
Dedemin ikinci Nekbe'si
1948'de dedem sadece bir çanta dolusu giysi ile kaçtı. Geçen yıl tekrar kaçtı — felçli, tekerlekli sandalyede ve ailesi tarafından taşınarak.
Yousef Alnono’nun WANN’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Dedemin Yafa'daki evi hakkında sorularla onu sıkıştırmak için doğru anı beklediğim zamanları hatırlıyorum. Vatanımız işgalciler ve davetsiz misafirler tarafından ele geçirilmeden önceki, Nekbe öncesi Filistin'i hep merak etmişimdir.
Yusuf Alnono, dedem, 1942'de Yafa'da doğdu. Yaklaşık 40 yıl sonra, İsrail'in işgal ettiği topraklarda inşaat işçisi olarak çalışırken, bir binanın beşinci katından düştü. Kaza sonucu felç kaldı ve ayakta duramaz, yürüyemez ve ailesini geçindiremez hale geldi.
“Dede, sana şu anda Yafa'ya gideceğimizi söylesem, evinizi hatırlar mısın?”
O da şöyle cevap verdi: “Oradaki çocukluk evimi unutabileceğimi mi sanıyorsun?”
“Bana biraz Yafa'dan bahset, dede.”
Bunu sormaya korkuyordum çünkü babam Alaa Alnono, dedemin en büyük oğlu, bana dedemi üzmemem için hep uyarıyordu. Dedem bana baktı ve derin bir nefes aldı.
“Evimiz Yafa'nın Ajami semtindeydi,” dedi. "Burası Yafa'nın en güzel semtlerinden biriydi, dar sokakları ve sahile uzanan sıkışık evleri vardı. Evimiz iki katlıydı ve güzel beyaz kireçtaşından yapılmıştı. Evin arkasında, arka bahçemiz sahile bakıyordu. Arkada muhteşem bir portakal ağacı vardı. Mahalledeki tüm çocuklar ağacın altında toplanıp oynar ve ağaca tırmanırlardı. Portakal kokusunun deniz meltemiyle karıştığı o tatlı anıları asla unutmayacağım."
“Merak etme, dede,” dedim ona, “Hemen gidip portakal alalım ve sahilde yiyelim.”
“Asla eskisi gibi olmayacak,” diye cevapladı.
Yafa'dan kaçış
Bir an durup merakla sordum, “Dede, neden Yafa'dan kaçtın?”
“Çetelerden oluşan yerleşimciler bölgedeki insanları katlederken ve koşan ayak seslerini duyabiliyorduk. İlk başta evlerimizi terk etmeyi istemedik, ancak silah sesleri, kurşunlar ve patlamalar yaklaştıkça güvenli bir yere kaçmamız gerektiğini düşündük. Naif bir şekilde, sadece kısa bir süreliğine gideceğimizi düşündük. Arka bahçedeki çamaşır ipinde serili olan giysilerimizi aldık ve paramızı tavuk kümesindeki küçük bir kutuya sakladık.”
Şaşkınlıkla ona sordum: “Sadece giysilerinizi mi? Neden böyle bir şey yaptınız?”
O da şöyle cevap verdi: "Sadece birkaç gün süreceğini düşünmüştük. Lydda'ya doğru iç kesimlere kaçtık. Yol çok zorluydu. Kilometrelerce yürüdük. Sokaklar evlerinden kaçan insanlarla doluydu. Artık dayanamıyorduk. Siyonist çeteler halkımızı katletmeye devam ediyordu. Yine Ramla'ya taşınmak zorunda kaldık. Hiçbir şeyimiz yoktu. Zar zor geçinebiliyorduk."
Dedemin ifadesi birden değişti. Kalbi kırılmış gibi görünüyordu, sanki ağlayacakmış gibi.
“Yafa'nın en önemli tüccarlarından bazılarıydık,” dedi. “Sonunda Gazze'ye vardığımızda, tükenmiştik ama yine de Yafa'ya dönmeyi umuyorduk.”
“1948’de işgal altındaki topraklara her gittiğimde,” diye devam etti, “Yafa’daki mahallemize geri dönüp evime uzaktan bakmaya çalışırdım. Bahçeme bakamıyor, onu doğrudan ziyaret edemiyordum bile. Evin yıkılmakta olduğunu ve birinin üzerine X işareti koyduğunu öğrendim. Çocukluğumun geçtiği ev, işgalciler tarafından araba yıkama garajına dönüştürülmüştü. Bunu öğrenince neredeyse çıldırıyordum ve ağlamaya başladım.”
Dedem için Yafa'yı terk etmekten daha acı verici bir şey olamaz diye düşünüyordum. Sonra Ekim 2023 hayatımıza girdi.
Tarih tekerrür ediyor
10 Ekim 2023'te, savaşın üçüncü gününde, arkadaşım Abdullah Nasrallah beni aradı ve Gazze'nin El-Rimal mahallesinin yoğun bombardıman altında olduğunu ve işgalcilerin tahliyeye hazırlandığını söyledi. El-Rimal, dedemlerin şu anda yaşadığı yerdi.
Kendi mahallemiz El-Nasır'da internet kesildiği için haberleri izleyemiyordum. Abdullah'a, onların sadece bizi korkutmaya çalıştıklarını ve hiçbir şey yapmayacaklarını söyledim. Ancak bu, savaşta verilen ilk tahliye emriydi.
Bunu babama söylediğimde, ikimiz birlikte dedemlerin mahallesine doğru yola çıktık. Kısa sürede El-Rimal'ın gerçekten bombardıman altında olduğunu ve tahliye edildiğini öğrendik. Yolda babam büyükannemi arayarak önemli belgeleri ve dedemin gerekli tıbbi malzemelerini toplaması için ricada bulundu.
Büyükannem Suhaila Alnono, beklenen tahliye haberiyle çok şaşırdı. Babam onu sakinleştirmeye çalıştı. “Neredeyse vardık,” dedi.
Dedem kazadan sonra tekerlekli sandalyeye mahkûm oldu. Dedemlerin evi ikinci kattaydı, bu yüzden evden çıkmak için iki kişi onu tekerlekli sandalyesiyle merdivenlerden aşağı taşımak zorundaydı. Küçükken babama ve amcam Muhammed'e, yani babamın kardeşine yardım etmeme izin verilmezdi. Şimdi, El-Rimal'e giderken babama söylediğim gibi, büyümüş ve güçlenmiştim. Yardım edebilirdim, dedemi taşıyabilirdim. Babam onaylayarak başını salladı ve acele etmemi söyledi.
Vardığımızda, dedemlerin ne kadar korktuğunu gördük. Büyükannem çantalarını toplarken, dedem yatağında yatıyordu, hareket edemiyor ve hiçbir şeyi kendi başına yapamıyordu.
Amcam birkaç dakika sonra geldi ve birlikte dedemi merdivenlerden aşağı taşıdık. Ben öndeydim, amcam arkadaydı. Kendi kendime, "Şu anda güçlü olmalıyım. Hata yapmaya zaman yok."
Başımızın üstünde uçakların ve insansız hava araçlarının sesini duyabiliyorduk. Mahalle, kendi seslerimizin yankısı dışında bomboştu.
Dedemi aşağıya indirdikten sonra, onu tekerlekli sandalyesinde hızla cadde boyunca ittim, büyükannem de arkamızdan geliyordu.
Babam bize El-Nasır mahallesindeki evimizin yolunu tarif ederken, o ve amcam, dedemin ve büyükannemin geri kalan eşyalarını almak için yukarı kata koştular. Korkmuştum. Sürekli arkama bakıp, acele etmelerini diliyordum. Zaman azalıyordu.
Uzakta bekledik. Sokakta başka kimse yoktu.
Birkaç dakika sonra babam ve amcam bize ulaştı. Ve bundan sadece birkaç dakika sonra, tüm mahalle uzaktan gelen kör edici bir ışıkla kaplandı. Sanki güneş doğmuş gibiydi. Sonra patlamalar tüm bölgeyi salladı ve her şey altüst oldu.
Dedem aniden, “Bu, Nekbe'yi ikinci kez yaşıyorum. İki kez hiçbir şeyim olmadan kaçıyorum” dedi.
Şok oldum. Onun sözlerinin yankısı bombardıman sesinden daha yüksek geliyordu.
Önce ve sonra: 10 Ekim 2023'te Yousef'in yatak odasının penceresinden görünen manzara ve beş ay sonra, Mart 2024'te El-Nasır'daki mahallesine döndüğünde görünen manzara. Fotoğraf: Yousef Alaa
Babam, El-Rimal bombalanmadan önce oradan ayrılan son kişiydi. Daha sonra büyükannem ona evlerinin saldırıdan zarar görüp görmediğini sordu. Babam ona tüm mahallenin yok yıkıldığını söylemek zorunda kaldı.
İkinci bir felaket
Saat 22:00 civarında nihayet Gazze'deki evimize vardığımızda yorgunluktan bitkin düşmüştük. Ulaşım imkânı yoktu. Yolculuk saatler sürmüştü. Ayakta zor duruyordum.
Biraz dinlenebileceğimizi düşünmüştük ama o gece bombardıman hiç bitmedi. Neredeyse hiç uyuyamadık. Havada barut kokusu vardı. Pencereden dışarı baktım. Bombardıman nedeniyle sis vardı.
Sabah, şok edici bir haber geldi: İşgal ordusu insanlara güneye kaçmalarını emretmişti. Aileler öldürülmekten kaçmak için çaresizce bölgeden kaçarken mahallemiz boşalmaya başladı.
Babamı odasında tek başına, radyodan haberleri dinlerken buldum. Onu ilk kez bu kadar endişeli görüyordum. Bölgemizin artık güvenli olmadığını söyledi. El-Nasır Mahallesi boşalmıştı. Her ihtimale karşı ayrılmamız gerekirse diye çantalarımızı toplamamı söyledi.
Bir hafta sonra, ateş altında kaçtık. Bu kadar hızlı gelişen olaylara inanamıyordum. Evimizden kaçarken, tek düşünebildiğim şey, dedemin 1948'deki deneyiminin yankılarıydı.
Annem, bunun sadece iki yıl içinde yaşadığımız 13 sürgünün ilki olduğunu hatırlatıyor. Ona saymayı bıraktığımı söyledim. Durum dayanılmaz hale geldi. Dünya ise sessizce izliyor.
Bu ikinci bir felaketti, ama ilkinden çok daha kötüydü. Büyükannem, dedem gibi, bu savaşın, bu ikinci, modern Nekbe'nin ilkinden çok daha kötü bir felaket olduğu konusunda hemfikir.
*Yousef Alnono, Gazze'den bir yazar ve öğrenci olup, şu anda Gazze İslam Üniversitesi'nde İngiliz dili ve edebiyatı bölümünde son sınıfta okumaktadır. Yazıları aracılığıyla, yaşamak istediği dünyayı yaratıyor. Zaman yolculuğuna inanmasa da, farklı dünyalara seyahat etmeye inanıyor; kendi dünyasına kaçmak için yazıyor ve başkalarının yarattığı dünyaları keşfetmek için okuyor. Onun için kelimeler, hafızayı korumak, silinmeye direnmek ve halkının sesini dış dünyayla paylaşmak için bir araç görevi görüyor.








HABERE YORUM KAT