1. YAZARLAR

  2. SİNAN ÖN

  3. Hurmadan havyara, deve sütünden şaraba!
SİNAN ÖN

SİNAN ÖN

Yazarın Tüm Yazıları >

Hurmadan havyara, deve sütünden şaraba!

27 Mart 2026 Cuma 21:22A+A-

Tarihler 1969 yılının 21 Ağustos gününü gösterirken Avustralya asıllı bir Siyonist olan Michael Dennis Rohan, Mescid-i Aksa’yı kundaklamıştı. Bu gözü dönmüş fanatik, Aksa içerisindeki Kıble Mescidi’ni ateşe vermiş, çıkan yangında Nureddin Zengi’nin, “haçlı işgali bittiğinde Mescid-i Aksa’ya konması için yaptırdığı” ve Selehaddin Eyyübi’nin Kudüs’ü fethettikten sonra Kıble Mescidi’ne yerleştirdiği ahşap minberde yanmıştı. Bu elim olay sonrası kalbi Mescid-i Aksa için çarpan bir Kral, Müslümanlara şu çağrıyı yapıyordu:

“Kardeşlerim neyi bekliyoruz, ‘uluslararası vicdan’ denen şeyi mi? Aksa bizi yardıma çağırıyor. Neden korkuyoruz, ölümden mi? Allah yolunda ölmekten daha güzel ve izzetli bir ölüm var mı? Kardeşlerim bizler bir dirilişi arzuluyoruz, onun adı İslam. Ne ayrılıkçı kavmiyetçi, ne de mezhepçi bir diriliş. Allah yolunda bir davanın dirilişi! Rabbime, dinimizin ve imanımızın izzetini yücelten, mukaddes beldemizi koruyan ve beni yolunda şehit olanlardan kılması için yalvarıyorum… Bana Aksa uğrunda cihadı nasip etmeyecek, onun hürriyetini göstermeyecekse bir an dahi yaşamama müsaade etmesin.”

Bu sözlerin sahibi, ettiği duanın gereğince şahitlik yapıp, şehitlerden olarak Rabbine ulaşan bir Kral... Bugün emperyalistlerle işbirlikçiliği tescillenmiş, Gazze yanarken festivaller düzenleyebilecek kadar alçaklaşmış, dünyeviliği gökdelenlerden taşmış bir hanedanın atası olsa da, “şerefini develerinin sırtında” değil Rabbine kulluğunda arayan bir Kral…

I.Dünya savaşından galip çıkan İngilizler “verimsiz çöl topraklarını” Arap kabilelere bırakırken çölün altında yatandan haberdar değillerdi. 1938 yılında Suudi Krallığı topraklarının, dünyanın en büyük petrol kaynaklarından birine sahip olduğu keşfedilince, uzun yıllar süren savaşlar nedeniyle fakir olan krallık zenginleşmeye başladı.

Abdulaziz Al-i Suud, Şerif Hüseyin ile girdiği mücadeleyi kazanmış ve Hicaz topraklarında egemenliğini ilan ederek, 1932 yılında Suudi Arabistan Krallığı’nı kurmuştu. Suud, topraklarında bulunan zenginliğin çıkarılması için ise Şerif Hüseyin’i destekleyen İngiltere’yle değil ABD ile anlaşmıştı.

Bu anlaşma sonrası giderek güçlenen Suudi-Amerika ilişkileri, 1945 yılında Süveyş Kanalı üzerinde demirlemiş bir destroyerde bir araya gelen, ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Kral Abdülaziz’in görüşmesi sonrası yeni bir boyut kazanmıştı.

Roosevelt Kral’a, petrolü ABD şirketlerine çıkarttığı için teşekkür ederken, Kral Abdülaziz Başkan’dan bir talepte bulunmuştu: “Filistin’de Yahudi nüfusu giderek artıyor, bu durum Filistin’de muhtemel bir Yahudi devletinin kurulma riskini doğuruyor. Göçün durdurulmasını ve bu devlete izin verilmemesini istiyorum” demişti. Karşılıklı samimiyet ve güven ortamında geçen bu görüşmede Roosevelt bu isteği kabul etmiş, karşılığında petrolün Suudi hanedanlığı tarafından uluslararası siyasette bir silah olarak kullanılmamasını istemişti.

Ne tuhaftır ki Roosevelt, görüşmeden 2 ay sonra baş ağrısı şikâyetiyle rahatsızlandı ve beklenmedik şekilde hayatını kaybetti. Eşi Eleanor Roosevelt kocasının cesedine otopsi yapılmasına izin vermedi ve cenaze ivedilikle defnedildi.

3 yıl sonra David-Ben Gurion önderliğindeki Yahudi Milli Konseyi, İsrail’in resmi olarak kurulduğunu ilan edecek, Amerika Birleşik Devletleri kuruluşundan tam 11 dakika sonra, İsrail’i tanıyan ilk ülke olacaktı.

Her ne kadar Filistin hassasiyeti olsa da, bu oldubittiye ses çıkar(a)mayan Abdülaziz Al-i Suud 1953 yılında ölmüş yerine büyük oğlu Prens Suud geçmişti. Prens Suud günümüzdeki, Prens Selman’a çok benziyor, debdebe ve şatafat içerisinde israf üzerine bir krallık yönetiyordu. Ancak bu israf ona, ülke tarihinde ilk ve tek olan “israf sebebiyle sessiz bir darbeyle tahttan indirilen kral” olma özelliğini kazandırdı.

Faysal bin Abdülaziz 1964 yılında kardeşinin görevden alınmasıyla tahta oturdu. Faysal, Kasım 1906 yılında Riyad’da dünyaya gelmiş, o dönemlerde kabileler arası liderlik savaşları dolayısıyla babası tarafından annesi ile birlikte dedesinin yanına eğitim alması için gönderilmişti. Erken yaşlarda hafızlığını bitirmiş, ilmi tedrisatını yine dedesi vasıtasıyla tamamlamıştı.

Babasının Hicaz’daki hâkimiyeti sonrası Arabistan’a dönmüş, sırasıyla Hicaz Emirliği, Dışişleri Bakanlığı vazifelerini üstlenmişti. Suudi Krallığının resmen kurulması sonrasında ise Başbakanlık görevine getirilmişti.

Çok dakik ve disiplinli biri olan Faysal, iç ve dış siyaseti bilen, komşu ülkelerle ilişkileri güçlendiren, yaptığı yatırımlarla ülkenin prestijini yükselten bir Kral’dı. Hareme-i Şerife sahip olması yanında, diğer Müslüman ülkelerle ilişkilerindeki kucaklayıcı ve ümmetçi tavrı Suudi Arabistan’ın itibarını artırmıştı.

Mescid-i Aksa’nın kundaklanması sonrası, yukarıda bahsi geçen konuşmayı yapan Faysal, Müslüman kardeşlerini, “Mescid-i Aksa için ayağa kalkmaya” çağırıyordu. Ancak onun bu cümlelerle özetlenen düşünce ve eylem serüveni, dünya hayatındaki yolculuğunun da belirleyicisi olacaktı.

Mısır önderliğinde İsrail’e karşı yapılan savaşlarda başarısızlığa uğrayan Arap dünyası insani krize girmiş, çıkış yolu arıyordu. Kral Faysal, bugünkü adı İslam İşbirliği Teşkilatı olan İslam Konferansı Örgütü’nün kurulmasına öncülük etti. Kral, Arap devletleri arasında yaygın olan Arap milliyetçiliğini reddediyor, onun yerine “Aksa ortak paydasında bir araya gelen Müslüman ülkelerden müteşekkil bir topluluk” arzuluyordu.

Müslüman halkların ortak acısı ve umudu Mescid-i Aksa idi. Onları yeniden bir araya getiren, İslam dünyasının yeniden bir ümmet olmasının önünü açan, acıların ve sorunların ortaklaşa çözüme kavuşturulacağı İslam İşbirliği Teşkilatı, “Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü” umuduyla kuruldu.

5 Haziran 1967 yılında İsrail’le yapılan savaş sadece altı gün sürmüş, İsrail savaştan güçlenerek çıkmıştı. Savaş sonrası İsrail topraklarını üç katına çıkarmış, Mısır için büyük önem arz eden Sina Yarımadası’nı ele geçirmişti. Dahası başta Mısır olmak üzere Arap dünyasının itibarı yerle bir olmuştu.

Abdunnasır’ın ölümü sonrası anayasa gereği Mısır’da başa geçen Enver Sedat, Yahudilerin Bayramı olan “Yom Kipur” gününde, kaybedilen toprakları ve itibarı geri almak için sürpriz bir hareket başlatsa da, 3 hafta süren savaşta yalnız Sina Yarımadasında belli bir zafer kazanabilmiş, “Amerika’dan gelen diplomatik çağrılar” yüzünden durmak zorunda kalmıştı.

İşte “Kral Faysal böyle bir ortamda İsrail’in yok edilmesi için her şeyi yapabilecek bir adamdı.” Yom Kipur savaşında Mısır’a her türlü desteği vermiş, Enver Sedat’ın Tel Aviv’e kadar ilerlemesi için fiili ve kavli dualar etmişti.

Faysal ayrıca, o güne kadar hiç yapılmamış bir şeyi yapmıştı. Babasının, “Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasına müsaade edilmemesi…” karşılığında verdiği sözü, İsrail kurulduğu için reddetmiş ve dünya petrol rezervlerinin büyük çoğunluğuna sahip olan Opec’i yani “Petrol ihraç eden ülkeleri, emperyalistlere petrol ambargosu” koymaya davet etmişti.

Bu çağrı karşılık buldu ve neredeyse dünyada petrolün vanası bir anda kapatıldı. Hızla artan petrol fiyatları birçok borsanın çökmesine, sanayi ağırlıklı ülkelerin devasa zararlar görmesine, dolayısıyla büyük bir krize sebep oldu.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger Kral Faysal’la yaptığı ambargo görüşmesini şöyle anlatır: “Kral çok sinirliydi. Aramızda bir diyalog başlayabilmesi umuduyla, esprili bir dille, ‘uçağımın yakıtı bitti. Uçağımın yakıtını doldurmaları için emir verirseniz, uluslararası fiyattan ödemeyi yapmaya hazırız’ dedim. Kral gülümsemedi. Kafasını yukarı kaldırıp bana sert bir şekilde: ‘Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önce tek dileğim Mescid-i Aksa’da iki rekât namaz kılabilmektir. Bana bu konuda yardımcı olabilecek misin?’ dedi.”

Görüşme daha sert bir üslupla devam etmiş, Faysal: “İsrail’e destek olmayı bırakırsanız ambargo biter” dediğinde Kissenger, petrol kuyularını bombalama tehdidinde bulunmuştu. Faysal ise bugün torunlarının hiç umursamadığı ancak tarihe geçen şu cümleyi kurmuştu: “Tabi ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. Fakat unutmayınız ki, biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk, yine öyle yaşayabiliriz. Ancak siz petrolsüz yaşayamazsınız.”  

Kral Faysal ambargo başladığından yalnızca 2 yıl sonra, kendi sarayında resmi heyetleri kabul ettiği bir görüşme esnasında şehit edildi. Suikastın faili, uzun yıllardır Amerika’da yaşayan yeğeni Faysal bin Musaid’den başkası değildi. Kral’ın öz yeğeni tarafından kendi sarayında şehit edilmesi, ambargoya katılan diğer ülkelere de gözdağıydı.

Sonuç, emperyalistlerden korktuğu kadar Allah’tan korkmayan, oturduğu koltuğu, dünyevi çıkarlarını kaybetmemek için işbirliği yapan iradesiz iktidarlar ve liderler oldu. “Hurmanın yerini havyar, deve sütünün yerini şarap; İsrail’in yok edilmesini isteyenlerin yerini, İsrail’e yan gözle bakanların yok edilmesini isteyenler” aldı.

Allah’ım, aramızda döndürüp durduğun günleri Müslümanların hayrına çevir. Gazze ve İran halkı başta olmak üzere İslam’a ve Müslümanlara zaferler nasip et. Bizleri hakkın yanında yer alan vicdan sahiplerinden kıl. Senin her şeye gücün yeter. Bizleri bağışla ve merhametinle kuşat. İslam adına can veren şehitlerimizle yoldaş eyle…

YAZIYA YORUM KAT