1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. LİBYA

  4. Batı’nın Libya’daki Darbecisi Libya Petrolüne El Koymak İstiyor
Batı’nın Libya’daki Darbecisi Libya Petrolüne El Koymak İstiyor

Batı’nın Libya’daki Darbecisi Libya Petrolüne El Koymak İstiyor

Halife Haftar, Mısır’da Sisi, Yemen’de Husi ve Türkiye’de FETÖ üzerinden kurgulanan planlara çok benzeyen bir planı hayata geçirmek için piyasaya sürülen bir ihanet örgütünün başıdır ve karanlık bir geçmişe sahiptir.

16 Eylül 2016 Cuma 10:07A+A-

Ahmet Varol / Yeni Akit

Libya’da oluşturulmuş uzlaşma hükûmetinin ortaklarından olan ABD işbirlikçisi, ihanetçi Halife Haftar anlayış, çizgi yönünden biraz farklı olsa da yöntem ve siyasetinde Türkiye’deki paralel devlet yapılanmasına çok benziyor. Fakat bugün Türkiye’deki paralel devlet yapılanması tasfiye edilirken ne yazık ki Libya’daki paralel devlet yapılanması bugünlerde bir limanın ardından diğerini ele geçiriyor. Üstelik bunlar Libya’ya hayat veren petrolün ihracında kullanılan stratejik limanlar.

Biz Haftar’dan ve onunla yapılan anlaşmanın Libya’ya barış ve istikrar getirmeyeceğinden daha önce muhtelif yazılarımızda söz etmiştik. Fakat bilvesile özellikle paralel devlet yapılanması özelliğine dikkat çekmek için geçmişinden özetle söz etmek istiyoruz. 

Halife Haftar, Mısır’da Sisi, Yemen’de Husi ve Türkiye’de FETÖ üzerinden kurgulanan planlara çok benzeyen bir planı hayata geçirmek için piyasaya sürülen bir ihanet örgütünün başıdır ve karanlık bir geçmişe sahiptir. Libya halkının dikta rejimine karşı gerçekleştirdiği devrim zaferini geri almak amacıyla çıkarılan fitne savaşının başkomutanı yapıldı. 

Sisi’nin yaptığı gibi yönetimi tepeden ele geçirmek için iki kez darbe girişiminde bulundu. Ama ikisinde de başarısız oldu. 

Darbe bir eve, ev halkının uykuda ya da gaflet halinde olduğu anı gözeterek arka kapısını veya camlarını kırarak evi basan sonra ev halkını tehdit ederek teslim olmaya ve kendilerine ait her şeyi teslim etmeye zorlayan eşkıyanın yaptığı gibidir. Türkiye’dekiler bunu üç kez denedi ve üçünde de başarısız oldular. Sonunda kendileri teslim olmak ve silahlarını teslim etmek zorunda kaldılar. 

Libya’dakiler iki kez denedi ve başarılı olamadılar. Sonra Libya’nın istikrara kavuşamamış olmasından da yararlanarak yöntemi değiştirdiler. Ülkenin Mısır sınırına yakın Tobruk şehrinde ikinci bir hükümet yani tam anlamıyla bir paralel hükümet kurdu, ardından başkent Trablus’u ele geçirmek için savaşa devam ettiler. 

Tabii savaşlarında küresel emperyalizmin, Avrupa, ABD ve BM’nin desteğinden de yararlandılar. Çünkü küresel emperyalizmin tüm unsurları Trablus’ta halkın oylarıyla oluşturulan hükümeti tanımazken, eşkıya başı Haftar’ın Tobruk’taki yasa dışı hükumetini tanıdı, Libya’nın temsilcisi olarak onu kabul ettiler. Sergiledikleri bu tutum aslında küresel emperyalizmin bütün unsurlarının ne derece sahtekâr ve iki yüzlü olduğunu ortaya koyması açısından son derece dikkat çekiciydi. 

Küresel güçler daha sonra Haftar liderliğindeki eşkıya çetesinin Trablus’taki evi arka kapıdan baskın düzenleyerek değil de ön kapıdan serbestçe girerek ele geçirmesini sağlamak için oyunlar çevirmeye başladılar. BM de bu amaçla Libya Özel Temsilcisi atadı. Bu temsilci, Trablus’taki hükûmetin yetkililerine kendilerini dünyanın tanımadığını ve fazla dayanamayacaklarını hatırlatarak onlardan zorluk çıkarmaksızın evlerini gönüllü teslim etmelerini istiyordu. BM bu yolla istediğini alamayınca Libya Özel Temsilcisi’ni değiştirdi ve o da yöntemi değiştirdi. Yeni temsilcisinin amacı evi komple teslim almak değil eşkıya çetesinin ön kapıdan girmesini ve eve ortak olmasını sağlamaktı. 

Arap ülkelerinin, özellikle Fas Krallığı’nın da devreye girmesi sonucu çevrilen oyunlarla bunu başardılar. Fas’ın Suheyrat şehrinde imzalanan anlaşma sonrasında çete lideri Trablus’a gelerek, anlaşmaya binaen oluşturulan uzlaşma hükûmetine ortak olmayı başardı. Adamlarının bazılarını da Meclis’e soktu. Buna rağmen kendisinin özel ordusu sayılan milis güçlerini dağıtmadı. Bu milis güçleri vasıtasıyla ülkede kendine özel bir hâkimiyet alanı oluşturmak için savaşı sürdürdü. Bu da tabii ki Suheyrat Anlaşması’nın ülkeye güven ve istikrar getirmesini engelledi. 

Şimdi de Libya’nın hayat suyu kabul edilen petrolüne el koymak amacıyla bir biri ardından, petrol ihracında kullanılan limanlarını ele geçiriyor. Bir sonraki aşamada rafinerileri ele geçirme hesabının olduğu tahmin ediliyor. Bunu başarabilmesi durumunda ise bir bakıma Libya’yı rehin almış olacak. O zaman Trablus’taki uzlaşma hükûmetini tamamen kendine mahkûm etmiş olacak. Ama bu konudaki oyunlarını ve sergilenen tavırları biraz ayrıntılı ele almamız gerekiyor. Onun için müteakip yazımızı mutlaka okumanızı öneriyorum. 

HABERE YORUM KAT