
Çalınan Filistin topraklarını satan sinagogların önünde elbette protesto gösterileri düzenlenmelidir
New York’taki protestolar, Siyonizmin artık ABD’deki Yahudi kimliğine ve kurumlarına ne kadar derinlemesine yerleşmiş olduğunu ortaya koymaya yardımcı olmuştur.
Maura Finkelstein’in Mondoweiss ’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
İsrail Devleti ve Amerika Birleşik Devletleri, sayısız ve sansasyonel devlet şiddeti biçimlerine ortaklaşa girişirken, kimin nerede protesto etme hakkına sahip olduğu sorusu, dikkatleri başka yöne çekmek için kullanılmaya devam ediyor. Son tartışma, bir kez daha İsrailli arazi gaspı örgütü “My Home in Israel” (İsrail’deki Evim) tarafından düzenlenen “Büyük İsrail Emlak Etkinliği”ni konu alıyor. Her yıl düzenlenen bu etkinlik, ABD’nin dört bir yanındaki sinagoglar da dâhil olmak üzere Yahudi topluluk örgütleri tarafından destekleniyor ve ev sahipliği yapılıyor. Bu ay, 5 Mayıs’ta New York’un Upper East Side semtindeki Park East Sinagogu’nda ve 11 Mayıs’ta Brooklyn’deki Young Israel of Midwood’da düzenlenen etkinliklerde, şu anda İsrail Devleti tarafından yasadışı olarak işgal altında bulunan ve Gush Etzion yerleşim bloğu olarak bilinen Filistin köyü Beyt Iskâria ve çevresindeki emlak ilanları öne çıkarıldı. Bu etkinliğe tepki olarak Filistin Kurtuluş Meclisi (Pal-Awda), sinagogun önünde protestolar düzenledi ve yüzlerce kişi yasadışı arazi satışını kınamak için buraya geldi.
Daha önce de eski Başkan Joe Biden ve Kaliforniya Valisi Gavin Newsom gibi Siyonist siyasetçilerin protestocuları “antisemitik” olmakla suçlaması üzerine benzer protestolar gündeme gelmişti. Benzer şekilde, 6 Mayıs’ta New York Belediye Meclisi Başkanı Julie Menin, “Dün gece Park East Sinagogu’nun önünde duyulan nefret dolu söylemlerden derin bir rahatsızlık duyuyorum. İsrail’in yok edilmesi ve Hizbullah’ın yüceltilmesi yönündeki çağrılar korkunç ve sindirici nitelikte olup, antisemitizmin alevlerini sadece daha da körüklemektedir” açıklamasında bulundu. Menin'in açıklamasına paralel olarak, New York Valisi Kathy Hochul'un sözcüsü Jen Goodman şunları söyledi: “Protestocuların seslerini duyurma hakkı Anayasa’nın Birinci Maddesi’nde güvence altına alınmış olsa da, nefretle beslenen “antisemitik” söylemlerin New York’ta yeri yoktur ve Vali Hochul bunu kınamaya ve doğrudan karşı çıkmaya devam edecektir.” Aynı çizgide, Başsavcı Letitia James, “Antisemitizmin New York’ta yeri yoktur. New Yorkluların Anayasa’nın Birinci Maddesi’ndeki haklarını koruyacağız ve nefreti, tacizi ve şiddeti eşit ölçüde kınayacağız.” dedi. New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, başlangıçta “Bu yerleşim yerleri uluslararası hukuka göre yasadışıdır ve Filistinlilerin devam eden yerinden edilmesiyle derin bir bağlantısı vardır” diyerek etkinliği kınamış olsa da, kamuoyunun yoğun baskısı üzerine Basın Sekreteri Josh Raskin, “Park East Sinagogu’nun dışındaki bazı söylem ve davranışlar — terör örgütlerine destek gösterileri ve antisemitik eylemler dâhil — kabul edilemezdi” açıklamasını yaptı.
Bu protestolar gerçekten antisemitik mi?
Cevap açıkça “Hayır”dır. Aslında bu protestolar, “antisemitizm” iddialarının, Filistinlilerin topraklarından sürekli olarak sürülmesi de dâhil olmak üzere, İsrail’in Filistin’de işlediği soykırımdan dikkatleri başka yöne çekmek için bir bahane olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Gerçek şu ki, bu şiddete ortak olan her kurum hedef alınmalıdır; o mekân ister okul, ister sinagog, ister silah üreticisi olsun. Sinagogları münhasıran dini mekânlar olarak istisna tutmak, Siyonizm’e ve dolayısıyla soykırıma yaptıkları siyasi, mali ve ideolojik yatırımları silip süpürür. Sinagog protestolarının ahlak ve yasallığı üzerine yapılan tartışma, İsrail Devleti’nin sürdürdüğü soykırım, etnik temizlik ve emperyalist savaşların ortasında bir dikkat dağıtma çabasıdır.
Nisan 2026 itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde kayıtlı 3.826 sinagog bulunmaktadır. Bunlardan yalnızca dördü, anti-Siyonist bir siyasi duruşu kamuoyuna açıkça beyan etmeye istekli olmuştur: Chicago’daki Tzedek, Boston’daki V’ahavatah, Kuzey Carolina’daki Makom ve Bay Area’daki Beyt Tikkun. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 3.822 sinagogun Siyonist bir politikayı benimsediği, İsrail Devleti’ni desteklediği ve Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırıma aktif ya da pasif olarak suç ortağı olduğu anlamına gelir. Ve çalınan Filistin topraklarının satışı, Yahudi kurumları içinde gerçekleşen Siyonist uygulamaların sadece bir biçimidir.
Bu arazi satışları, bazı muhafazakar (ve genellikle Ortodoks) Yahudi sinagogları ile aktif yerleşimci politikaları ve soykırım ve etnik temizlik uygulamaları arasındaki açık bağları ortaya koyarken, bu açıkça aşırı sağcı kurumları ayırıp onları “marjinal” olarak etiketleyerek Yahudi kurumlarının %99’unun Siyonizmini göz ardı etmek bir hata olur. Örneğin, ben Washington DC'de büyüdüm ve ailem, “liberalizm” ve “ilerici siyaset” söylemlerini benimseyen bir reform sinagogu olan Temple Sinai’nin üyesiydi. Birçok liberal Siyonist kurum gibi, Temple Sinai de iki yüzlü bir tutum sergiliyor. Bir yandan Filistinlilerin insan hakları ve çok kültürlü bir arada yaşama konusunda açıklamalar yapıyor. Öte yandan ise Yahudi üstünlüğü ideolojisini benimsiyor ve misyonunda, programlarında ve finansman stratejilerinde İsrail Devleti’ni merkezine alıyor. Web sitelerinde “sosyal adalet” başlıklı bir sayfada şöyle açıklıyorlar: “İsrail Devleti’nin Yahudi halkının tarihi vatanı ve demokratik, çoğulcu bir devlet olduğuna inanıyor ve buna bağlıyız.” Yahudi İsraillilerin çoğunluğunun içsel soykırım arzularını ortaya koyduğu, dünyanın ilk canlı yayınlanan soykırımının üzerinden neredeyse üç yıl geçtikten sonra, İsrail Devleti’nin “demokratik, çoğulcu bir devlet” olduğunu veya olma potansiyeline sahip olduğunu öne sürmek, İsrail Devleti’nin ne olduğu ve her zaman ne olduğu gerçeğini kabul etmemek anlamına gelir.
Temple Sinai, Amerika Reform Siyonistleri Derneği’nin hem üyesi hem de bağışçısıdır. ARZA, web sitesinde, örgütün “İsrail Ulusal Kurumları – Dünya Siyonist Örgütü, Yahudi Ulusal Fonu ve İsrail Yahudi Ajansı – nezdinde Amerikan Reform Hareketi’ni temsil ettiğini” açıklamaktadır. Temple Sinai ve ARZA gibi kurumlar “liberal” Siyonist kurumlar olsa da, yani kendilerini “işgal karşıtı” olarak tanımlasalar ve Filistinlilerin “insan haklarına” inansalar da, yine de Siyonisttirler ve WZO, JNF ve JAI ile olan doğrudan destekleri ve ilişkileri, Filistin'in kolonileştirilmesine, teokratik bir etnik devlet olarak İsrail Devleti'nin kurulmasına ve Filistin'de etnik temizlik ve soykırım yoluyla toprak hırsızlığına verdikleri temel desteği ortaya koymaktadır. Filistinli zeytin bahçelerinin mezarları üzerine çam ormanları dikmek bu çalışmanın bir parçası olduğu gibi, yasadışı yerleşim yerlerinin Kuzey Amerikalı Yahudi yatırımcılara satışı da öyledir. Bu şekilde, Park East veya Young Israel gibi çalınan Filistin topraklarının satışını aktif olarak destekleyen aşırı sağcı kurumlar ile Temple Sinai gibi liberal Siyonist sinagoglar arasında çok az fark vardır. Bu kurumlara yönelik protestoları, onları birbirine bağlayan Siyonizm ışığında değerlendirmek, ABD merkezli sinagogların, inancın yerini Siyonizm'in, Tanrı'nın yerini ise İsrail'in aldığı siyasi ve ideolojik mekânlar olduğunu ortaya koymaktadır.
Sinagoglar, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Siyonist kurumlar ekosistemini oluşturan pek çok mekândan sadece biridir. Yirmi yılı aşkın bir süredir öğrenciler, akademisyenler ve diğer yükseköğretim çalışanları, ABD’deki yükseköğretim kurumlarından İsrail Devleti’nden yatırımlarını çekmelerini ve Maya Wind’in çalışmalarının da açıkça ortaya koyduğu gibi Filistin’i sömürgeleştirme projesinin merkezinde yer alan İsrailli üniversitelerle ilişkilerini kesmelerini talep etmektedir. Benzer şekilde, herhangi bir İsrail kurumuyla ortaklık yapmaya devam eden sinagoglar da aynı standartlara tabi tutulmalıdır. Siyonistlerin ABD’deki Yahudi sinagoglarını ele geçirmesi de stratejik bir endişe konusudur – bunlar, din kisvesi altında İsrail ideolojisi ve propagandasının yayıldığı mekânlardır. Tıpkı İsrail üniversitelerinin tarafsız öğrenim mekânları olmadığı gibi, ABD’deki sinagoglar da sadece tarafsız inanç mekânları değildir.
Örneğin, Temple Sinai, Siyonist yerleşimciler tarafından “Be’er Sheva” olarak yeniden adlandırılan, işgal altındaki Filistinli Bedevi şehri Bir el-Sabi’deki İsrail kurumlarıyla ortaklıklar kurmuştur:
Hem Ramot Shalom Cemaati hem de Negev’deki Ben Gurion Üniversitesi ile kurulan bu ortaklık, işgal altındaki Filistin’de İsrail’in emperyalist projesini ilerletmek için ABD’nin desteğini sağlamada merkezi bir rol oynamaktadır. Ve bu, ABD genelindeki binlerce sinagogun çoğunda tekrarlanan örneklerden sadece biridir.
Sonuç olarak, New York’taki protestolar, Siyonizmin artık ABD’deki Yahudi kimliğine ve kurumlarına ne kadar derinlemesine yerleşmiş olduğunu ortaya koymaya yardımcı olmuştur. İsrail'e ve Filistin'de gerçekleştirdiği soykırım ile etnik temizliğe yönelik ezici reddi göz önüne alındığında, ülkedeki sinagoglar da dâhil olmak üzere her Siyonist kurumun önünde protestoların olması mantıklıdır. Bunun yerine, gerçeği yüksek sesle söylemek ve Siyonizmi, İsrail Devleti'ni ve Gazze'de devam eden soykırımı destekleyen kurumları, Yahudi kurumlar da dâhil olmak üzere, kınamak, “antisemitizm” suçlamalarına yol açmakta, ayrıca potansiyel polis şiddeti, hapse atılma, ortadan kaybolma ve sınır dışı edilme risklerini de beraberinde getirmektedir. Yine de vicdan sahibi insanlar protesto etmeye devam edeceklerdir. Yahudi halkı ve Yahudi kurumları bu protestoların durmasını istiyorsa, bunu sağlamanın en kolay yolu, İsrail’in yerleşimci sömürgeci teokratik etnik devletini ve onun toprak hırsızlığı, soykırım ve saldırı savaşlarından oluşan emperyal projesini desteklemeyi bırakmaktır.
* Maura Finkelstein bir yazar ve antropologdur. 2019 yılında Duke University Press tarafından yayımlanan The Archive of Loss: Lively Ruination in Mill Land Mumbai kitabının yazarıdır. Son dönemdeki denemeleri The Markaz Review, Mondoweiss, Middle East Eye, Al Jazeera ve The New Arab’da yayımlanmıştır.



HABERE YORUM KAT