1. YAZARLAR

  2. MÜCAHİT GÖKDUMAN

  3. Yalan kırıntılarını temizlemek
MÜCAHİT GÖKDUMAN

MÜCAHİT GÖKDUMAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Yalan kırıntılarını temizlemek

31 Mart 2026 Salı 15:55A+A-

“Anadolu’nun küçük bir sahil kasabasında dolaşıyordum. Bir saat dükkanının önünde bir ilan gördüm: “Kapatıyoruz. Bütün saatler …. TL.” Kampanyayı makul buldum. Biraz vitrini inceledikten sonra içeri girdim. Beğendiğim birkaç saatin içinden ikisinde karar kıldım. Dükkanda bir adam ve kadın vardı. Adam alacağım saatleri benim bileğime göre ayarlamak için masaya götürdü. Kordonları sökerken bir yerde önemsiz bir şeyden bahsedermiş gibi “kredi kartı geçmiyor, nakit ödeme kabul ediyoruz” dedi. “Peki” dedim, “sorun değil.” Ancak eklemeden edemedim: “Kredi kartı kabul etmeyeceğinizi ben saatleri seçmeden söyleseniz daha doğru olurdu.” Adam birden alevlendi. “O zaman alma” diye sayıklamaya başladı ve ayaklandı. Biraz şaşırmıştım ama renk vermedim. Sakince “öfkenizi” dedim, “başkalarından çıkarmanıza gerek yok.” Böylece dükkandan çıktım, adamın “istediğimden çıkarırım” demesini duymazdan gelerek. Fakülteden bir hocam zamanında bana “psikanaliz, bakkal dükkanında bile işine yarar” demişti. İşte gördüm, bir insanın öfkesine hiç yokken hedef haline gelmiştim. Aslında bu bir savunma mekanizmasıdır. Adına “displacement / yer değiştirme” derler. Dükkanın sahibi bana ödeme konusunda  yalan söylememişti. Ama tam doğru, dosdoğru da davranmamıştı. Hal böyle olunca “sular bulanmış, adamın vaziyeti ortaya çıkınca da sinirleri gerilmiş ve geride tatsız bir hatıra bırakmıştı. Saatlerle değil de bu tecrübeyle dükkandan ayrılan bense huzursuz değildim.

Yalan; bilinçli olarak, açıkça, isteyerek karşısındaki aldatmaya/kandırmaya dönük söz, söylem, anlatılar ve davranışlardır. Bunun “kaba” ve “net” hallerinden kaçınıyoruz. Birine veya kendimize karşı dürüst olmaya çalışıyoruz. İnsanın doğal fıtratı bu yönde çalışır. Yalan söylemek, evrensel olarak kusurlu, hatalı, günah bir davranış olarak görülmüştür. Bu davranışın gerçekleşmesi için belli başlı özel mazeretlerin ortaya çıkması gerekir. Yalan söyleyebilmek bir kural değil bir istisnadır. İnsanlar yalan söyleyen birilerini etraflarında istemezler. Örneğin evlenilecek insanda aranan şartların başında onun dürüst olması gelir. Ev sahipleri dürüst ve güvenilir kiracı ararlar. Ticarette doğru iş yapanı bulmak arzu edilir.

Yalanın kaba ve kolayca fark edilir görünümlerinin aksine gündelik hayatta ve pek çok alanda “yalan kırıntılarına” rastlanır. Bu söz/söylem ya da davranış biçimlerini ayrıca “maskeli yalan”, “dillendirilmeyen yalan”, “yalana çıkan hareketler” olarak anlamak mümkündür. Yani söylenen söz ya da gösterilen davranış açıkça bir yalanı temsil etmez ancak doğruluğun/dürüstlüğün hedeflediği alanda az veya çok bir yer kaplar. Tabir yerindeyse “bulanan su”, yalanınkine benzer organik sonuçlar doğurur ve sadra şifa olmaktan uzaklaşır. Bu muğlak görünümden uzaklaşmak, “doğru” kelimesini “dosdoğru” ile değiştirmekle sağlanabilir. Yalanın fark edilebilen her türlü mevcudiyet biçimine itiraz etmek, onun yerine tam doğru, hakikate uygun olanı ikame etmek; bireysel ve toplumsal yozlaşmanın karşısında durmak demektir. Sadece gündelik hayatı, güncel olan meseleleri anlarken değil tarihi, dini, felsefeyi, siyaseti, ekonomiyi, bilimi ve sanatı değerlendirirken de yalanı tanımak, anlamak ve buna karşı bir strateji oluşturmak elzemdir. Çünkü hakikat, ekseninden çok küçük bir açıyla da sapsa hakikatten başka bir şey haline gelir.

Tarihi yazarken ve anlatırken belli verileri/olayları/kaynakları öne çıkarmak, bazılarını bilerek gizlemek; yalana çanak tutmaktır. Kur’an ayetlerini bağlamından kopararak öne sürmek, Hz. Peygamber’in örnekliğini tarihsel koşulları göz ardı ederek aktarmak; yalandan pay taşır. Siyasi propaganda yaparken sadece “elverişli” istatistiklerin altını çizmek, yalanın girdiği rollerden biridir. Ekonomik parametreleri yorumlarken görünürde doğru ama esasında mantık hatası içeren analizler yapmak, yalan konuşmak demektir. Öğrencilerine sınavda en kolay soruları sorup sınıf başarısıyla övünen öğretmen, doğru ama yalan içeren bir iş yapmıştır.

İnsanın kendisini kandırması da yalanın kırıntılarına itibar etmesiyle gerçekleşir. Kendisini bilen ve tanıyan biri, geç saatte yatıp sabah erken kalkamayacağını bilen biri, “bu sefer kalkacağım” deyip geç saatte yattığında yalandan bir kulpa tutunmuş olur. Yeme ve kilo konusunda sorunu olan biri;  evinde çok sayıda şekerleme, abur cubur bulundurup “ben bunları azar azar yiyeceğim” derse yalandan bir umuda sarılmış olur. Kendisini sürekli kötü alışkanlıklara sevk eden ve bunda başarılı olan bir arkadaşı olan kişi, “bu sefer ben onu iyiliğe çağıracağım” deyip arkadaşlığını sürdürdüğünde bir yalanı devam ettirmiş olur. Bir dönemlik ağır bir dersin sınavına çalışmayı son geceye bırakan üniversite öğrencisi, geçer not alma konusunda kendine yalan söylemektedir. 

“Bazen diyorum ki, işe yani hastaneye birkaç dakika geç kalsam ne olur… Sonra olmaz diyorum…Bu düşüncenin ve davranışın organik sonuçları var. Polikliniğe 08.30 yerine 08.33’te başlamış olsam… 08.30 hastasının acelesi olsa, bir başka bölüme ya da işine yetişmesi gerekse… Ben 3 dakika geç kaldığım için 10 dakika olan muayene süresinin üçte birini kaybetmiş olsa…Kaybolan 3 dakika yüzünden muayene ve tedavide bir pürüz olsa… İşte “birkaç dakika geç kalmaktan bir şey olmaz” sözünün/yalanının çöktüğü bir örnek…”

Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.
Nazım Hikmet, Beş Satırla, 1946

Şairin teklifine göre insan; yalanın tüm görünümlerini, şekillerini, maskelerini hayatından çıkardığında “anlamak” ödülüne ulaşıyor. Meseleleri, insanı, geçmişi hakkıyla anlamak, bunlardan doğru anlamlar devşirmek; hakkıyla yaşamayı da beraberinde getirir. Çünkü anlamak; kimsenin ulaşamayacağı, değiştiremeyeceği, yenemeyeceği bir güçtür. İnsanın bütün iç çatışmaları, huzursuzluğu, kaygıları, korkuları, üzüntüleri, takıntıları anlamakla iyileşmeye başlar.

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum