
“Biz senin rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder”
"Haydi ona gidin de deyin ki: -Biz senin rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder.”

"Haydi ona gidin de deyin ki: -Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun. Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azab, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir." (Taha: 47-48)
“Biz Rabb’inin sana gönderdiği elçileriz.”
Bu çarpıcı girişin amacı Firavun’a evrende kendisinin ve bütün insanların Rabbi olan bir ilahın varlığını duyurmaktır. Bu ilah o günlerin bazı yaygın putperest hurafelerinde ileri sürüldüğü gibi sadece Musa ile Harun’un, ya da sırf İsrailoğullarının ilahı değildir.
Arkasından Hz. Musa ile Hz. Harun’un misyonları, elçilik görevlerinin içeriği açıklanıyor. Okuyoruz:
“İsrailoğullarının bizimle birlikte Mısır’dan ayrılmalarına izin ver, onlara işkence etme.”
Onların Firavun nezdindeki elçilikleri bu misyonla sınırlı idi. Yani İsrailoğullarını kurtaracaklar, Allah’ın birliği inancına döndürecekler ve yüce Allah’ın kendilerine yurt olarak belirlediği “Kutsal topraklar”a göç etmelerini sağlayacaklardı.
Arkasından “Allah’ın elçileriyiz” derken doğru söylediklerine ilişkin kanıtlar gösteriyorlar. Okuyalım:
“Sana Rabb’inden doğru söylediğimizi kanıtlayacak mucizelerle geldik.”
Bu mucizeler sana Rabbimizin emri ile geldiğimizi, sınırlarını çizdiğimiz bu görevi bize verenin gerçekten yüce Allah olduğunu kanıtlar.
Arkasından Firavun’a özendirici, gönül alıcı bir söz söylüyorlar. Okuyoruz:
“Doğru yola girenler esenliğe ereceklerdir.”
Yani umutları odur ki, Firavun, doğru yola girsin de esenliğe erenler arasına katılmayı haketsin.
Bu özendirici cümleyi bir tehdit ve korkutma ifadesi izliyor.
“Bize gelen vahye göre Allah’ın ayetlerini yalanlayarak gerçeğe sırt çevirenler azaba çarpılacaklardır.”
İşte yüce Allah, Hz. Musa ile Harun’un kalplerine böylece güven aşılamış, onların yolunu çizmiş ve işlerini programlamıştır. Artık ne yapacaklarını bilerek, adımlarını nasıl atacaklarının bilincinde olarak, kendilerine güvenerek yola çıkabilirler.
Gerçekten de büyük bir cesaret isteyen bir göreve sevk ediyordu Rabbimiz onları. Yâni herkesin, her babayiğidin harcı değildi bu iş. Firavun çok güçlüydü, ama Allah Ondan daha güçlüydü. Firavunun askerleri, orduları vardı ama Musa ve Harun da Allah desteğini almışlardı.
FİZİLALİL KUR’AN
Zemahşerî bu ayeti şu nüanslarla açıklar:
Ayetteki "Biz senin Rabbinin elçileriyiz" ifadesi, Firavun'un ilahlık iddiasına doğrudan bir reddiyedir. Zemahşerî, buradaki hitabın hem kararlı hem de Allah'ın "ona yumuşak söz söyleyin" emrine uygun bir vakarla yapıldığını belirtir.
İsrailoğullarının Özgürlüğü: "Onlara azap etme" (ve lâ tu’azzibhum) kısmında Zemahşerî, Firavun’un İsrailoğullarını sadece köle olarak çalıştırmadığını, onlara ağır ve onur kırıcı işler yaptırdığını vurgular. Musa’nın talebi sadece bir inanç özgürlüğü değil, aynı zamanda bir insan hakları savunmasıdır.
"Selam hidayete tabi olanlaradır" cümlesini Zemahşerî, bir nezaket ifadesinden ziyade bir şartlı dua olarak görür. Selam ve esenliğin ancak doğru yolu seçenler için mümkün olduğunu, küfürde direnen Firavun için bu esenliğin söz konusu olmayacağını iğneleyici bir dille belirtir.
Zemahşerî, 48. ayeti şu başlıklarla ele alır:
Vahyin Kesinliği: "Bize vahyolundu" (ûhiye ileynâ) ifadesiyle, bu uyarının kişisel bir tehdit değil, Allah’tan gelen bir hüküm olduğu vurgulanır.
Azabın Münhasırlığı: Zemahşerî, Allah’ın adaletini ön plana çıkarır. Azabın sadece bu iki eylemi gerçekleştirenlere has kılınması, suçsuzun cezalandırılmayacağı ilkesine dayanır. Bu ifadeyi Firavun’a yönelik en sert ve nihai uyarı olarak niteler.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ




HABERE YORUM KAT