
Filistinli kadınlar ve kız çocukları İsrail hapishanelerinde acımasız istismara maruz kalıyorlar
Gazze'deki soykırımın başlamasından bu yana 700'den fazla kişi gözaltına alındı; bu kişiler açlık, tecrit ve aşağılanma gibi acımasız koşullara maruz kalıyor.
Victoria Brittain’in MEE’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Okul kızlarını, üniversite öğrencilerini, anneleri, teyzeleri ve anneanneleri hapishane pijamalarıyla yüzüstü yatarken, elleri arkada bağlı, üzerlerine eğilmiş askerlerin en ufak bir hareketlerinde bile onları dövdüğünü hayal ettiğinizde, bu görüntüyü unutamazsınız.
Bir kadın mahkûmun “kalbinden başka hiçbir şeyi kalmadığını” söylediğini duyduğunuzda, hapishanenin hayatları nasıl mahvedebileceğini hemen anlarsınız.
Filistinli Mahkûmlar Günü, devam eden insan hakları ihlallerine dikkat çekmek amacıyla her yıl 17 Nisan'da kutlanıyor ve bugün koşullar her zamankinden daha da kötü. Gazze soykırımı başladığından beri açlık, tecrit, aşağılama, çıplak arama, işkence ve ezici korku, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadınlar için sürekli bir gerçeklik haline geldi.
İnsan hakları gruplarına göre, 2023 sonlarında soykırımın başlamasından bu yana işgal altındaki Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'de 700'den fazla Filistinli kadın tutuklandı. Evlerine yapılan gece baskınlarına veya askeri kontrol noktalarında gözaltına alınmaya maruz kalan kadınların çoğu, tutuklanma sırasında ve sonrasında fiziksel ve psikolojik istismara uğradı.
“Her şey 1990’ların hapishanelerinden farklı. Soykırımla birlikte her şey değişti,” dedi Ramallah merkezli avukat ve mahkûm hakları grubu Addameer’in eski direktörü Sahar Francis, “Kadınlar, Hapishane Sumud” başlıklı yakın tarihli bir web seminerinde.
“Gazze’den gözaltına alınalı beş ay sonra, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar ağır istismar, açlık ve fiziksel saldırılara maruz kalmış insanları görmek çok, çok sarsıcıydı,” dedi. “Mahkûmlara karşı sorumluluğumuzu yerine getiremedik. Onları koruyamadık.”
Filistinli Mahkûmlar Derneği’ne göre, Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in gözaltında yaklaşık 90 Filistinli öldü. Bunların arasında 17 yaşındaki Walid Khalid Abdullah Ahmed de vardı.
“Uluslararası sistem işlevini yerine getirmiyor, her yerde ikiyüzlülük var,” dedi Francis. “Biz avukatlar, tutuklular için tek pencere. İnsanlar umudunu yitiriyor.”
Kontrol araçları
Addameer, on yıllardır İsrail hapishanelerindeki ihlalleri belgeliyor ve bunlara dikkat çekiyor; raporları, küresel insan hakları örgütleri için önemli bir referans oluşturuyor. Bu çalışmaları, onu İsrail ordusunun sürekli hedefi haline getirdi; ordu, 2002'den bu yana birkaç kez Addameer'in binalarına baskın düzenledi.
2021'de İsrail hükümeti, Addameer ve diğer beş Filistinli hak örgütünün “terörist” örgütler olduğunu ilan etti; bu hamle, uluslararası alanda yoğun eleştirilere yol açtı. Geçen yıl, Addameer, sözde “terörizm” bağlantıları gerekçesiyle ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırımlarına maruz kaldı.
Tüm bunlar, İsrail’in daha geniş kapsamlı şiddet içeren egemenlik kampanyasının bir parçasıdır. Nablus’taki An-Najah Ulusal Üniversitesi’nde sosyolog ve UCLA’da misafir profesör olan Dr. Samah Salih’e göre, İsrail uzun süredir açlık ve insanlıktan çıkarma yöntemlerini güçlü kontrol araçları olarak kullanmaktadır.
Salih, web seminerinde, İsrail tarafından gözaltına alınan kadınların sağlık sorunlarının serbest bırakıldıktan sonra da devam ettiğini belirtti. Mahkûmlara duş aldırılmıyor ve temiz giysi verilmiyor, uykudan mahrum bırakılıyor ve yetersiz besleniyorlar; çoğu zaman günde birkaç parça ekmek ve birkaç kaşık meyve ya da yoğurttan fazlasını alamazken, uyuz akarları derilerine yerleşiyor.
Filistinli kadınların hapishane deneyimleri konusunda uzman olan ve UC Berkeley'de misafir araştırmacı olarak görev yapan Dalal Bajes, web seminerinde gözaltının “her şeyi elinden aldığını” söyledi. Çalışmaları, “uzun süreli tecrit, hukuki yardımdan mahrum bırakma ve tecavüz tehditleri”nin normalleşmesi eşliğinde, soykırımın başlamasından bu yana koşulların dramatik bir şekilde kötüleştiğini vurguluyor.
Bajes tarafından belgelenen bir vakada, 2018-19 yıllarında da hapsedilmiş olan yazar Lama Khatir, 7 Ekim 2023'ten sonraki hapis hayatında “tamamen farklı bir rejim”den bahsetti.
Khatir, Al Jazeera Medya Enstitüsü tarafından yayınlanan bir anlatımda, “Artık zamanı yaşamıyorduk; sadece boşluğa bakıyorduk” dedi. Bajes, vakayı özetlerken kitap, gazete, haber veya rutinlerin yokluğunun “zamanı baskıcı bir güce dönüştürdüğünü” belirtti.
Dijital gözetim
Bajes'e göre, 1948 ile 1967 yılları arasında tahminen 100.000 Filistinli İsrail makamları tarafından tutuklandı. Bu süreç sonraki on yıllarda dramatik bir şekilde hızlandı; 1967 ile 2021 yılları arasında 16.000'den fazla kadın da dâhil olmak üzere yaklaşık bir milyon kişinin tutuklandığı bildirildi.
Addameer ve diğer mahkûm hakları gruplarının raporuna göre, geçen ay itibarıyla 72 Filistinli kadın, çoğunluğu kuzeydeki Damon Hapishanesi olmak üzere İsrail hapishanelerinde tutuluyordu. Bu kadınların çoğu işgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te gözaltına alınmıştı.
Raporda, bu mahkûmlardan üçünün reşit olmayanlar, 32'sinin ise toplam 130 çocuğu olan anneler olduğu belirtildi. Ayrıca, 17 kadın herhangi bir suçlama veya yargılama olmaksızın idari gözaltında tutuluyordu. Beş mahkûm, en uzunu 16 yıl olan cezalarını çekiyordu, diğerlerinin çoğu ise yargılanmayı bekliyordu.
Raporda, üçü kanser hastası olmak üzere 18 mahkûmun hasta olduğu belirtildi. Yargılanmayı bekleyenlerin bir düzineden fazlası, içerik paylaşımı veya kişisel görüşlerin dile getirilmesi gibi çevrimiçi faaliyetleri de kapsayan “kışkırtma” suçlamasıyla tutuklanmıştı. Böylelikle dijital dünya, İsrail makamlarının gazetecileri, aktivistleri ve insan hakları savunucularını hedef aldığı, sıkı bir denetim ve kovuşturma alanına dönüştü.
Rapordaki tanıklıklar, koşulların ne kadar kötü olduğunu ortaya koyuyor. Mahkûmlardan biri, Hasharon Hapishanesine nakledilmesini şöyle anlatıyor: “Bir kadın asker, beni yerde battaniye ve yastık olmayan, sadece bir şilte ve çok küçük bir banyo bulunan küçük, pis bir tek kişilik hücreye götürdü. Orada dört gün boyunca kimse benimle konuşmadan tek başıma kaldım. Bana soğuk, kötü yemek getirdiler ve o dört gün boyunca hiçbir şey yemedim.”
Bazı kadınlar, erkek akrabalarına baskı yapmak amacıyla tutuklanıyor. Bir kadın, araştırmacılara, “18 gün boyunca aralıksız sorguya çekildiğini” ve ardından babasını görmeye götürüldüğünü, babasını elleri arkada bağlı bir sorgu sandalyesinde otururken bulduğunu anlattı.
“İçeri girdiğimde gözlerimdeki bandajı çıkardılar ve ellerim önümde bağlanmıştı. Babam beni görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı,” dedi. “Hâlâ bağlıyken ona doğru koştum ve ona sarıldım. Beni öpüp durdu ve beni teselli etmek için güven verici sözler söyledi. Son derece bitkin görünüyordu.”
Soykırımın başlangıcından bu yana aile ziyaretleri yasaklandığından, bu mahkûmlar için dış dünyayla tek bağlantı, nadiren gerçekleşen avukat ziyaretleridir.
Bu durum, acil bir kamuoyu tepkisi gerektiriyor. Dünya, İsrail hapishanelerinde kız öğrencilerden büyükannelere kadar kadınlara yönelik bu insanlık dışı muamelenin normalleşmesine izin vermemelidir.
* Victoria Brittain, uzun yıllar The Guardian gazetesinde çalışmış; Washington, Saygon, Cezayir ve Nairobi’de yaşamış ve çalışmış; ayrıca birçok Afrika, Asya ve Orta Doğu ülkesinden haberler yapmıştır. Afrika üzerine birçok kitabın yazarı olan Brittain, Moazzam Begg’in Guantanamo anı kitabı ‘Enemy Combatant’ın’ ortak yazarı, iki Guantanamo konulu kelimesi kelimesine oyun ve terörle savaşın unutulmuş kadınlarını anlatan ‘Shadow Lives’ kitabının yazarı ve ortak yazarıdır. En son kitabı, ‘Mai Masri’nin filmlerini konu alan ‘Love and Resistance’dır.’






HABERE YORUM KAT