
Dedi ki: "Ey Musa, Sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp-çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"
“Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp-çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun? Biz de mutlaka sana, senin sihirin gibi bir sihir getireceğiz. Şimdi sen, bizimle senin aranda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et."

“Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp-çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun? Biz de mutlaka sana, senin sihirin gibi bir sihir getireceğiz. Şimdi sen, bizimle senin aranda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et. Ondan ne biz cayalım, ne de sen. Buluşacağımız yer münasip bir yer olsun." ( Taha: 57-58)
Görülüyor ki, Firavun, Hz. Musa karşısında pesetti, tartışmayı sürdüremedi. Çünkü Hz. Musâ’nın öne sürdüğü deliller son derece açık ve güçlü idi. Sebebine gelince bu delilleri, yüce Allah’ın evrendeki ayetleri ve Hz. Musa eli ile gösterilen özel mucizeler oluşturuyordu. Firavun tartışmayı sürdüremeyince Hz. Musa’yı büyücülükle suçlama şarlatanlığına başvurdu. Ona göre Asâ nın yerde sürünen bir yılana dönüşmesi ve koltuk altına daldırılan sapasağlam bir elin ak parıltı saçarak dışarı çıkarılması birer “büyü”den başka bir şey değildi.
Hz. Musâ’nın mucizeleri bir sihir ve aldatmaca değildirler. Onlar yüce Allah’ın yoktan varedici sanatının eserleridir. Bu güçlü sanat, nesnelerin yapısını gerçekten değiştirir. Bu değiştirme kimi zaman geçici, kimi zaman da kalıcı olur. Şimdi okuduğumuz ayetleri inceleyelim:
“Biz de seninki gibi bir büyük ile karşına çıkacağız.”
İşte zorbaların, diktatörlerin geleneksel mantığı budur. Onlara göre inanç sahiplerinin mücadelelerinin arkasında mutlaka dünyaya ilişkin bir amaç yatar. Onların savundukları dava, iktidar ve koltuk ihtirasını gizleyen bir maskeden başka bir şey değildir. Sonra onlar dava adamlarında bazı kozlar, bazı haklılık kanıtları görürler. Bu kanıtlar, kimi zaman Hz. Musa’nın mucizeleri gibi, olağanüstü uygulamalar olur. Kimi zaman da olağanüstü bir nitelik taşımamakla birlikte insanların kalplerini yavaş yavaş etkileyen önlemler olur. O zaman diktatörler hemen bu önlemlere görünüşte onlara denk düşen, benzer önlemlerle karşılık verirler. Fakat onlar bilmezler ki, inanç sistemlerinin “iman” kaynaklı birikimleri ve yüce Allah’ın yardımı biçiminde cephaneleri vardır.
İşte bu amaçla Firavun, Hz. Musa’dan kendi büyücüleri ile karşılaşacağı bir “randevu” belirlemesini istedi. Meydan okuma edası ile karşılaşma zamanının seçimini karşı tarafa bıraktı; “Seninle buluşacağımız bir zaman belirle” dedi. Meydan okuma edasını pekiştirmek amacı ile kararlaştırılacak randevudan tarafların caymamasını ısrarla vurguladı; “Bu randevudan sen de biz de caymayalım” dedi. Ayrıca karşılaşma yerinin seyircinin izlemesine elverişli, geniş bir düzlük olmasını önerdi; “Buluşma yerimiz açık bir düzlük olsun” dedi. Böylece meydan okumasının dozunu daha da arttırdı.
FİZİLALİL KUR’AN
Râzî’nin bu ayetlere dair analizlerini şu başlıklar altında toplayabiliriz:
1. Firavun’un "Vatan" ve "Milliyetçilik" Propagandası
Râzî, 57. ayette Firavun’un Hz. Musa’ya karşı kullandığı üslubun son derece kurnazca bir siyaset içerdiğini belirtir:
Firavun, Hz. Musa’nın gösterdiği apaçık mucizeleri (Asa ve Yed-i Beyza) halkın gözünde değersizleştirmek için onlara "sihir" ya da "göz boyama" demiştir. Râzî’ye göre bu, hakikati örtbas etme çabasının ilk adımıdır.
Firavun, meselenin sadece bir din davası olmadığını, Hz. Musa’nın asıl amacının Kıptîleri topraklarından sürüp çıkarmak ve mülkü ele geçirmek olduğunu iddia etmiştir. Râzî, Firavun'un burada halkın vatan sevgisini ve mülkiyet korkusunu istismar ettiğini vurgular.
2. "Benzeri Bir Sihirle Karşılık Verme" Mantığı
ayette Firavun’un Hz. Musa’ya meydan okuması hakkında Râzî şu detaylara dikkat çeker:
Firavun, "Biz de sana benzerini getireceğiz" diyerek, Hz. Musa’nın üstünlüğünü kabul etmediğini ve devletin imkanlarıyla en büyük sihirbazları toplayabileceğini göstermek istemiştir.
Firavun'un amacı, Hz. Musa'nın mucizesinin ilahi bir kaynaktan değil, öğrenilebilir bir beşer sanatı (sihir) olduğunu ispatlayarak mucizenin delil olma niteliğini sarsmaktır.
3. "Mekânen Süvâ" (Uygun/Düz Bir Yer) Kavramı
Ayetin sonunda geçen "Mekânen süvâ" ifadesi üzerine Râzî dilbilimsel ve tefsirsel aşağıdaki yorumu sunar:
Râzî’ye göre bu ifade, her iki tarafın (Musa ve Firavun’un taraftarları) ulaşımında eşitlik olan, kimseye uzaklık veya zorluk bakımından haksızlık edilmeyecek merkezi bir yer anlamına gelir. Bu, herkesin olup biteni net bir şekilde görebileceği, tümsek veya çukurun olmadığı "düz ve açık bir alan" demektir. Râzî, bu detayın şeffaf bir yüzleşme arzusu (veya halkın tam katılımını sağlama hilesi) için önemli olduğunu belirtir.
Râzî'nin Genel Değerlendirmesi
Fahreddin er-Râzî, bu ayetleri tefsir ederken Firavun’un Hz. Musa karşısında düştüğü çelişkiye parmak basar: Bir yandan Hz. Musa’yı sihirbazlıkla suçlamakta, diğer yandan ise ona karşı sihirbazlardan yardım bekleyerek aslında korkusunu ve acizliğini ele vermektedir. Râzî'ye göre bu, batılın hakkı kendi silahıyla (akıl oyunları ve algı yönetimi) durdurmaya çalışmasının klasik bir örneğidir.
TEFSİRİ KEBİR




HABERE YORUM KAT