
Çin’in İran petrolüne yönelik ABD yaptırımlarına karşı hukuki kalkanı
"Uzun vadede, Çin’in İran petrolüne yönelik ABD yaptırımlarına karşı oluşturduğu hukuki kalkan, beş rafineri üzerine kurulu tek bir ihtilaf olarak değil, daha çok çok kutuplu bir yaptırım düzeninin ilk işareti olarak hatırlanabilir"
Dr. Umud Shokri’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
2 Mayıs 2026 tarihinde, Çin Ticaret Bakanlığı, genel olarak “Çin Engelleme Kuralları” olarak bilinen “Yabancı Mevzuatın Haksız Yurt Dışı Uygulamasına ve Diğer Önlemlere Karşı Mücadeleye İlişkin 2021 Kuralları” kapsamında tarihi bir yasaklama kararı yayınladı. Karar, İran ham petrolü satın almakla suçlanan beş Çinli rafineriye uygulanan ABD yaptırımlarının Çin içinde tanınmasını, uygulanmasını veya bunlara uyulmasını yasaklıyor: Hengli Petrochemical (Dalian) Rafinerisi, Shandong Jincheng Petrochemical Group, Hebei Xinhai Chemical Group, Shouguang Luqing Petrochemical ve Shandong Shengxing Chemical.
Bu, Pekin'in ABD'nin “uzun kol yargı yetkisi” hakkında yaptığı sıradan bir diplomatik şikâyet değildi. Bu, Çin'in Engelleme Kuralları'nın ilk resmi kullanımıydı ve Washington'un ikincil yaptırımlarına karşı daha sert bir hukuki tepkiyi işaret ediyordu. Pekin, bu önlemi devreye sokarak, İran ile enerji ticaretini sadece sözlerle değil, iç hukuk, mahkeme çözümleri ve düzenleyici baskı yoluyla da savunmaya hazır olduğunu gösterdi.
ABD Yaptırımları ve Çin’in İran Petrol Ticareti
ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), İran petrolünü satın alan Çinli alıcılara, özellikle de genellikle “çaydanlık” rafinerileri (Çev. Notu: "Teapot" rafinerileri, devasa devlet komplekslerinin aksine, genellikle özel sektöre ait olan küçük ve orta ölçekli tesislerdir) olarak nitelendirilen bağımsız rafinerilere yönelik yaptırımların uygulanmasını yoğunlaştırdı. Trump yönetiminin “Ekonomik Öfke Operasyonu” olarak da anılan yenilenen “maksimum baskı” kampanyası kapsamında, OFAC, İran ham petrolünü ithal ettiği ve yaptırımlara rağmen Tahran’ın petrol gelirlerini sürdürmesine yardımcı olduğu iddiasıyla birkaç Çinli rafineriyi listeye aldı.
24 Nisan’da OFAC, gölge filo gemileriyle bağlantılı işlemler de dâhil olmak üzere İran petrolünün büyük ölçekli alımlarını gerekçe göstererek Hengli Petrochemical (Dalian)’i Özel Olarak Belirlenmiş Vatandaşlar listesine ekledi. Sınırlı bir genel lisans, 24 Mayıs 2026'ya kadar bazı tasfiye faaliyetlerine izin verdi. Washington için hedef açıktı: Çinli rafinerilerin İran ham petrolü satın almasını daha maliyetli hale getirmek ve küresel aracılara, onlarla iş yapmanın ABD finans sistemine erişimi tehlikeye atabileceği konusunda uyarıda bulunmak.
ABD için sorun, Çinli rafinerilerin İran’ın yaptırım dönemi petrol stratejisinin merkezinde yer almasıdır. Çin, İran ham petrolünün başlıca alıcısı konumundadır ve son dönemdeki tahminlere göre İran’ın ihracatının büyük bir kısmını bu ülke üstlenmiştir.
İndirimli İran petrolü, Çinli bağımsız rafineriler için cazip bir seçenekken, İran ise gelir kaynağı olarak bu satışlara bağımlıdır. Bu ilişki sadece ticari nitelikte değildir; enerji güvenliği, yaptırımların aşılması ve büyük güçler arasındaki rekabetin kesiştiği noktada yer almaktadır.
Çin’in Engellenme Kuralları Sembolden Araca Dönüşüyor
2 Mayıs’ta Çin Ticaret Bakanlığı, 2021 Engelleme Kuralları kapsamında ilk yasaklama kararını yayınlayarak, Çinli kuruluşların İran ham petrolü satın almakla suçlanan beş büyük Çinli rafineriyi (Hengli Petrochemical dâhil) hedef alan ABD yaptırımlarını tanımalarını, uygulamalarını veya bunlara uymalarını yasakladı. Bu hamle, İran'a yönelik yoğunlaştırılmış baskı kampanyası kapsamında Washington'un ikincil yaptırımlarına doğrudan karşı çıkıyor ve ABD'nin önlemlerini uluslararası normları ihlal eden haksız bir sınır ötesi hukuk uygulaması olarak ilan ediyor. Pekin, Yabancı Yaptırımlara Karşı Yasa dâhil olmak üzere yasal yapısını devreye sokarak, rafinerileri ve enerji ticareti için resmi bir kalkan sağlıyor, aşırı uyum risklerini azaltıyor ve RMB ile ödeme ve dolar dışı kanalları teşvik ediyor.
Bu karar, ABD'nin ikincil yaptırımlarının etkinliğine meydan okumakta, Çin'in hayati önem taşıyan İran petrol ithalatına yönelik siyasi ve hukuki korumayı güçlendirmekte ve ABD-Çin-İran yaptırım mücadelesinde daha geniş çaplı bir değişime işaret etmektedir. Bu karar, küresel şirketler için uyum maliyetlerini artırıyor, Pekin'in uzun kol yargı yetkisine karşı artan kararlılığını vurguluyor ve uluslararası finansal sistemin parçalanmasına katkıda bulunuyor. Doların hâkimiyeti hala uygulama engelleri oluşturuyor olsa da, engelleme yasalarının bu ilk resmi kullanımı, enerji güvenliğini ve stratejik özerkliği önceliklendiren olgunlaşan bir Çin stratejisini işaret ediyor.
İkincil Yaptırımlara Doğrudan Meydan Okuma
Bu kararın temel önemi, ABD’nin ikincil yaptırımlarına karşı bir meydan okuması olmasıdır. Birincil yaptırımlar, ABD vatandaşlarına ve ABD ile bağlantılı işlemlere doğrudan uygulanır. Çin’in kararı bu kuralları değiştiremez. Ancak ikincil yaptırımlar farklıdır: Yaptırım uygulanan taraflarla ilişki kurmaları halinde cezalandırılma tehdidiyle ABD dışındaki aktörlere baskı uygularlar. Pekin'in kararı tam da bu baskıyı zayıflatmayı amaçlamaktadır. Çinli şirketler için yasaklama kararı, hukuki ve siyasi bir koruma sağlamaktadır. Karar, yerli firmalara Pekin'in ABD'nin önlemlerinin meşruiyetini tanımadığını ve Çinli kuruluşların Çin içinde bu önlemlere uymasını beklemediğini belirtmektedir. Ayrıca, yaptırım uygulanan rafinerilerle ilişkilerini kesmeleri halinde Çin'de dava açılmasından veya cezalandırılmasından korkan yabancı şirketlerin aşırı uyum göstermesini de engelleyebilir.
Bu karar, Çin’in dolar temelli kanallara olan bağımlılığını azaltma çabalarını da hızlandırabilir. İran petrolünü içeren ticaret, giderek daha fazla renminbi ile ödeme, Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi, takas benzeri düzenlemeler veya ABD’nin kontrolündeki finansal darboğazlardan kaçınmak üzere tasarlanmış diğer yapıları kullanmaya başlayabilir. Bu alternatifler dolar sisteminin kusursuz ikameleri olmasa da, riske maruz kalmayı azaltmaya yardımcı olur.
Yine de, Çin'in yasal kalkanı ABD yaptırımlarını geçersiz kılmaz. ABD, dolar takası, nakliye hizmetleri, sigorta, teknolojiye erişim ve küresel bankacılık ağları aracılığıyla güçlü araçlara sahiptir.
Birçok çok uluslu şirket muhtemelen temkinli davranmaya devam edecektir. Yaptırım maddelerini sıkılaştırabilir, Çin'e yönelik faaliyetlerini ABD'ye maruz kalan işlerden ayırabilir veya yüksek riskli işlemleri tamamen önleyebilirler. Sonuç, tam bir ayrışma değil, daha parçalı ve yasal açıdan gergin bir iş ortamıdır.
Enerji Güvenliği ve Stratejik Özerklik
Çin’in bu tutumu aynı zamanda enerji güvenliğine dayanmaktadır. Bağımsız rafineriler, Çin’in ham petrol ithalatının önemli bir kısmını işliyor ve İran, Rusya ile yaptırım uygulanan veya siyasi açıdan hassas diğer tedarikçilerden indirimli fiyatla temin edilen petrole bağımlı durumdadır. Pekin için bu firmaları korumak, yalnızca tek tek şirketleri savunmakla kalmaz; aynı zamanda tedarik esnekliğini korumak ve ülkeyi enerji piyasasındaki dalgalanmalardan korumak anlamına da gelir.
İran ham petrolü, Çin’e bir avantaj sağlıyor. Tedariki çeşitlendiriyor, rafinerilerin maliyetlerini düşürüyor ve Pekin’in diğer üreticilerle olan pazarlık gücünü artırıyor. Aynı zamanda, Çin’in talebi İran’a petrol ihracatı için hayati bir pazar sağlıyor. Bu durum, Washington’un tek taraflı önlemlerle Çin-İran enerji ilişkisini koparmasını zorlaştırıyor. Dolayısıyla yasaklama kararı hem hukuki hem de stratejik amaçlara hizmet ediyor. Yasal olarak, bu karar ABD'nin Çin'in İran ile ticareti üzerindeki yargı yetkisini reddediyor. Stratejik olarak ise, özellikle Çin'in temel ekonomik çıkarlarının tehlikede olduğunu düşündüğü durumlarda, yaptırım baskısına karşı önlemler alınacağını Washington'a bildiriyor.
ABD-Çin-İran Arasındaki Geniş Kapsamlı Yaptırım Mücadelesi
Yıllar boyunca Çin, Washington ile doğrudan hukuki bir çatışmaya girmekten kaçınırken, indirimli ham petrol satın alarak ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlardan faydalanmıştı; ancak Mayıs 2026 tarihli engelleme kararı, bu dengenin değişmekte olduğunu gösteriyor. Pekin, özellikle ticaret, teknoloji, finans ve güvenlik konularında Washington ile gerginliklerin derinleşmesiyle birlikte, artık ABD'nin baskısına açıkça karşı çıkmaya daha istekli görünüyor. İran için bu karar, ABD yaptırımlarının evrensel olarak kabul görmediğini ve büyük güçlerin alternatif direniş kanalları oluşturmaya yardımcı olabileceğini savunan görüşü güçlendiriyor. ABD için ise, küresel şirketler için hukuki belirsizlik yaratarak ve sınır ötesi yaptırımlara karşı olası taklitçi önlemleri teşvik ederek yaptırımların uygulanmasını zorlaştırıyor.
ABD yaptırımları hâlâ önemli olacak, çünkü dolar bazlı finansal sistem Washington’a muazzam bir etki gücü sağlıyor; ne yazık ki jeopolitik durumun daha az yorucu hale gelmesini umut eden herkes için. Ancak Çin’in hamlesi, yaptırımların artık tek yönlü bir araç olmadığını; artık tartışmalı bir hukuki savaş alanının parçası olduğunu gösteriyor.
Görünüm
Çin’in Engelleme Kuralları kapsamında verdiği ilk yasaklama kararı, ABD yaptırımları ve İran petrolü konusundaki hukuki mücadelede bir dönüm noktasıdır. Bu karar, Pekin’in Çinli rafinerilere sağladığı korumayı güçlendiriyor, ABD’nin ikincil yaptırımlarının caydırıcı etkisine meydan okuyor ve Çin’in enerji ticaretinde stratejik özerklik konusundaki genel iddiasını pekiştiriyor. Pratik etki, kararın uygulanmasına bağlı olacaktır. Çin mahkemeleri ve düzenleyici kurumları, ABD yaptırımlarına uyan firmalara karşı açılan davaları aktif olarak desteklerlerse, bu karar çok uluslu şirketler için ciddi bir uyum sorunu haline gelebilir. Uygulama sınırlı kalırsa, bu karar yasal bir silahtan çok siyasi bir uyarı işlevi görebilir.
Her iki durumda da mesaj açıktır: Pekin artık ABD’nin sınır ötesi yaptırımlarını sadece kınamakla yetinmiyor. Bu yaptırımlara direnmek için araçlar geliştiriyor.
Küresel enerji piyasaları için bu karar, belirsizliği bir kat daha artırıyor. Petrol akışları giderek daha fazla siyasallaşıyor, uyum rejimleri daha parçalanmış hale geliyor ve finansal kanallar daha fazla bölünüyor. Washington için bu olay, büyük bir ekonomik rakibe karşı tek taraflı baskı uygulamanın sınırlarını gösteriyor. Pekin için ise ticaret, egemenlik ve enerji güvenliğini savunmak için hukukun daha iddialı bir şekilde kullanıldığını işaret ediyor.
Uzun vadede, Çin’in İran petrolüne yönelik ABD yaptırımlarına karşı oluşturduğu hukuki kalkan, beş rafineri üzerine kurulu tek bir ihtilaf olarak değil, daha çok çok kutuplu bir yaptırım düzeninin ilk işareti olarak hatırlanabilir; bu düzen içinde ekonomik baskı, giderek artan bir şekilde hukuki karşı baskıyla karşılanmaktadır. Yaptırımlar dönemi zaten karmaşıktı. Şimdi ise her iki tarafta da kurumsallaşmaya başlıyor, çünkü görünüşe göre küresel yönetişim daha fazla bürokrasiye ve daha az kaçış yoluna ihtiyaç duyuyordu.
* Dr. Umud Shokri, Gulf State Analytics (GSA) kuruluşunda kıdemli dış politika danışmanı, enerji stratejisti ve danışman olarak görev yapmaktadır. Ayrıca, “Hazar Denizi Havzasında ABD Enerji Diplomasisi: 2001’den Bu Yana Değişen Eğilimler” adlı kitabın yazarıdır. George Mason Üniversitesi Schar Politika ve Yönetim Okulu bünyesindeki Enerji Bilimi ve Politikası Merkezi’nde (CESP) misafir araştırmacı olarak görev yapmıştır.




HABERE YORUM KAT