
Evanjelistlerin savunduğu Yahudi-Hristiyan ittifakı çöküyor mu?
Shane Burley, Gazze soykırımı bağlamında Evanjelistleri mercek altına aldığı yazısında, Amerikan sağında on yıllardır sarsılmaz bir sütun olan Hristiyan Siyonizmi’nin çöküşünü ve yerini alan yeni dinamikleri ele alıyor.
HAKSÖZ HABER
Soykırımcı İsrail’e verilen koşulsuz desteğin sağ camiada artık "sağduyu" olmaktan çıktığını; partinin teolojik, dinsel ve siyasi olarak İsrail merkezli bir eskatolojiden, milliyetçi ve yerli odaklı bir radikalizme evrildiğini belirten Shane Burley, “Sağ kanatta uzun süredir hakim olan teolojik ve siyasi bir gelenek, MAGA camiasının İsrail’e yönelik eleştirilerinin artmasıyla birlikte şu anda savunma pozisyonuna düşmüş durumda.” diyor.
Eski ittifakın çözüldüğünün öne sürüldüğü yazıda, “Geleneksel Yahudi-Hristiyan ittifakı ve Evanjeliklerin İsrail’e yönelik teolojik kaynaklı koşulsuz desteği, Tucker Carlson gibi figürlerin öncülük ettiği ‘Önce Amerika’ (America First) popülizmi ve izolasyonculuk (dış müdahaleye karşıtlık) nedeniyle parçalanıyor.” deniliyor.
Evanjelistlerin teolojik ve siyasi eksen kayması vurgusu da yazıdaki bir diğer ilgi çekici nokta... ABD’nin soykırımcı İsrail’e sınırsız desteğinin genç Evanjelistlerde sorgulanmaya başladığını belirten Shane Burley, “Yeni sağ nesil, İsrail’i dinsel bir zorunluluk olarak görmek yerine, onu ABD kaynaklarını sömüren veya Amerikan çıkarlarıyla çatışan bir ‘yabancı güç’ olarak sorgulamaya başladı. Bu süreçte Filistinli Hristiyanların uğradığı zulüm gibi konular, Hristiyan Siyonizmi’ni ‘sapkınlık’ olarak niteleyen yeni bir eleştiri dalgasına zemin hazırlıyor.” diyor.
Shane Burley’in New Lines Mag’da yayınlanan ve Perspektif’in tercüme ettiği yazısının tam metnini aşağıda ilginize sunuyoruz...
Hristiyan Siyonizmi Çözülürken
“İsrail’i kutsayanların kutsanacağını söyleyen insanlar duyuyorum,” dedi Tucker Carlson, kendine özgü baş eğişiyle, gülümseyen ama gözle görülür biçimde rahatsız olan Mike Huckabee’ye. Carlson, ABD’nin İsrail büyükelçisiyle Şubat 2026’da yaptığı ve çok tartışılan röportajda, “Bunun Yaratılış’a bir gönderme olduğunu biliyorum,” dedi. “Bu kavram ile modern İsrail ve jeopolitik dünya arasındaki bağlantıyı anlamıyorum.”
Gazeteci, kendi adını taşıyan podcast’inde, “Bir Hristiyan olarak sizinle aynı fikirdeyim,” diye üsteledi; “Tanrı’nın, Yaratılış 15’te söylendiği gibi, bugünkü Irak’tan bugünkü Mısır’a kadar uzanan bu toprağı bu halka, Yahudilere — Avram’ın soyundan gelenlere — vaat ettiğini kabul ediyorum.” Ama ABD’nin İsrail Büyükelçisi’ne şunu sordu: “Peki şimdi onun soyundan gelenler kim? Ve onların kim olduğunu nasıl biliyoruz?”
Eski bir Baptist vaizi ve Arkansas valisi olan Huckabee, diplomatik görev için tartışmalı bir tercihti; bunun başlıca nedeni saldırgan Hristiyan Siyonizmi’ydi: İncil’de anlatıldığı üzere Tanrı’nın bu toprağı Yahudi halkına verdiğine inandığı için, tarihî Filistin toprakları üzerinde İsrail’in tam haklarını destekliyor. Ancak Carlson’ın bu görüşler hakkında soruları vardı — başkalarının da sormakta olduğu aynı sorular.
Hem Huckabee hem de Carlson’la ilk karşılaşmam, 2003 yılında “Real Time with Bill Maher” programının bir bölümünde olmuştu; o sırada Huckabee, Carlson’ın ağırlığından daha fazla kilo verdiği şakasını yapmış, bu da ikisini de kahkahaya boğmuştu.
Şubat 2026’daki karşılaşmaları daha az neşeliydi. Carlson, Huckabee’yi İsrail’in Gazze’deki tutumu konusunda hırpaladı, ama orada durmadı. Huckabee’den Epstein dosyalarından fentanil aşırı dozlarına ve Trump’ın ekonomi politikalarına kadar her şeyin hesabını vermesini istedi. Bu, Carlson için zirve bir performanstı; yayına girdikten sonraki ilk birkaç gün içinde şaşırtıcı biçimde 3 milyon izlenme topladı.
“Yerinden edilen, yerine başkaları geçirilen bir halk, isterseniz bir ırk,” diye öfkeyle çıkıştı Carlson — ve Filistinlilerden söz etmiyordu. Huckabee’nin, Amerikalılar — beyaz Amerikalılar — kendi ülkelerinde demografik olarak yerlerinden edilirken İsrail’deki Yahudileri neden bu kadar önemsediğini soruyordu. Huckabee ne yapacağını şaşırmış görünüyordu. Oraya dış politikayı tartışmak için gelmişti.
Carlson, Fox sonrası yayın hayatının son iki yılında güneşin altındaki her türlü anlaşılması güç komplo teorisini tartışarak kendisine bir isim yapmış olsa da, Cumhuriyetçi Parti’de yaratılmasına yardımcı olduğu gerçek çatlak İsrail meselesi üzerindedir.
Son yıllarda Hristiyan sağ için İsrail, eskatolojik bir vizyondaki rolü nedeniyle hayati önem taşıyordu: Yahudilerin, tarihî anavatanları olarak tarif edilen yere toplanmasının Mesih’in ikinci gelişine yol açacağı inancı. Bu tarifle örtüşen çeşitli teolojiler genel olarak Hristiyan Siyonizmi olarak bilinir; bu da İsrail’e yönelik koşulsuz Evanjelik desteğin itici unsurudur.
Aynı enerji şimdi İsrail-Amerikan ortak İran savaşına akıtılmış durumda — Savunma Bakanı Pete Hegseth’in vurguladığı gibi, bu savaşın altında, kürsülerden son zaman çatışmasından söz edilmesine aşina Evanjelik tabana yabancı olmayan dinî bir bağlam var.
Evanjelik Hristiyanlar, ABD’de ezici biçimde en İsrail yanlısı gruptur — hatta Amerikan Yahudilerinden bile daha fazla. Evanjelikler, İsrail yanlısı aktivizmde büyüklük, mali katkılar ve “sahadaki insan gücü” bakımından çoğu zaman bütün Yahudi örgütlerini geride bırakır.
Ancak sağda Hristiyan milliyetçiliğinin, popülizmin ve izolasyonculuğun yükselişi, Hristiyan Siyonizmine doğrudan bir meydan okuma oluşturuyor. Birçoğu Yahudiler etrafında dönen komplo teorileri, sağdaki taban aktivizminin harekete geçirici dili haline geldi. İran savaşı MAGA evreninin büyük bölümünü yabancılaştırırken ve birçok genç muhafazakârı etkili aşırı sağcı podcast yayıncısı Nick Fuentes’in yörüngesine iterken, alaycı biçimde “önce İsrail” dış politikası dedikleri mesele yüzünden zaten bölünmüş olan GOP içinde bir kırılma noktası yaklaşıyor. Hristiyan Siyonizmi Cumhuriyetçiler için hâlâ büyük bir güç olsa da, yavaş ölümü, artık “Yahudi-Hristiyan” ittifakına tutunmak için bir nedeni kalmayabilecek değişen bir parti tarafından önceden haber veriliyor gibi görünüyor.
Carlson’ın Hristiyan milliyetçiliğine kayışı hem Hristiyanlığını hem de milliyetçiliğini değiştirdi. Soğuk Savaş sırasında birçok Amerikan Yahudisi, iki topluluğun ortak etik köklerini kabul ederek farklılıklarını aştığı fikrine dayanan, esasen Hristiyan merkezli bir Amerikan mitolojisini benimsedi. Tarihsel olarak Hristiyanlık, Yahudiler için en büyük tehdit olmuştu. Zorla din değiştirmeler, sürgünler ve soykırımlar Avrupa tarihini noktaladı; bu tarih pogromlarla ve nihayetinde Holokost’la doruğa ulaştı. Ancak İsrail devletinin kurulmasıyla ve Washington’ın bu yeni ülkeyle kurmaya çalıştığı dikey ittifakla birlikte, ağırlıklı olarak Hristiyan olan ABD güç yapısı içinde Yahudilere ilişkin algı değişti. Artık İbraniler — sıklıkla böyle adlandırılıyorlardı — yalnızca Mesih’in tanrısallığını reddeden eksik bir dinin kalıntıları değildi; artık Amerikan Hristiyanlarının kendilerini kavrayışında kilit bir rol oynuyorlardı.
1960’larda Hristiyanlık, özellikle Katolik Kilisesi’ni Yahudiler hakkındaki öğretisi ve onların kurtuluşa erişmek için din değiştirmeye ihtiyaç duyup duymadığı meselesi de dahil olmak üzere köklü biçimde reforme eden İkinci Vatikan Konsili’yle (1962-1965) kapsamlı bir liberalleşmeden geçti; din değiştirme de Yahudiliği ortadan kaldırmanın başka bir biçimiydi. Aynı dönemde, yaklaşan bir kıyamete dair ayrıntılı fanteziler olan binyılcı fikirler Amerikan Protestanlığında gelişmeye başladı; pastörler eski kehanetleri modern siyaset terimleriyle yeniden hayal etti ve Yahudilere yeni bir amaç verdi: İsrail’e dönmeleri ve tarihin açılımı için Tanrı’nın planını yaşamaları gerekiyordu.
Bu, 1980’lerde sağın yeniden canlanmasının kurucu mantığı haline geldi; Papaz Jerry Falwell Hristiyanları toplumsal meselelerde seferber etmek için Moral Majority’yi başlattı, Pat Robertson Christian Broadcasting Network imparatorluğunu kurdu ve kendisini Evanjelik olarak tanımlayan Amerikalıların yüzde 25’i Cumhuriyetçi Parti için güvenilir bir oy bloğu haline geldi. Roe v. Wade’in (1973) ardından bir parlama noktası haline gelen kürtaj meselesiyle radikalleşmiş olabilirlerdi — ama Amerika’nın en önemli jeopolitik müttefikinin kim olduğu konusunda da hemfikirdiler; bu da Cumhuriyetçi Parti’yi İsrail’le ortaklığına daha da itti. Neomuhafazakârlık partiye dış müdahalelere daha da büyük bir odak getirdikçe, İsrail daha sonra 2003 ABD Irak işgalini savunan Project for the New American Century’de de olağanüstü büyük bir rol üstlendi.
Açıkça Yahudi karşıtı inançlar, GOP’un ana akımı ile radikaller arasındaki ayrım çizgisiyken, Hristiyan Siyonizminin Yahudilere yönelik sözde sevgisi çoğu zaman taraftarlarının antisemitizmini gizlemeye yaradı. Yazar Franklin Foer, “filosemitler, Yahudileri seven antisemitlerdir” diye nükteli biçimde söylediğinde bir şey yakalamıştı. Ülke genelindeki Hristiyan Siyonist kiliselerde Yahudilere misyonerlik yapılması teşvik edilir. Aşırı muhafazakâr Evanjelikler Yahudileri politik olarak yararlı bulduklarında, antisemitizmi gürültülü ve performatif biçimde reddederler. Robertson en etkili Hristiyan Siyonistlerden biriydi ve vaazlarında ve kitaplarında antisemitizme karşı bile atıp tutardı. Ama aynı zamanda, açıkça antisemitik metinlere atıfta bulunarak Yahudi bir Deccal’in ulusları yoldan çıkaracağı apokaliptik bir gelecek vizyonu kurduğu etkili 1989 komplo risalesi “The New World Order”ın da yazarıydı. George Soros, Rothschildler, “Yahudi-Bolşevikler” ve antisemitik saptırmanın diğer totemleri Hristiyan Siyonistlerin siyasi entrikalarını doldurur; ama onlar, yaklaşan rapture’larında bir rol oynamalarına ihtiyaç duydukları Yahudilere duydukları hürmetin önüne bunun geçmesine asla izin vermezler.
Hristiyan Siyonizmi GOP’a hâkim hale gelirken, muhalifler de her zaman vardı. 1980’lerde, açıkça ırksal, izolasyoncu ve büyük devlet muhafazakârlığı ile şehir hayatına kuşkuyla bakan Eski Sağ’a yakınlık duyan bir grup sağcı başına buyruk, görüşlerini duyurmaya başladı. Sonunda “paleomuhafazakârlar” etiketini benimsediler. “Paleocon”ların en önde geleni Pat Buchanan’dı; “Batı’nın ölümü” hakkındaki öfkeli çıkışlarında faşist Avrupalı düşünürleri yankılıyor, eşcinsellikten göçe kadar her konuda alarm veriyordu. 2007’de FOX News’te çıktığı bir programda, “Toptan bir istilayla karşı karşıyasınız, insanlık tarihindeki en büyük istila güney sınırınızdan geliyor, ülkenizin bileşimini ve karakterini değiştiriyor,” dedi.
Buchanan, Adolf Hitler’i “büyük cesarete” ve “dehaya” sahip bir “birey” olarak tanımladı ve ABD’de yaşayan birden fazla Nazi zanlısının davasını üstlendi. Adalet Bakanlığı’nın Nazi avı birimi olan Office of Special Investigations’ın eski başkanı Allan Ryan Jr., Buchanan’ı “Amerika’daki Nazi savaş suçlularının sözcüsü” olarak adlandırdı. Buchanan bir keresinde, “Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nda etnisite ve gücü bilmek istiyorsanız,” demişti, “Senato’nun 13 üyesi nüfusun yüzde 2’sinden gelen Yahudi insanlardır.”
Birçok Hristiyan paleocon, Yahudilere ilişkin yeniden yapılandırılmamış bir Hristiyan görüşe sahipti; bu görüş, onları Gentile meselelerinde potansiyel olarak zararlı bir rol oynayan aktörler olarak görmekten kaçınmıyordu. Paleoconlar öfkelerini neoconlara yöneltti; çoğu zaman dış savaşları, liberalleştirilmiş ekonomiyi ya da göçü savunan önde gelen Yahudi figürleri öne çıkardılar.
Açık antisemitizm üzerindeki örtük yasak yıllarca sürdü, ancak Trumpçılık radikallerin fikirlerinin kilit yönlerini ana akım sağ tartışmaların dışında tutan çoğu yasağı paramparça ettikçe çözülmeye başladı.
Trump sahneye çıktığında, “alt-right” onlarca yılın en gürültülü aşırı sağ hareketi haline gelmişti. MAGA kalıbındaki “ulusal popülist” adayların artık Cumhuriyetçi öncülleri gibi liberal demokrasiye sözde bağlılık göstermeleri gerekmiyordu. Eldivenler çıkarılmıştı ve yeni bir otoriter popülizm markası içeri girmişti.
Böylece gelenekselci Katolikliğin dramatik dönüşünü gördük. Bu grup, İkinci Vatikan Konsili’nin ilkelerini hiçbir zaman kabul etmemiş, klasik Latin litürjilerini tercih etmiş ve İsa’nın çarmıha gerilmesi konusunda Yahudileri aklamayı reddetmişti.
Aynı zamanda ana akım Protestanlık içindeki bölünmeler çoğalıyordu; birçoğu kiliselerin eşcinselleri onaylayıp onaylamayacağı meselesi etrafında şekilleniyordu. Independent Fundamentalist Baptist Movement (IFBM) gibi yeni sert sağ mezhepler ortaya çıktı; bunlar hem resmî ilahiyat okullarını hem de Yahudilerle herhangi bir uzlaşmayı reddediyordu.
IFBM pastörü Steven Anderson, eşcinsel insanlar için ölüm cezası talep eden ve kadınların eve dönmesini isteyen videolarıyla YouTube’da ve daha sonra BitChute’ta ünlendi. Ayrıca Hristiyan Siyonizmini kınadı ve modern Yahudiliğin pagan tanrı Moloch’a tapınma üzerine kurulduğunu iddia etti. Holokost’un büyük ölçüde bir icat olduğunu savundu ve Hristiyanların “kipa takan yalancılara” teslim olmaması gerektiğinde ısrar etti.
Bütün bunlar, akademisyen Michael Barkun’un “süperkomplolar” dediği şeyin radikalleşmesiyle birlikte dönüp durdu. QAnon gibi komplo teorileri milyonlarca Hristiyan muhafazakâr için gerçeklik duygusunu yeniden şekillendirdi. Bu karışım içinde, Hristiyanlar ile İsrailli Yahudiler arasındaki ortaklık artık taban tarafından eskiden olduğu gibi sağduyu olarak kabul edilmiyordu.
Bu değişim rakamlarla da doğrulanıyor. Din ve kamu politikası üzerine çalışan, partizan olmayan bir araştırma kuruluşu olan Public Religion Research Institute’un (PRRI) 2023 tarihli bir araştırmasında, Hristiyan milliyetçilerin “Yahudi insanlar çok fazla güç pozisyonuna sahip” görüşünü taşıma ihtimalinin genel kamuoyuna göre çok daha yüksek olduğu görüldü; tıpkı Yahudilerin “diğer Amerikalılardan daha fazla birbirine bağlı kaldığına” ya da İsrail’e ABD’den daha sadık olduklarına — eski antisemitik “çifte sadakat” suçlaması — inanmaya daha yatkın olmaları gibi. Ancak bundan daha önemli olan, aşırı antisemitizmi ve yerleşik anlatılara duyduğu güvensizlikle Hristiyan Siyonizmi gibi eski sağ siyaset temellerini yok eden ve onların yerine yabancı elitlerden oluşan bir klikle kozmik bir savaş fikrini koyan QAnon gibi süperkomploların yaygınlığıdır. PRRI, 2024 tarihli bir ankette Amerikalıların yüzde 15 ile yüzde 20’si arasında bir bölümünün QAnon’un temel iddialarına inandığını buldu; bu oran Hristiyan Siyonistlerin oranına benzerdi. Ve her ikisinin seyrine bakarsak, QAnon’un Evanjelik dünyanın kilit harekete geçirici fikri olarak Hristiyan Siyonizmini geride bırakması oldukça mümkündür.
Birçok kişi aşırı sağın İsrail konusunda solcu pozisyonları yansıttığında yalnızca samimiyetsiz davrandığını varsaysa da, faşist hareketlerin görünüşte solcu fikirleri kendilerine mal etmesinin uzun bir tarihi vardır. İzolasyoncu aşırı sağ içindeki birçok kişi, yabancı savaşlara muhalefetlerinin — bunu insani değil, milliyetçi terimlerle çerçeveleseler de — daha büyük bir barış yaratacağına gerçekten inanır. Ve bu fikir, ulusal kimlik üzerine bir tür erdem yansıtmıştır: güçlü bir etnik ya da dinî milliyetçilik duygusunun savaşları başlatmak yerine aslında durdurduğu fikri. Bu mantık, İsrail’in 7 Ekim 2023 Hamas saldırılarının ardından Gazze’ye saldırısını başlatmasından bu yana daha da belirgin hale geldi.
O tarihten bu yana geçen neredeyse iki yılda İsrail, uzmanların ve Amnesty gibi sivil toplum kuruluşlarının soykırım olarak adlandırdığı süreçte 70 binden fazla Filistinliyi öldürdü. Bu son bölümle doruğa ulaşan onlarca yıllık artan devlet destekli şiddet, Batı Şeria yerleşimlerinde kök salmış aşırı sağcı İsrailli fundamentalist bir hareketin yükselişiyle birlikte gelişti. Liderleri arasında, merhum faşist Meir Kahane’nin öğrencisi Itamar Ben-Gvir ve yerleşimci avukat ve aktivist Bezalel Smotrich gibi figürler var. Her ikisi de Tanrı’nın Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki bütün toprakları, ayrıca bugünkü Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır’ın bazı kısımlarını Yahudilere verdiğine inanan dinî Siyonistler ve Ortodoks Yahudilerdir.
Hristiyan Siyonistler büyük ölçüde İsrail sağı ve yerleşimci hareketle aynı fikirde olsa da, onların iddiaları tarihsel ve teolojik tartışma konusudur. Buna rağmen hareket, Gazze’deki acımasız savaş ve Batı Şeria’daki Filistin köylerinde süren yerleşimci pogromları konusunda, Revizyonist Siyonist Likud Partisi’nin hâkim olduğu İsrail’in mevcut aşırı sağ hükümetine destek sağladı — bu adımlar hem İsrail için toprakları ilhak etmeyi hem de gelecekte bir Filistin devletinin mümkün olmasını kapatmayı hedefliyor.
Ancak saldırgan Filistin karşıtı ırkçılık İsrail’in Ortodoks aşırı sağının daimi bir özelliği olduğu kadar, belirli bir temel Hristiyan karşıtlığı da öyledir. Daha önce, kendileri yoğun biçimde dindar olmayan Benjamin Netanyahu gibi liderler, Christians United for Israel pastörü John Hagee ile etkinliklerde koordinasyon kurarak Hristiyan Siyonistlerle ortaklık yapmaktan ve onların parasını almaktan memnundu. Ancak özellikle Hilltop Youth gibi sokak düzeyi faşistleri ya da evlilik karşıtı Lehava grubu gibi bu yeni İsrailli sınıf, Hristiyanların da Kutsal Topraklar’dan çıkmasını istiyor.
Beytüllahim’den Lüterci bir pastör olan Munther Isaac, 9 Nisan 2024’te Carlson’a, “Kudüs’teki radikal Yahudi gruplar din adamlarımızın üzerine tükürüyor, kiliselerimizi yakmaya çalışıyor ve bize dışarı çıkmamızı söyleyen grafitiler yapıyor. Ve asla hesap vermiyorlar,” dedi. İsrail’de Hristiyanlara, özellikle de Amerikan Evanjeliklerinin anlatılarından silinen Filistinli Hristiyanlara yönelik acımasız ayrımcılığı anlattı; Evanjelikler ise dindaşlarını görmezden gelmekten ve onların öldürülmesine izin vermekten hoşnut görünüyordu.
Bu konuşmada Carlson, çocukların öldürülmesi, silahlı yerleşimci çetelerinin dinî baskısı ve vahşi saldırılardan dolayı hesap verilmemesi gibi meseleler üzerinde durdu. Ortodoks rahibe Agapia Stephanopoulos, 11 Ağustos tarihli bir bölümde Carlson’a, “Christians United for Israel ve Ted Cruz gibi insanlar Kutsal Toprakların Hristiyanlığı olmayan bir Hristiyanlığı izliyorlar. Bu sapkın bir inançtır,” dedi. “Hristiyan Siyonizmi bir sapkınlıktır. 381 yılında mahkûm edilmiştir. İsa’nın ilk gelişinin yeterli olmadığı konusunda ısrar ederek Mesih’i inkâr ediyorlar.”
Bu konuşmada Carlson, Siyonist iddiaya yönelik teolojik eleştirileri araştırdı; siyasi ideolojiye yönelik itirazlardan, Yahudi inançlarına ve onların Hristiyanlara hürmet göstermemesine ilişkin daha derin bir eleştiriye geçti. Carlson’ın formülasyonunda mesele yalnızca Hristiyanların İsrail suçlarını örtbas etmesi değildir; Hristiyanların, Yahudilerin cezasız biçimde hareket etmesine izin vererek kendi emperyal görevlerini görmezden gelmesidir. Kral Mesih’tir, onlar değil.
Bu Hristiyanlık biçimi, uluslararası güç sisteminde doğası gereği yanlış bir şeyler olduğunu gören muhafazakâr taban arasında daha önemli hale geldi. Carlson, American Israel Public Affairs Committee’yi (AIPAC) ağır biçimde eleştiriyor ve neden yabancı lobi olarak kaydolmadan faaliyet gösterdiğini sorguluyor. Sağdaki bu alanlara yayılan, ama doğal yuvasını Carlson’ın programında bulan fikir, büyük ölçüde Yahudi olan İsrail yanlısı gruplardan oluşan bir konfederasyonun Amerikan dış politikasını ele geçirdiği fikridir. En kötü haliyle İsrail lobisi tezi, gölgeli bir yabancı kliğin ABD hükümetini ele geçirdiği ve onu daha önceki soylu görevinden okült kötülüğe çevirdiği inancına, yani bir tür komploculuğa kendisini açabilir. Bunun en dramatik örneği, ABD’nin “Siyonist İşgal Hükümeti” haline geldiği, yani Yahudiler tarafından ve Yahudiler için kontrol edildiği iddiasıdır; bu iddia neo-Nazi çevrelerden çıkmıştır.
İsrail eleştirmeni sağ, bu iddia konusunda ne kadar açık olduğu bakımından ileri geri gidip gelir; Dan Bilzerian ve Lauren Witzke gibi figürler, bu İsrail karşıtı siyaseti teolojik ve komplocu antisemitizmin bir karışımıyla birleştirerek adlarını duyurmuştur. En çarpıcı örnek Candace Owens’tır; Owens, Turning Point USA’nın kadrosundaydı — merhum Charlie Kirk tarafından başlatılan örgüt — ve Daily Wire’da, yani Ben Shapiro’nun kurucularından olduğu yayın organında, büyük bir takipçi kitlesi geliştirdi. Owens, antisemitik komplo teorisyenlerinin en aşırıları arasına kaydı. Artık İsrail’in, 17. yüzyılda Sabbateanlar olarak bilinen ayrılıkçı gruptan doğmuş Yahudi satanik bir tarikat tarafından yönetildiğine inanıyor. Owens, marjinal komplo teorilerine tamamen saplanmış en tanınmış figürlerden biridir; ancak Carlson onu Ağustos 2025’te programına davet ettiğinde yeniden bir otorite figürü olarak tesis edildi.
Owens, kendisine inanmaya hazır Carlson’a, “Bize İsrail’den söz bile edemeyeceğimiz söyleniyor, yoksa etiketleneceksiniz, yok edileceksiniz,” dedi. Ama bu yalnızca konuşmaya giriş noktasıydı. Daha derin bir analize geçti ve Yahudi psikiyatrist Sigmund Freud’un fikirlerini Yahudi mistisizminden geliştirdiğini, bunun da büyük ölçüde Yahudi klikler tarafından çocuklara yönelik kitlesel cinsel saldırıya yol açtığını öne sürdü. Carlson’a açıkladığı üzere, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi kişiler, Kabbalah’ta — ezoterik, mistik bir Yahudi geleneği — ana hatları çizilen nedenlerle dünya hükümetlerini kontrol eden küresel bir pedofil kliğinin parçasıdır; Owens, Kabbalah’ın çocuklara cinsel saldırıyı savunduğuna inanıyor — temelsiz bir iddia. Daha önce, Frankistler olarak bilinen gizli bir Yahudi mezhebinin kötü teolojik gerekçelerle insan kurban etmeyi de içeren açık günahlar işlediğini ve şimdi İsrail devletinin kontrolünü elinde tutuyor olabileceğini öne sürmüştü.
Owens, İsrail’i yönetenler de dahil olmak üzere klik içindeki Yahudilerden söz ederek, “Her şey bir teolojidir. Bu insanlar bir teoloji tarafından yönlendiriliyor. Ateist değiller — daha karanlık bir şey tarafından çekiliyorlar,” dedi.
Carlson, tam bir ciddiyetle, “Çocuk tacizi, hiçbir gerekçesi olmayan tek suçtur. O halde bunun ruhani olması gerekir,” diye yanıt verdi. Bu, onların saf kötülükten oluşan küresel sistemimizi işlettiğinden emin oldukları küresel komplonun bunu okült nedenlerle yaptığına ve hangi etno-dinî grubun bu role uyduğunu bildiklerine dair başka bir söyleyiş biçimiydi.
İran savaşı samimi bir muhalefete ilham vermiş olsa da, bugün sağda Yahudiliği Maniheist bir ikiliğin karanlık tarafı olarak konumlandıran daha uğursuz bir dünya görüşü yaygındır. Hristiyan Siyonizmi iyi ya da kötü, Hristiyanları antisemitik komplo teorisyenlerini kökünden söküp atmaya motive eden güç olmuştur; ancak bu güvenlik bariyeri aşındıkça, bu tür komplo teorilerinin teolojiyle birleşmesi daha kolay hale gelir.
Kirk bir Hristiyan Siyonistti, ama Yahudiler hakkında kendi fikirleri vardı. Kirk, “radikal, açık sınır yanlısı, neoliberal, yarı-Marksist politikaların bir numaralı finansman mekanizmasının Yahudi bağışçılar” olduğunu iddia etti; kötü niyetli bir kliğin yerli doğumlu beyazları renkli insanlarla değiştirmeye çalıştığını öne süren antisemitik “büyük yer değiştirme teorisini” sık sık tekrarladı ve çoğu zaman parmağını Soros’un sözde entrikalarına doğrulttu. Kirk her şeyden çok, Yahudilerin bağlı olduğu o can sıkıcı çoğulculuk olmadan Hristiyan milliyetçi ilkeler üzerine kurulu bir ülke istiyordu.
Belki de Carlson ve Kirk arasındaki ayrımı kapatmaya yardımcı olan şey Yahudiler hakkındaki bazı ortak görüşlerdi; çünkü Kirk, medya figüründen birkaç ipucu almaya başladı. 2025’te Kirk, Carlson’ın İsrail etkisine karşı atıp tuttuğu, İsrail’in ABD’de psikolojik operasyonlar yürüttüğünü ve Jeffrey Epstein’ın bir Mossad varlığı olduğunu iddia ettiği kamusal bir söyleşiye ev sahipliği yaptı. Kirk’ün ölümünden sonra Carlson, Mossad’ın onu öldürmüş olabileceğini öne süren komplo teorilerini körükledi; Kirk’ün kendisine doğrudan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’dan hoşlanmadığını, Gazze’de olanlardan dehşete düştüğünü ve Netanyahu’nun ABD’ye İsrail’in savaşlarını yaptırma baskısına öfkeli olduğunu söylediğini belirtti. Ölümünden sonra birkaç sırdaşı, Kirk’ün “Tucker’ı iptal etmeyeceğimiz için” yıllık “2 milyon dolarlık” bağışı askıya alan bir “Yahudi bağışçıdan” şikâyet ettiğini doğruladı. Kirk, WhatsApp yazışmasında “Yahudi bağışçılar bütün stereotiplere uyuyor,” dedi ve davranışlarının “İsrail yanlısı davaya” desteğini koparabileceğini ekledi.
Kirk ne tür bir değişim yaşamış olursa olsun, ister Carlson’ın ya da Owens’ın teşvikiyle ister kendi başına, cinayetinden sonra bu spekülatif kalmaya devam ediyor. Ama ölümü aynı zamanda aşırı sağ koalisyonlarındaki en gürültülü İsrail yanlısı sadık isimlerden birinin artık kürsüde olmadığı ve Kirk’ün mirasını kim devralacaksa onun için alanın açıldığı anlamına geliyor. Şimdi Kirk’ün potansiyel yerine geçecek isimler olarak ortaya çıkan birçok figür arasında, hiçbiri Kirk’ü motive eden türden ateşli Hristiyan Siyonizmiyle gelmiyor ve Carlson zaten Kirk’ün programı için geçici bir doldurucu olarak hareket etti. Bu, Carlson’ın kamuoyuna açık biçimde “Hristiyan Siyonistlerden nefret ettiğini” söylediği ve inançları “sapkınlık” olduğu için öfkelendiği dönemde gerçekleşti; bu, Yahudileri Hristiyan Batı’nın ortakları olmaktan ziyade karşıtları olarak yeniden yerlerine koyan daha eski türden bir teolojik dürtüyü yansıtıyor.
Bunun ardından Carlson, Ekim 2025’te Fuentes’i programına davet ettiğinde manşetlere çıktı. Fuentes, Siyonizmin doğrudan Yahudi kimliği ve dininden çıktığını, Amerika’nın Yahudi devletine devam eden desteğinin Yahudilerin sahip olduğu muazzam güçten ve Washington’daki Yahudi siyasetçi ve lobicilerin yüksek sayısından kaynaklandığını açıkladı. Bu büyük ölçüde itiraz edilmeden kaldı; tıpkı Fuentes birkaç ay önce Owens’ın programına çıktığında olduğu gibi. Geçmiş yıllarda, bu tür yorumlara yapılan en kısa girişim bile şok ve alayla karşılanırdı; Fuentes’in kendisi de on yıldan kısa bir süre önce bunun başına geldiğini söyledi. Bugün Fuentes, genç muhafazakâr erkeklerden oluşan en büyük kitlelerden birine sahip; bu taban muhtemelen Carlson, Owens ve sonunda mevcut GOP düzeninin yerini alacak siyasi aktörler sınıfının tabanıyla kesişiyor.
Cumhuriyetçi Parti şimdi Trump’ın siyasi sahneye çıkmasından bu yana görülmemiş biçimlerde parçalanmış durumda. Heritage Foundation başkanı Kevin Roberts, Carlson’ı savunan bir video yayımladıktan sonra, muhafazakâr düşünce kuruluşunun Antisemitizm Görev Gücü koparak bağımsızlaştı ve partideki İsrail yanlısı seslerin daralan ittifakını toparlamaya çalışmak için bir konferans düzenledi. Shapiro, Carlson’ı istenmeyen kişi ilan etti; onu “başkalarının kötülükleri için ideolojik aklayıcı gibi davranan” “bir korkak” diye niteledi. Bari Weiss gibi figürler ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson gibi daha geleneksel Cumhuriyetçi figürler ise Shapiro’nun arkasında hizalandı.
Sert çizgili Hristiyanlar arasında Siyonizmin bu terk edilişine ilham veren milliyetçi siyasetin büyük kısmına zemin hazırlayan Yoram Hazony, kamuoyu önünde şaşkınlığını dile getirdi: Sağda bu kadar çok antisemitizm olduğunu kim biliyordu? Hazony, çok tartışılan bir podcast bölümünde New York Times yazarı Ross Douthat’a, “Altı ay önce hiç kimse, sağdaki antisemitizmin Amerikan siyasi liderlerinin düşünmesi gereken ilk üç ya da dört şeyden biri olacağını düşünmüyordu,” dedi.
Hazony’nin şaşkınlığı daha geniş İsrail yanlısı sağı yansıtıyor; onlar Hristiyan Siyonizminin örtük antisemitik ikameciliğini gördü, “büyük yer değiştirme teorisi”nin ve QAnon komplo teorilerinin aşırılığına tanık oldu, destekçilerin “Kral Mesih’tir” sloganları attığını izledi ve “burada görülecek bir şey yok” diye düşündü. Onlar için antisemitizm kelimesi, İsrail’e yardımı sorgulamanın yerine kullanılan bir vekildir; bu yüzden bir zamanlar İsrail savaş makinesine yönelik şiddetli İslamofobik desteği motive eden aynı alttaki aşırı sağ teolojilerin ve siyasetin, aynı kolaylıkla hem yurtiçinde hem yurtdışında Yahudilere karşı döndürülebileceği gerçeğini sindirecek entelektüel araçlara sahip değiller.
Yine de sağ içindeki bölünme yerleşirken, Siyonist taraftaki liderlik büyük ölçüde Republican Jewish Coalition ve Yahudi politikacılar ile yorumcular tarafından sağlanıyor. Geçmiş yıllarda Yahudi sesler Evanjelik muadillerinin gölgesindeydi; ama giderek daha fazla yalnız başına ve bağlı sadıkların küçülen bir çevresiyle ayakta duruyorlar.
Carlson, Huckabee ile konuşmak için Kudüs’e vardığında, izleyicisi onun Cumhuriyetçi Parti’nin eski muhafızlarını oluşturan giderek daha düşmanca Siyonistlerle savaşa girmesini izlemeye hazırlanmıştı. Amerikan medyası İsrail’i Gazze’deki savaş suçlarından sorumlu tutmak için pek az şey yaptığı için, bazıları Tucker’ın sorgulamasını yüceltti ve neden daha fazla muhabirin bunu yapmadığını sordu. Ancak Hristiyan Siyonizmi ve ABD’nin İsrail’in suçlarına desteği hakkındaki soruları tamamen geçerli olsa da, performansının tamamı bundan ibaret değildi. İsrail eleştirisi, gölgeli aktörler, küreselciler ve göçmenler, çöküş ve binyılcılıkla dolu daha geniş bir dünya görüşüne açılan kapı işlevi gördü.
Carlson’ın Huckabee ile tartışması bomba etkisi yarattı, ancak Huckabee dikkatini İran’a çevirdiğinde hızla arka plana itildi. Dışişleri Bakanı Marco Rubio yönetimin “bir İsrail eylemi olacağını bildiğini” ve bu nedenle ABD’nin Amerikan askerlerini savunmak için saldırılara katılmak zorunda kaldığını kabul ettiğinde, Trump askerî eylem emrini kimin verdiğini gizleme gereği duymadı.
Carlson Cumhuriyetçiler arasında bir bölünme nedeni haline gelmiş olsa da, partinin liderleri geleceğinin nerede yattığını açıkça görüyor. Heritage Foundation’dan Roberts videoda, “Hristiyanlar İsrail devletini antisemitik olmadan eleştirebilir,” dedi. Roberts, sosyal medyada yayımlanan videoda, “[B]ir Hristiyan ve bir Amerikalı olarak sadakatim önce Mesih’e ve her zaman Amerika’yadır. İsrail ve diğer müttefiklerle iş birliği yapmak ABD’nin çıkarına olduğunda bunu yapmalıyız,” dedi. “Ama olmadığında, küreselci sınıftan baskı ne kadar yüksek sesle gelirse gelsin, muhafazakârlar herhangi bir yabancı hükümeti refleks olarak destekleme yükümlülüğü hissetmemelidir.”
Bu çerçeve, onlarca yıl boyunca refleksif, sorgulanmamış bir Siyonizmi sürdüren Heritage için tamamen yenidir. Roberts videosu, muhafazakârların Fuentes’i “iptal etmemesi”, bunun yerine “solun iğrenç fikirlerine” meydan okumaya odaklanması gerektiğini savunarak sona erdi. Roberts, Başkan Yardımcısı JD Vance ve diğer önde gelen Cumhuriyetçilerle birlikte, America First’ün America First anlamına geldiğini doğruladı: İsrail, yeni Cumhuriyetçi Parti’yle ayrıcalıklı bir ortaklığa sahip olmayacak.
Daha büyük soru, bundan sonra sağ siyasette Hristiyanlığın hangi rolü oynayacağı ve bunun kimin Hristiyanlığı olacağıdır. Eşcinsel evlilik konusundaki görüş değişiminin etkileri kilise içinde hâlâ yankılanıyor, cemaatleri bölüyor; Roe v. Wade’in kaldırılması, trans sağlık hizmetlerine saldırı ve Trump’ın otoriterliği de aynı ölçüde bölücü olma potansiyeline sahip. Sürekli canlanan Hristiyanlık biçimleri siyasetteki gelenekselci dönüşle bağlantılıdır. Onların şekillendirdiği dünyada, Hristiyan ve Yahudi Siyonistler arasındaki ortak ilişki, nihayetinde daha uzun tarihsel bir antagonizma içinde kısa ömürlü bir sapma olarak görülebilir. Eğer durum buysa, siyaset de bu değişimi teoloji kadar hissedecektir.


HABERE YORUM KAT