hafta, bölgedeki kayıtlı öğrencilerin yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan 30.000 öğrenci okula gelmedi ve Los Angeles'ta dükkân sahipleri, müşterilerin evlerinde kalması nedeniyle satışlarında önemli bir düşüş olduğunu bildirdi.

Her an sizi vurup “terörist” diye nitelendirebilecek silahlı güvenlik görevlilerinin yanından geçmenin ne demek olduğunu biliyorum. Aile üyelerim kuşatılmanın, baskın yapılmasının, halka açık bir infazın tanık olmanın ne demek olduğunu biliyorlar.

Bu tür şiddet, 7 Ekim 2023'ten çok önce, tarihi Filistin'deki Filistinliler için günlük bir gerçeklikti. O günden sonra ise sadece daha da şiddetlendi. Tıpkı ABD'de olduğu gibi, çocuklar da bu şiddetten nasibini aldı. 2025 yılında işgal altındaki Batı Şeria'da öldürülen 240 Filistinliden 55'i çocuktu.

Bu ay, İsrail askerleri köylerine düzenledikleri baskında 14 yaşındaki Mohammed Naasan'ı öldürdüler. Elinde bir taşla kendilerine doğru koştuğunu iddia ettiler.

İsrail ordusu, Filistinli çocuklara rutin olarak gerçek mermiyle ateş açıyor ve bunu, çocukların taş attığını iddia ederek meşrulaştırıyor. Görünüşe göre, elinde bir taş olan Filistinli bir çocuk, dünyanın en ağır silahlı ordularından birine, zırhlı araçlardan ateş eden tam zırhlı askerlere varoluşsal bir tehdit oluşturuyor.

Filistinli çocuklar, İsrail askerleri tarafından mahallelere düzenledikleri baskınlarda düzenli olarak “canlı kalkan” olarak kullanılıyor; gözaltında tutulmaları ve istismar edilmeleri, tıpkı ICE'nin Liam Ramos ve babasına yaptığı gibi, aile üyelerine teslim olmaları için baskı yapmak amacıyla sıklıkla kullanılıyor.

İsrail gözaltında, 7 Ekim 2023 ile Ağustos 2025 arasında 17 yaşındaki Velid Ahmed de dâhil olmak üzere en az 75 Filistinli öldürüldü. En az 12 vakada, tutuklular İsrail güvenlik güçleri tarafından dövülerek veya işkence edilerek öldürüldü.

Birleşmiş Milletler, tekrarlanan dayak, su işkencesi, stres pozisyonları, tecavüz ve diğer cinsel ve cinsiyete dayalı şiddet dâhil olmak üzere sistematik işkence ve kötü muameleyi belgelemiştir.

Kasım 2025 itibarıyla 300'den fazla Filistinli çocuk, askeri gözaltında tutulmaktadır. Bu çocuklar, kendilerine veya avukatlarına açıklanmayan gizli delillere dayanılarak, suçlama veya yargılama olmaksızın süresiz olarak gözaltında tutulmaktadır.

Bunların arasında, Florida'dan 16 yaşındaki Filistinli-Amerikalı Muhammed İbrahim de vardı ve o dokuz aydan fazla bir süre gözaltında tutuldu. Serbest bırakıldığında, kötü durumu ve yetersiz beslenme nedeniyle hastaneye kaldırılması gerekti. İbrahim ailesine, gözaltındayken uyuz ve şiddetli mide virüsü nedeniyle tıbbi yardım alamayan başka bir gencin gözlerinin önünde öldüğünü gördüğünü anlattı.

ABD'de gördüğümüz şiddetin Batı Şeria'da olanları bu kadar anımsatmasının nedeni, karşı karşıya olduğumuz şeyin beyaz üstünlüğü ve sömürgeci zihniyetle şekillenen güvenlik yapıları olmasıdır.

İsrail devleti Filistin halkını insanlık dışı ve acil bir tehdit olarak görmektedir; bu nedenle, İsrail devletinin mantığına göre, Filistinliler gözetim altında tutuldukları, boyun eğdirildikleri ve sonunda zorla çıkarılabilecekleri bir apartheid sisteminde tutulmaları gerekmektedir.

Filistinliler, sadece Filistinli oldukları, atalarının topraklarını terk etmeyi reddettikleri, Filistin'in hiçbir zaman “topraksız ve halkı olmayan” bir yer olmadığını kanıtladıkları için öldürülüyorlar.

ABD'de de devlet, bazı insanların insanlık dışı ve acil bir tehdit oluşturduğuna karar vermiştir. O da, Filistinliler üzerinde ilk kez denenmiş ve Amerika'ya ithal edilmiş teknolojileri kullanarak, onları gözetlemek, boyun eğdirmek ve zorla sürgün etmek için ağır silahlı bir güç konuşlandırmıştır.

Her iki baskıcı sistem de, kahverengi tenli insanlar ve onların müttefiklerinin sebepsiz yere gözaltına alınabileceği, sonuçsuz bir şekilde vurulabileceği ve ölüme terk edilebileceği ilkesine göre işliyor.

Elbette, ABD'deki şiddet ile Filistin'deki şiddet arasında tam bir paralellik kuramayız.

İsrail devleti, hem eylemleri hem de sözleriyle Filistin halkını tamamen ortadan kaldırma niyetini açıkça ortaya koymuştur.

Filistinliler şu anda Gazze'de ve daha yavaş bir hızla işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te bir soykırımla karşı karşıyadır. İsrail devleti, Filistinlilerin varlığının tarihsel kayıtlarını bile silmeye çalışan açık bir yok etme projesine sahiptir.

Bununla birlikte, bugün Amerikalıların Filistinlilerin on yıllardır yaşadıklarını, yani devlet terörünü tattıkları açıktır. Vatandaşları vuran, beş yaşındaki çocukları taktiksel yem olarak kullanan, tutukluları eşi görülmemiş oranlarda ölüme terk eden silahlı kuvvetlerin konuşlandırılmasına bu denir. Amerika Birleşik Devletleri'nde, Filistin'de ve iktidarın belirli hayatların önemsiz olduğuna karar verdiği her yerde, devlet terörünün kalıpları tekrarlanır.

George Orwell, 1984'te Partinin nihai ve en temel emrinin, gözlerinizin ve kulaklarınızın gördüklerini ve duyduklarını reddetmek olduğunu yazmıştı. Ölmeden önce, yayıncısı bir açıklama yayınladı: “Bu tehlikeli kâbus durumundan çıkarılacak ders çok basit. Bunun olmasına izin vermeyin. Bu size bağlı.”

Şu anda o kâbusu yaşıyoruz, infaz videolarını izliyor ve bunların meşru müdafaa olduğu söyleniyor. Değişim için mücadele edenler bizler olmalıyız. Her yerde, özgürlük mücadelesini kendi ellerimize alanlar bizler olmalıyız.

 

* Ahmad Ibsais, birinci nesil Filistinli Amerikalı ve hukuk öğrencisi olup “State of Siege” adlı kitabı yazmıştır.

HABERE YORUM KAT