1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. KUR'AN

  4. Firavun, kendi kavmini şaşırtıp-saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi
Firavun, kendi kavmini şaşırtıp-saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi

Firavun, kendi kavmini şaşırtıp-saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi

“Firavun, kendi kavmini şaşırtıp-saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.” (Taha: 79)

20 Nisan 2026 Pazartesi 05:37A+A-

taha-79.jpg

“Firavun, kendi kavmini şaşırtıp-saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.” (Taha: 79)

Firavun, kavmine, Allah´ı inkâr etmeyi ve Peygamberle­ri yalanlamayı emrederek onlan doğru yoldan saptırdı ve onlara hiçbir zaman hidayet yolunu göstermedi. Böylece kendisi de kavmi de helak olup gittiler. "Fi­ravun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onlan ateşe götürecektir. Varılacak o yer ne kötü bir yerdir.

Firavun kavmini saptırdı. Onlara doğru yolu göstermedi. Mûsâ (a.s) Medyen’den dönüp ilk karşısına çıktığı anda gerçeği anlamıştı. Mûsâ dünyaya gelmesin diye öldürdüğü binlerce çocuğun kanıyla gerçeği biliyordu. Zalimliğiyle biliyordu, despotluğuyla biliyordu, öldürdüğü, kanlarını emdiği insanların acı bakışlarıyla biliyordu.  Ülkesinde yükselen mazlum feryatlarıyla biliyordu. Biliyordu hain zalim olduğunu. Mûsâ (a.s) sarayına bir bebek olarak ilk geldiği günde biliyordu. Kendisinin asla tanrı olmadığını, olamayacağını biliyordu. İnsanları Allah’a kulluktan koparıp kendisine kul köle etmesinin imkânsız olduğunu biliyordu.

Her şeyi biliyordu ama saltanatına güveni, gücüne kuvvetine güveni bildiği haktan uzaklaştırdı Onu. Ve işte böylece tüm dünyanın gözleri önünde Allah’la savaşa tutuşan bir dünya devleti bitti.

BASAİRUL KUR’AN

Râzî’nin bu ayetle ilgili öne çıkan yorumları şunlardır:

Râzî, ayette hem "saptırdı" hem de "doğru yolu göstermedi" ifadelerinin beraber kullanılmasının bir "tekit" (pekiştirme) olduğunu belirtir. Ancak burada derin bir mana daha vardır:

Saptırdı: Firavun onları bilinçli olarak yanlış yola, yani helake sürükledi.

Doğru yolu göstermedi: Bu ifade, Firavun'un daha önce halkına söylediği "Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum" (Mü'min, 29) sözüne bir reddiyedir. Râzî'ye göre Allah, Firavun'un bu iddiasının koca bir yalandan ibaret olduğunu bizzat ilan etmektedir.

Râzî, Firavun'un halkını sadece dinî anlamda değil, dünyevi anlamda da felakete sürüklediğini vurgular. Firavun, halkına kendisinin bir "iyiliksever" ve "yol gösterici" olduğunu pazarlamıştı. Ayetteki "mâ hedâ" (doğru yolu göstermedi) kısmı, Firavun'un rehberliğinin aslında tam bir "basiretsizlik" ve "yıkım" olduğunu tescil eder.

Tefsir-i Kebir'de şu önemli nokta üzerinde durulur: Firavun sadece kendi saptığı için değil, koca bir toplumu peşinden sürüklediği için suçlanmaktadır. Râzî burada yöneticilerin sorumluluğuna ve tebaanın körü körüne itaat etmesinin tehlikesine işaret eder. Firavun, denizde boğulurken aslında halkını fiziksel olarak da "yolun sonuna" (ölüme) ulaştırmış, onlara ne dünyada ne ahirette bir çıkış yolu bırakmamıştır.

Râzî, "saptırma" eyleminin faili üzerinde durur. Ancak buradaki vurgu nettir: Saptıran doğrudan Firavun'un kendisidir. Kendi iradesiyle küfrü seçmiş ve başkalarını da buna zorlamıştır. Sonuç olarak, Firavun'un "üstün zeka" ve "uluhiyet" iddiaları, denizin dibinde son bulmuş ve onun aslında hiçbir şeyi yönetemeyen bir aciz olduğu ortaya çıkmıştır.

Özetle: Fahreddin Râzî, bu ayeti Firavun'un "doğru yol" iddiasının boş bir dava olduğunu kanıtlayan ve onun rehberliğinin sadece hüsran getirdiğini mühürleyen ilahi bir hüküm olarak görür.

TEFSİRİ KEBİR

HABERE YORUM KAT