“Zoruma gitse bile katlanmalıyım. İşim, başarı ve bağımsızlığımın kaynağı ve ben kimseye muhtaç olmamalıyım…” Bu sözler yabancı bir erkeğin kaba, nobran ve incitici tavırlarına katlanan kadınların kendilerince makul bir gerekçesi…
Kimi kadınlar eşlerinin kavvamlığını kabul etmeyip onlara itaat etmeyi aşağılayıcı buluyorken; başka erkeklerin emirlerine saygı duyup, onlardan izin almaktan gocunmuyorlar. “Giyimime karışamazsın” diye eşlerine kafa tutuyorlar ama işyerinde nasıl giyineceklerini dikte eden yöneticilerin talimatlarına, eşlerinin şerefini ayaklar altına alan giyim tarzına rağmen harfiyen uyuyorlar.
Dolayısıyla bizatihi farz olan ilahi hükümler reddediliyor ve hayırlı olan hayırsız olanla değiştiriliyor. Bir tarafta ilahi hak ve sorumluk, diğer tarafta kapitalist sistemin ışıltılı modellerle süslediği yaşam tarzı var. Kapitalist sistemin süslü dünyası parlatılırken, karşılıklı hak ve sorumluluk olgusu karalanıyor.
Kadın ile erkek arasındaki terazi adalet değil eşitlik ölçütüne göre ayarlanmış. Kutsallaştırılan kadın için patron velinimet olurken; eşi ona ayak bağı, külfet olarak görülüyor. Bireysel yaşam yüceltilirken, aile kurumu hafife alınıyor. Ailenin uğruna kurulduğu iman, uhrevi anlam ve değerler küçümseniyor. Allah’ın emri olan kavvamlığın ya anlamı bilinmiyor ya da yanlış bilinip, yok sayılıyor.
Modern kadın; eşinden, babasından, abisinden “zulme uğrayacağı fobisiyle” yaşıyor. Hatta bazıları: "Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınlar üzerinde kavvamdır" ayetini; "Din, erkekleri bizden üstün görüyor. Üzerimizde hükümran olup baskı kurma hakkı veriyor. Onlarda özgürlük ve haysiyetimizi satın alıyor, bizi minnet altında bırakıyor" diye anlıyorlar ve Allah’ın kendilerine zulmettiğini düşünüyorlar.
Bu bir paranoya ve ancak hasta ruhlar ayeti böyle anlar. Kavvamlık kadın için bir hak, erkek için bir sorumluluktur. Ayet, Rabbinin hikmet ve adaletine iman eden müminler içindir. Erkekler kadınlardan sorumludur, işleriyle ilgilenirler. Kadınları koruyup gözetmeleri ve ihtiyaçlarını üstlenmeleri, Allah’ın emriyledir ve asıl koruyup gözeten, ihtiyaçları gideren Allah’tır. Kavvamlık; erkelere farz kılınmış bir vazife, kadınlara sunulmuş bir ayrıcalıktır.
Modern sistem kadını zapturapt altına almak, hor ve hakir düşürmek için çalışıyor. Onu sömürü çarkına sıkıştırıyor. “Ekonomik özgürlük” sloganı altında kadınlara, kendilerine tanınmış büyük bir haktan vazgeçmelerini fısıldıyor. Daha eğitim hayatına başladığında kızlarına :“Okumalı, ayaklarının üstünde durmalı, kocanın eline bakmamalısın…” diye telkin veren anne babalar, en ufak bir sorunda “sana ihtiyacım yok” diyerek ayrılmak isteyen çocukları için hayıflanıyorlar!
“Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdır” ayeti erkeğe bir mesuliyet yüklerken, bunu yaratılış fıtratına uygun yapar. Bizim için en doğrusunu yaratan Rabbimiz; erkek ile kadına birbirinden farklı yetenekler vermiş, "bazılarını bazılarına üstün kıldık" ayetinde erkek ya da kadın ifadesi kullanmayarak, erkekler ile kadınların fıtratlarına göre üstünlükleri olduğunu bildirmiştir. Fıtratına göre "kazanan ve harcayan erkek" aileye liderlik etme hak ve sorumluluğuna sahiptir. Kararlar alır, aldığı kararların mesuliyetini taşır ve gerekirse bedelini öder. Kavvamlık salt erkek olmakla kazanılmaz. Erkek, onu kavvam yapan üstünlüklerinin farkında olmalı ve bu üstünlüklerden doğan sorumluluklarını yerine getirmelidir.
İslam'da her şeyin kendisi ile yargılandığı en yüce değer, Allah’a kulluktur. Dinini hak ve adalete dayalı kılan Allah katında eşitlik zorunlu değildir. Çünkü eşitlik bazen doğru ve adaletli olurken, bazen zulüm ve haksızlık doğurabilir. Aklı başında bir insan, erkekle kadın arasındaki farkı inkâr etmez. Dolayısıyla kendilerine uygun hak ve görevleri olduğunu kabul eder.
Allah'a kulluk etmek, ölçüyü Allah'tan almak demektir. Bugün insan aklı ilahlaştırılmış hak, adalet ve özgürlüğün ölçütü yapılmıştır. Müminler; saygı ve hürmetle Rabbimizin: "Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin ve kadınların kazandıklarından nasipleri vardır. Allah'tan lütuf isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilendir" ayetiyle adalet ve hikmetine teslim olurlar.
Allah şöyle buyuruyor: "Onun için saliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi koruyucudurlar.” Saliha kadınlar, Allah’a itaat eder ve eşlerinin haklarını korurlar. Kavvamlığı baskı, zorbalık ve hakaret olarak görmez; kendileri için bakım, koruma ve güvence olarak fıtratları ile uyumlu bir lütuf olduğu için kabul ederler. Bu imanda bir çatlak, kusur veya noksanlık göremezsiniz. Çünkü yaratılışını muhkem kılan Allah, şeriatını da muhkem kılmıştır.
İslam’da evlilik sevgi, merhamet ve samimiyet üzerine kuruludur. Eşler üzerine düşeni, hatta fazlasını sevgiyle ve gönül rızasıyla yaparlar. Evlilik, her iki tarafın yönetim ortaklarıymış gibi diğerini hesaba çektiği bir muhasebe alanı değildir. Bir anlaşmazlık olduğunda başvurulacak şey, Allah'ın aralarına koyduğu ölçüdür. Allah: “Aranıza sevgi ve merhamet koymuştur.” Bir evlilikte "benim hakkım, senin görevin" ifadeleri sıkça kullanılmaya başlayınca, evliliğin uğruna kurulduğu ilkeler unutulmuş, sadece iyilik ve lütufla ayakta kalacak olan evlilik kurumu çatırdamaya başlamıştır.
Rabbimiz: “Kadınların meşru ölçülerde ödevlerine denk hakları; erkeklerin ise onların üzerinde bir dereceleri vardır. Allah izzet ve hikmet sahibidir” diye buyurmakta; bazı kocalar buna binaen, “senin üzerinde bir derece fazla hakkım var” sloganıyla eşlerine zulmetmekteler. Oysa "Allah katında en faziletliniz, en takvalı olanınızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır." İşte bu takvaya aday olan ve ancak bu dereceye yükselmek için çalışan bir erkeğin aile kurumunda hükmetme ve itaat edilme hakkı olabilir. Evlilik kurumu da bu derece üstünlüğü ile yürür.
“Müslümanların işleri aralarında istişare iledir” ayeti gereği, Hz. Ömer kendisinden sonra kimin imam olacağını seçmesi için altı kişilik bir şura heyeti belirlemiş, oğlu Abdullah’ı bu heyete yedinci kişi olarak dâhil etmiş, bir eşitlik olması halinde adil olarak bir taraftan yana karar vermesini söylemişti. Sonuçta mutlaka bir karar verilecekti. Karı koca arasında alınacak kararlarda da son kararı verecek bir liderin olması kaçınılmazdır. Bazı kadınlar eşlerinin nihai kararı vermesini reddediyorlar. Aileyi yönetmede erkekle eşit olmaları gerektiğinde ısrar ediyorlar. Tüm kararları ortaklaşa almak, her karar üzerinde anlaşmaya varmak istiyorlar. Yoksa bunu kocadan ve erkeklikten gelen bir zorbalık olarak görüyorlar.
Hâlbuki bu imkânsız bir varsayım ve her kararda bir tartışma çıkıyor, önemsiz nedenlerden dolayı aile çöküyor, fertlerin hayatı zehir oluyor. Kadın ve erkek İslam’da aile kavramını anlamadığı için aileyi küçümsüyor, evliliği “sosyal bir dekor” olarak görüyorlar. Oysa İslam'da aile, Allah'ın emrinin yerine getirilmesi, yeryüzünün imar edilmesi ve ümmetin sağlam kalesi olması yönüyle temel yapı taşıdır ve her kurumdan daha önemlidir. Hanımlara, “tartışmayın, fikrinizi ifade etmeyin” demiyoruz. Bilakis bir hadiste geçtiği üzere; Hz. Peygamberin eşleri dünyevi bazı konularda onunla tartışıyor, bazen görüş ayrılığına düşüyorlar ama nihai kararda ona saygı duyuyorlardı.
Kavvamlık aileyi taşıyan bir araçtır. İçinde olduğunuz aracın şoförü, aracı kötü kullanmış ve size zarar veren bir kazaya neden olmuşsa ulaşım araçlarını kötülemez; "kötü bir şoför" dersiniz. Dolayısıyla bazı erkeklerin kavvamlığı kötüye kullanması, kavramın özünden değildir. Koca, aile, hâkim, İslam’dan uzak toplum veya devlet size haksızlık yapabilir ama size zulmeden şeriat değildir. Şeriat sizin sığınağınızdır. Uğradığınız zulüm sizi; şeriatın galip gelip, adaletsizliklerin son bulması için çalışmaya sevk etmelidir.
Örneğin, gücü yetmesine rağmen erkek harcama yapmıyorsa; kadın kocasının izni olmadan ihtiyacı kadar parasından alabilir. Kendi malından harcayıp kocasına borç olarak yazabilir. İslami mahkemeye başvurabilir. Hâkimin emriyle başkasından borç alıp, kocasının yükümlülüğüne bırakabilir. Kocasının evinden ayrılıp, ailesinin evine geçebilir. Nihayet kocasından ayrılmayı talep edebilir. Kadın, adamın merhametine bırakılarak: "dünyada kocanın zulmüne katlan ki ahrette ecir sahibi olasın" denilemez.
Allah: "İmkânı geniş olan, nafakayı imkânlarına göre versin; rızkı daralmış olan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından nafaka ödesin" der. Kadın, eşinden lükslere ayak uydurup kapitalizme yenik düşmesini talep edemez. “Madem kavvamsın yapacaksın" diyemez. Tersine, kapitalist tüketim kültürüyle; onun aileleri yıpratan, istikrarını tehdit eden yapısıyla mücadele eder.
Kadın, kocasının elinin darlığına sabretmeli, Allah'ın şu sözlerini hatırlamalıdır: "Aranızdaki iyiliği, mürüvveti unutmayın." Bu sabır, kadının iyilik ve faziletidir. İyiliği takdir edilen kimse, yaptığı iyilikten pişman olmaz. Koca bu vefa ve fazileti takdir etmeli, darda olması sebebiyle huzursuz davranan eşine anlayışla yaklaşmalı, hanımlar da eşlerine destek olmalıdır. Ailenin parçalanması; Müslümanların aşağılanıp hor görülmesinden başka bir işe yaramayacaktır.
İnsanlar İslam’ı anladıkları zaman nefisleri, Rablerinin adalet ve hikmetiyle mutmain olur. İnsanlar ne zaman Allah'ın emirlerinden birini terk ettilerse, Allah onları o şeye muhtaç kılmıştır. Şeriattan hoşuna gideni alan, görevini yapması istendiğinde rahatsız olan kimse münafık ve kibirli buyurganlar gibi olur: "Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamber'e çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler. Ama eğer hak kendi lehlerine ise, ona boyun eğip gelirler."
"Onda ‘sükûn bulup durulmanız’ için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de, O’nun ayetlerindendir." Erkek olarak anlaşmazlıklarda kızgın, sinirli, dargın olabilirsiniz. Bağırır, kaşlarınızı çatar daha fazla sinirlenmek ve öfkelenmek için eşinizden size karşılık vermesini bekleyebilirsiniz. Oysa "Her neyse, seni kırdıysam özür dilerim. İyilikten başka bir şey istemiyorum" demek, eşinizi sakince kendisiyle baş başa bırakabilmek erdemliliktir. Güçlü ve savaşa hazır, tam bir zalime dönüşecekken ve belki de haklıyken geri çekilmek asla zayıflık değildir.
Kadın da, böyle bir durumda kocasının elini tutar, sevgisini gösterir, öfke ve gururunu kırar; naifliği ve sevgisiyle onu yatıştırır. Erkek, hayatın zorluklarıyla döndüğü evinde kendisiyle her konuda tartışıp boğuşan bir rakip görürse sevgi yok olur, yerine kin ve nefret galip gelir.
İslam şeriatı kalplere doğru yerleştirildiğinde ürkek birçok nefis huzura kavuşacaktır. Kuşku veren şeyler gurur verici hale gelecektir. Müslüman kadın ağzında bu altın kaşıkla doğduğunu ama değerini bilmediğini anlayacaktır. Çünkü o “kavvamlık nimetini kaybeden kadınların sefil hikâyesini” bir bütün olarak yaşamadı…
Allah'ım bize imanı sevdir ve onu gönüllerimizde süsle; inkârı, günahları ve isyanı bize çirkin göster. Bizleri doğru yolda gidenlerden eyle. Her şeye gücü yeten Allah'ın selamı üzerinize olsun…


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.