1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Çocuklarda şiddete yönelim neden artıyor?
Çocuklarda şiddete yönelim neden artıyor?

Çocuklarda şiddete yönelim neden artıyor?

Nöropsikolog Fatma Betül Ercan, çocukların şiddete yönelmesinin arkasındaki toplumsal, dijital ve kültürel dinamiklere dikkat çekerek, çözümün bireysel değil kolektif bir yaklaşımla mümkün olduğunu vurguladı.

18 Nisan 2026 Cumartesi 02:03A+A-

Nöropsikolog ve Enstitü Sosyal Araştırmacısı Fatma Betül Ercan, Fokus+’a verdiği demeçte Türkiye’de çocukların fail olduğu şiddet vakalarını değerlendirdi. 

Ercan, vakaların yalnızca bireysel değil, toplumsal ve dijital dinamiklerle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

“Çocuğu o noktaya getiren süreci analiz etmeliyiz”

Şiddet vakalarına dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten Ercan, “Aslında bugün Türkiye'de çocukların fail olduğu şiddet vakalarını konuşurken, sadece o ana veya o çocuğa odaklanmak bizi yanıltır. Bizim vakadan biraz uzaklaşıp, o çocuğu o noktaya getiren yolu analiz etmemiz lazım.” dedi.

Pandemi sürecinin etkilerine dikkat çeken Ercan, “Biliyorsunuz, toplumsal olaylar şiddeti tetikler; mesela COVID-19 dönemini düşünelim. O dönemdeki sosyal izolasyonun faturasını biz bugün yeni yeni ödüyoruz.” ifadelerini kullandı.Çocukların aidiyet ihtiyacına vurgu yapan Ercan, “İnsan, doğası gereği bir yere ait olmak, görülmek ister. Eğer biz çocuğu sosyal medyadaki kontrolsüz hesapların veya karanlık oyun odalarındaki chat kanallarının insafına bırakırsak, o çocuk o 'görülme' ihtiyacını yanlış yerlerde arar. Burada sistemin sağaltıcı gücü devreye girmeli. Bizim suça sürüklenen çocuklarla ilgili yaptığımız çalışmadan elde ettiğimiz sonuca baktığımızda en önemli müdahalenin çocuğun yaptığı hataya verilen “'ilk tepki'” olduğunu görüyoruz. Eğer aile veya devlet bu hatayı doğru bir pedagojik yaklaşımla karşılamazsa, çocuk başka yol göremez ve hatanın dozunu artırır.” şeklinde konuştu.

Ercan devamında şu ifadelere yer verdi:

"Küresel fenomenlerin etkisi olsa da, bu mecralar ancak çocukların duygusal ihtiyaçları ihmal edildiğinde birer sığınak haline gelir. Dolayısıyla bu vakaları bireysel sapmalar olarak değil, neslin maruz kaldığı çevresel koşullar üzerinden ele almalı ve münferit olayların toplumsal bir tetikleyiciye dönüşmemesi için koruyucu müdahaleleri esas almalıyız."

“Şiddet bir gruba ait değil, kolektif bir sorumluluk”

Toplumdaki yanlış algılara değinen Ercan, “Genellikle 'eğitimli ailelerin çocuğu suça karışmaz' gibi bir algı var ama bu aslında bir yanılgı. Şiddet bir demografik gruba ait değildir.” dedi.

Şiddetin bir süreç olduğunu vurgulayan Ercan, “Bir çocuğun şiddete yönelmesi bir süreçtir ve burada ebeveynlik yaklaşımından devletin uygulamalarına kadar geniş bir uygulama alanı var.” ifadelerine yer verdi.

Algoritma uyarısı: “Alkışlanan suçlu hissi oluşuyor”

Sosyal medyanın etkisine dikkat çeken Ercan, “Sosyal medya algoritmaları yetişkinle çocuğu ayırmıyor. Bir genç bir kez o karanlık içeriklere tıkladığında, sistem onu benzer içeriklerle sarmalıyor.” dedi.

Ercan, bu durumun tehlikesini “Bir suç içeriği paylaşıldığında, algoritmalar sayesinde hızla taraftar toplayabiliyor ve çocuk bir anda kendisini 'alkışlanan bir suçlu' gibi hissediyor. Bu yüzden biz, bu tür vakaların görüntülerinin yayılmasına kesinlikle karşı çıkıyoruz; çünkü bu görüntüler tetikleyici ve normalleştirici bir etki yaratıyor. ” sözleriyle anlattı.

"Dijital platformların 'ben sadece aracıyım' deyip kenara çekilme lüksü artık bitmeli"

Ercan, dijital platformların sorumluluktan kaçamayacağını açık bir dille ifade etti. “Dijital platformların 'ben sadece aracıyım' deyip kenara çekilme lüksü artık bitmeli.” diyen Ercan, algoritmaların içerik yayılımındaki rolüne dikkat çekti.

Ercan devamında, “Eğer bir platform, kötücül bir içeriği algoritmasıyla daha fazla kişiye ulaştırıyorsa, o suçun ortağı sayılmalıdır.” dedi.

Türkiye’deki yasal düzenlemelerin güncellenmesi gerektiğini belirten Ercan, “Türkiye'de İnternet Kanunu'nun güncel dijital hıza ayak uydurması şart.” dedi. Özellikle oyun platformlarındaki sohbet alanlarının istismar riskine açık olduğunu belirterek, yaptırımların caydırıcı olması gerektiğini vurguladı ve devamında şöyle konuştu:

Enstitü Sosyalin internet kanunu üzerine yayınladığı analize baktığımızda da bu değişim ve düzenlemelerin ivedilikle yapılması gerektiğini görüyoruz. Bugün oyunlardaki sohbet kısımlarının, çocukları istismar etmek veya suça teşvik etmek isteyen gruplar tarafından nasıl kullanıldığını hepimiz duyuyoruz. Para cezalarının göstermelik değil, sarsıcı olması lazım. Bir içerik suç teşkil ediyorsa, o platform bunu anında engellemeli. Bu riski yönetmek; ebeveynden devlete, yazılımcıdan kanun yapıcıya kadar hepimizin masasında duran bir görev.

“Şiddet estetize ediliyor”

Şiddetin kültürel boyutuna dikkat çeken Ercan, “En köklü değişimi şiddet algımızda yapmalıyız.” dedi.

Ercan, “Türkiye'de prime-time dizilerine bir bakın; neredeyse hepsinde silah, uyuşturucu ve 'masaya yumruğunu vuran' karakterler başrolde.” ifadelerini kullanarak şiddetin normalleştiğini vurguladı.

Şiddetin sıradanlaştırıldığına işaret eden Ercan, “Biz bir güvenlik kamerası görüntüsünü paylaşırken 'haber yapıyoruz' diyoruz ama aslında şiddeti sıradanlaştırıyoruz. İnsan her gün ekranlarda ölüm gördüğünde, birinin elinde tüfekle bir yere girmesini 'anormal' bulmamaya başlıyor. Şiddeti bitirmek istiyorsak, önce onu besleyen bu kültürel kaynakları kurutmamız; şiddeti bir güç gösterisi değil, bir acziyet olarak anlatmamız gerekiyor.” dedi.

 

 

HABERE YORUM KAT