Suriye Halk Meclisi atamaları: Nasıl bir parlamento oluştu?
Musab Dönertaş / ORSAM - AA Analiz
Suriye Halk Meclisi Seçimleri Yüksek Komitesi, 1 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından atanan 70 milletvekilinin listesini açıkladı. Geçici anayasal bildirgeyle benimsenen seçim sistemi uyarınca yeterince temsil edilemeyen toplumsal gruplardan yapılan bu atamalarla birlikte ülkenin yeni parlamentosu nihai şeklini aldı. Böylece 210 üyeden oluşması planlanan yeni parlamento, üçte ikisi seçim yoluyla, üçte biri ise doğrudan atamayla yetkilendirilen isimlerden oluştu. Siyasi geçiş sürecinin devamı ve devlet inşasının ilerlemesi açısından kritik önem taşıyan meclisin açılması için önemli bir eşik geride kaldı. Yapılan atamalardan sonra Suriye Halk Meclisi ilk oturumunu 12 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Ahmed Şara başkanlığında gerçekleştirdi.
Esed rejiminin devrilmesinin ardından yönetimi devralan yeni idare, geçmişin acı tecrübelerini ve çok kültürlü toplumsal dokuyu gözeterek ülkenin yeni siyasal düzenini etnik, dini veya mezhebi kimlikler üzerine inşa etmedi. Bunun yerine, tüm vatandaşları ortak "Suriyelilik" ulusal kimliği altında birleştiren ve alt kimlikler yerine yetkinlik, liyakat ve temsil kabiliyetini esas alan kapsayıcı bir model benimsedi. Bu temel yaklaşım, parlamentonun oluşumunda ise (Lübnan ve Irak’ta uygulanan modelin aksine) alt kimliklere dayalı bir kota sisteminin reddedilmesi şeklinde tezahür etti.
Öte yandan, etnik, dini ve mezhebi gruplara yönelik resmi ve sabit bir sandalyenin tahsis edilmemesi, toplumsal kesimlerin meclisteki varlığının göz ardı edildiği anlamına gelmemektedir. Aksine, parlamentoda geniş tabanlı bir temsili güçlendirmek adına kimlikler yerine sosyal ve mesleki gruplara özel kontenjanlar oluşturulmuştur. Bu çerçevede, milletvekillerinin yüzde 70'inin profesyonel meslek grupları ile eğitimli kesimlerden; yüzde 30’unun ise aşiret liderleri, dini şahsiyetler ve yerel figürler gibi toplumsal kanaat önderlerinden oluşması hedeflenmiştir. Bu genel dağılımın yanı sıra kadınlar, engelliler, eski rejim döneminin siyasi tutuklularıyla kayıp yakınları ve mülteciler gibi savaş mağduru özel grupların mecliste zorunlu olarak yer almasını sağlayacak özel kontenjanlar da ayrılmıştır.
Atamaların "dengeleme" işlevi
Seçim ve atama yoluyla belirlenen milletvekilleri bir bütün olarak incelendiğinde, sistemin kurgusuna paralel biçimde çoğulcu ve kapsayıcı bir yasama organının ortaya çıktığı görülmektedir. Öyle ki eğitimli kesimler ve toplumsal kanaat önderleri için belirlenen genel kontenjanların yanı sıra, savaş mağdurları ve dezavantajlı gruplara ayrılan alt kontenjanlarda da hedeflenen temsil oranlarına büyük ölçüde ulaşılmıştır. Bu dengeli tablonun ortaya çıkmasındaki en temel etken, Cumhurbaşkanı Şara'nın gerçekleştirdiği doğrudan atamaların, mecliste yeterince yer bulamayan kesimler açısından bir "dengeleme mekanizması" işlevi görmüş olmasıdır.
Ayrıca, yapılan doğrudan atamalar sayesinde meclisteki kadın varlığında da önemli bir artış kaydedilmiştir. Nitekim seçimle belirlenen kadın milletvekili sayısı sadece 6 iken atamalarla birlikte kadın vekil sayısı 21'e ulaşarak meclisteki temsil oranı yüzde 10 seviyesine çıkarılmıştır. Böylece seçim sonuçlarının ardından kadınların yasama organında neredeyse hiç yer bulamadığına yönelik haklı eleştiriler, Şara’nın bu hamlesiyle önemli ölçüde yumuşatılmıştır.
Kadın temsilindeki artışa benzer şekilde, doğrudan atamalar yoluyla diğer dezavantajlı grupların meclis aritmetiğine dahil edilmesinde de önemli bir iyileşme söz konusudur. Nitekim Şara’nın belirlediği 70 kişilik listede 13 sandalyenin eski siyasi tutuklular ve kayıp yakınlarına, 5 sandalyenin ise engelli bireylere ayrılması bu yaklaşımın somut bir göstergesidir.
Demografik azınlıkların temsili
Demografik olarak azınlık statüsünde bulunan etnik, dini ve mezhebi topluluklara özel sabit kotalar ayrılmamış ve sistem kimlik temelli kurgulanmamış olsa da yeni mecliste bu grupların varlığı önemsenmiştir. Nitekim seçim ve atamaların neticesinde, özellikle Türkmen ve Kürt nüfusunun genel demografik tahminleriyle uyumlu bir temsil elde edebildikleri görülmektedir. Ayrıca, ülkenin diğer bir köklü etnik bileşeni olan Çerkesler de mecliste sembolik düzeyde temsil imkanına sahip olmuştur.
Suriyeli Türkmenler, genel seçimlerin ardından parlamentoda 4 milletvekili ile yer bulmuşken Cumhurbaşkanlığı atamaları neticesinde bu sayı 7’ye yükselmiştir. Söz konusu atama ile Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa’nın da meclis çatısı altına girmesi, Türkmenlerin en üst siyasi platformunun kurumsal temsiliyeti açısından bilhassa önem arz etmektedir. Öte yandan, Şara’nın atadığı Türkmen kökenli vekillerden birinin Rakka seçim bölgesinden tercih edilmesi değerlidir. Zira bu atama, bölgedeki Türkmen varlığının dolaylı olarak tanınması anlamına gelmektedir.
Suriyeli Kürtler de doğrudan atamalar sonrasında meclisteki ağırlıklarını artırmıştır. Seçim sandığından çıkan 9 Kürt milletvekili sayısı, yapılan yeni takviyelerle 11’e ulaşmıştır. Parlamentoya giren Kürt temsilcilerle ilgili en dikkat çekici husus ise bu isimlerin büyük çoğunluğunun Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) çizgisine yakın figürlerden oluşmasıdır. Bu bağlamda Şara’nın, Baas rejimine karşıtlığı ile bilinen ENKS’nin eski başkanı Abdulhakim Beşşar’ı doğrudan meclise ataması söz konusu yapının etkisini daha da güçlendirmiştir. Dikkat çeken diğer bir önemli nokta ise meclisteki Kürt vekillerden hiçbirinin SDG ile organik bir bağının bulunmamasıdır. Bu da yeni parlamentonun rejime karşı mücadele veren isimlerden oluşturulması ve ülke dışı bağlantıları bulunan yapılara meclis zemininde yer vermeme iradesinin net bir yansıması olarak okunabilir.
Suriye’deki Çerkes topluluğunun en bilinen figürlerinden Yahya Muhammed İbrahim’in yeni parlamentoya atanması da demografik azınlıkların temsili bakımından kayda değer bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Nitekim, ülkedeki Çerkeslerin en büyük resmi çatı kuruluşu olan Suriye Çerkes Hayır Derneği’nin "tüm Çerkes toplumu adına" resmi bir tebrik mesajı yayınlaması, atamanın olumlu karşılık bulduğunu teyit etmektedir.
Atamalar, Hristiyan temsilini de artırmıştır. Seçimlerde yalnızca bir Hristiyan milletvekilinin seçilmesine karşın, Şara tarafından yapılan atamalarla Hıristiyan vekillerin sayısı 6’ya yükselmiştir. Bu çerçevede Asuri Demokratik Örgütü lideri Süryani siyasetçi Gabriel Moşe Kuriyye’nin meclise girmiş olması ayrıca önemlidir. Böylece Rum Ortodokslar, Süryani Ortodokslar ve Ermeni Katolikler yeni parlamentoda yerini almıştır. Diğer mezhebi topluluklardan İsmaililerin de mecliste en az 2 isimle temsil imkanı bularak bu çoğulcu denkleme dahil edildiği görülmektedir.
Öte yandan demografik açıdan azınlık konumundaki dini ve mezhebi topluluklardan Arap Alevi ve Dürzi temsili şimdilik nispeten sınırlı bir düzeyde kalmıştır. Dürzi varlığı Süveyda’dan Şeyh Leys el Belus gibi önemli figürlerin meclise dahil edilmesiyle sağlanmaya çalışılmıştır. Süveyda’daki Bedevi Arap aşiretlerinden gelen Subhi Akla el-Beddah’ın atanması ile yerel dengeler korunmaya çalışılmıştır. Ancak merkezi yönetimin idari ve güvenlik kontrolü dışında kalan Süveyda seçim bölgesinde henüz sandık kurulamamış olması ve bu bölgeye ayrılan 3 koltuğun boş tutulması nedeniyle ilerleyen süreçte yerel toplulukların temsilinin artması beklenmektedir.
Sonuç olarak, Suriye’de geçmişin acı tecrübeleri doğrultusunda çoğulcu ve toplumsal temsil gücü yüksek bir parlamentonun temelleri atılmıştır. Bu bağlamda 1 Temmuz atamalarıyla nihai şeklini alan Suriye Halk Meclisi, kimlik odaklı siyasete karşı liyakat ve sosyal denge temelli alternatif bir model sunmaktadır. Ancak bu çok sesli mimarinin gerçek başarısı, ülkenin kritik yapısal sorunlarını çözerken göstereceği ortak karar alabilme yeteneği ve uzlaşı kültürüyle ölçülecektir.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.