1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Diyarbakır’da “Vahiyle Yürümek” Semineri Gerçekleştirildi
Diyarbakır’da “Vahiyle Yürümek” Semineri Gerçekleştirildi

Diyarbakır’da “Vahiyle Yürümek” Semineri Gerçekleştirildi

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi’nin aylık programlar dizisinin ikincisi yeni dernek binasında gerçekleştirildi.

24 Kasım 2019 Pazar 15:15A+A-

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi’nin her ay periyodik olarak düzenlendiği programların ikincisi Ramazan Kayan’ın “Vahiyle Yürümek” semineriyle devam etti.

Özgür-Der Ergani Temsilcisi Halim Eyüpoğlu’nun okuduğu Kur’an-ı Kerim’le başlanan program, Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Aslan’ın konuşmacı hakkında verdiği kısa bir biyografinin ardından programa geçildi.

Konuyu Hac 74, Ali İmran 102, Hac 78, Bakara 121 ve Hadid 27 temeli üzerinde değerlendiren Ramazan Kayan, vahyi, yürüyüşü ve sorumluluk bilincimizi yitirdiğimizden yakındı ve çözüm olarak bu ayetlerde altı çizilen vurguları hakkiyle uygulamaktan geçtiğini söyledi.

“OTURAN BİR ÜMMET YÜRÜYEN BİR PEYGAMBERİ ANLAYAMAZ”

İslamın yerinde duran, iki günü aynı olan değil, sürekli hareket halinde olan bir insan, bir ümmeti ön gördüğünü vurgulayarak konuşmasına başlayan Kayan, “Allah Resulü vahiy kendisine nazil olduktan sonra, aynı hızla toplumun içine iniyor. Önce sevgili eşi Hz. Hatice Annemizden başlayarak; vahiy indikten sonra Hira’dan iniyor, bir daha da Hira’ya çıkmıyor. Kapı kapı Mekke’deki tüm yürekleri yokluyor. Vahiy Allah Resulüne geldi, Allah Resulü de Mekke toplumuna indi. Kendine inen vahiy onu da harekete geçirdi. Toplumun içerisinde neslin ıslahı, arzın imarı için sorumluluk aldı. Risaletin ilk gününde bunu görüyoruz. Risaletin son günü Efendimiz ruhunu teslim etmek üzere son vasiyeti de şu: Usame’yi çağırıyor huzuruna, ‘karargâha 30 bin kişilik ordunun başına geç, Bizans üzerine sefer var’ diyor. Yürüyeceksiniz yani. Allah Resulü hasta yatakta Usame biraz ağırdan alıyor tabi. Resulün durumu netleşinceye kadar, sonra sefere çıkarım diye düşünüyor. Ama Allah Resulünün net direktifi ‘Allah’ın bereketiyle kuşluk vakti orduyu harekete geçir’ diyor. Usame karargâha geçiyor. Tam harekete geçecekler, Annesi Ümmi Eymen’in habercisi ulaşıyor, ‘Allah Resulü ruhunu teslim etti.’ İlk gün yürüyüş, son gün yürüyüş; 23 yıllık süreç hep o eylemlilik, sefer ve yürüyüş bilinciyle tamamlandı. Aralıksız, kesintisiz. 23 yıllık süre içerisinde inzar olunan Kur’an sürekli hareketi, aksiyonu, eylemi, seferi önerdi. Bundan dolayı hep şunu söylüyorum: Oturan bir ümmet, yürüyen bir peygamberi anlayamaz. Ancak yürüyen bir ümmet yürüyen bir peygamberi doğru anlayabilir, tabi olabilir ve ümmet olabilir.”  

TEVHİT, TAKVA, CİHAT VE TİLAVET

Kayan, hakkıyla tevhit, hakkıyla takva, hakkıyla cihat ve hakkıyla tilavet sonucunu çıkardığı 5 ayeti şu şekilde detaylandırdı:

1- ‘Onlar Allah’ı gereği gibi tanımadılar.’ Peygamberler ateist toplumlara değil, Allah inancını taşıyıp da şirke bulaşan toplumlara gönderilmişlerdir. Doğrudan Allah’ı inkar eden toplum çok azdır. Ama Allah’ı hakkıyla takdir edemeyen toplumlar oldukça çoktur. Peygamberlerin gönderilmelerinin birinci nedeni insanların Allah’ı hakkıyla tanımalarıdır. Buna tevhit diyoruz. Küfürden, şirkten, nifaktan arındırılmış net bir Allah inancı. Önce Allah ile sorunları çözeceğiz, öylece yola çıkacağız. Allah kitabında kendisini nasıl tanımlamışsa, öyle tanıyacağız.

2- ‘Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun…’ Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hareket ediniz. Takvanın hakkını veriniz. Allah’a karşı dürüst olunuz. İslamı pür dikkat yaşayınız. Hayatın her alanında sorumluluk bilinciyle hareket ediniz.

3- ‘Allah yolunda, gerektiği gibi cihad edin.’ Birilerinin cihat adına yaptıkları cinayetlerden dolayı cihattan vazgeçemeyiz, ya da cihadın üstünü örtemeyiz. Cihadın hakkını vereceğiz. Cihat nedir? Allah yolundaki her uğraş, çarpınış hepsi cihat kapsamındadır. Kital da onun bir parçasıdır. Cihat kavramını terörle eşdeğer bir noktaya çektiler. Bu tuzağa düşmeyeceğiz. Türkiye şartlarında Mekke dönemindeki cihaden kebıra-Kur’an ile cihad edeceğiz.

4-‘ Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar.’ Tilavet sıradan bir okuma değildir, okuyup geçmek değildir. Hayat kitabı olan bu kitabı hayata taşımamız lazım. Bize iniyorcasına Kur’an’a yaklaşmamız lazım. Dilimize indi, yüreğimize indi, şimdi de yürürlüğe girmesi lazım. Kur’an-ın muhafizi olmak lazım. Kur’an-ın hakkını vermek, onun muhafızı olmak ve onu gereği gibi anlamak ve yaşamak lazım.

5- ‘Sonra onların izinden peygamberlerimizi peş peşe gönderdik. Arkalarından Meryem oğlu Îsâ’yı da gönderdik, ona İncil’i verdik, ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Kendilerinin icat ettikleri ruhbanlığa gelince, biz onlara bunu emretmemiştik; sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapmışlardı, ama buna hakkıyla riayet etmediler. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik, ama çokları yoldan çıkmışlardır.’ Son kelimemiz hakkıyla riayet etmek. Büyük ideallerle çıktık yola. Büyük sözler ettik. Allah lütfünden bize ikramda bulundu. Güç verdi, imkânlar bahşetti. Bütün bu mekânların, imkânların hakkını kim verecek? Şu kitabın hakkını kim verecek? Kalemin hakkını kim verecek? Allahın üzerimizdeki hakkını kim verecek? Mazlumların hakkını kim verecek?

diyarbakir-20191125--1.jpg

,diyarbakir-20191125--2.jpg

diyarbakir-20191125--3.jpg

diyarbakir-20191125--4.jpg

diyarbakir-20191125--5.jpg

HABERE YORUM KAT

2 Yorum