1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. ABD’nin müdahale siyasetinde tarihsel körlük
ABD’nin müdahale siyasetinde tarihsel körlük

ABD’nin müdahale siyasetinde tarihsel körlük

Yasin Aktay, ABD’nin İran politikasının tarihsel dersleri ve İran’ın toplumsal gerçekliğini görmeyen yanlış varsayımlara dayandığını ifade ediyor.

09 Mart 2026 Pazartesi 10:32A+A-

Yasin Aktay / Yeni Şafak

Tarih, ibret almayan ABD için tekerrür ediyor

ABD’nin İsrail’in peşine takılarak İran’a karşı başlattığı saldırıya yön veren beklenti ve varsayımları tarihten hiç ibret almayışının tipik bir örneği olarak görülebilir. Tarihinde, sonucu fiyaskolarla, başarısızlıklarla, sonuçta düştüğü bataktan arkasına bile bakmadan kaçıp gitme örnekleri var ABD’nin. Vietnam, Irak ve Afganistan yeterince öğretici olamamış belli ki. Her üçünde önce kendi kamuoyuna oynadığı tehlikeli meşrulaştırıcı manipülasyon oyunları arkasından uydurduğu bahanelerle yürüttüğü işgal ve saldırganlığın gerçeklere, sosyolojiye çarpması sonucu yaşanan büyük hezimetler.

Trump’ın ayırt edici hale gelmiş “barış” söylemlerinde savaşları başlatan değil bitiren olarak övündüğü halde ABD tarihine yeni bir travma yaşatacak bir yola girmesi, elbette basitçe onun tutarsızlığı veya söyledikleri ile yaptıkları arasındaki kaba uyumsuzlukla açıklanacak bir şey değil. Onu bu maceraya atılmaya zorlayan şartların olduğu çok açık. Epstein dosyaları, ABD içindeki savaş lobileri, İsrail lobileri bir gün önce söylediklerinin ertesi gün tam tersini yapmasını sağlayabiliyor Trump’ın ve yeni duruma da hızla ayak uydurabiliyor.

Söylemleri gerçeklikten son derece uzak, öngörüleri iki saat sonrasını görmekten aciz. Daha ilk birkaç saatte İran’ın dini liderini ve yanındaki bütün üst düzey komuta ve yönetim kadrosunu öldürmek suretiyle savaşı kazanarak bitirmiş olduğunu söylerken İran’ın askeri altyapısını yok etmiş ve rejim değişikliğini tetiklemiş olduğu fehmine hızla kapıldı. Ne rejimin arkasındaki sosyolojiden ne de İran’ın askeri kapasitesinden tam olarak haberdar olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Birkaç gün içinde kotarabileceğini sandığı savaşın her saat daha da fazla uzayacağın gerçeğiyle karşı karşıya kaldığı halde dün bir kara operasyonu yapmaktan sözetti ve rejimi koşulsuz teslim olmaya davet etti. Bu çağrıları yaptığı gün Evanjelik bir ayinle yeni bir kurtarıcı Mesih gibi kutsanmış, savaşa ve olağanüstü zaferlere iyice motive edilmiş bulunuyordu.

VENEZUELLA DENEYİ TRUMP’IN AKLINI BAŞINDAN ALMIŞ

İran içinde bir kara operasyonunun ABD’ye neye mal olabileceğini görmek için tarihe biraz müracaat etse Vietnam, Irak ve Afganistan onun için taze ve ibret verici örnekler olarak çok şey söyler. Ama sanırım İran’ın kendine özgü sosyolojisine müracaat etse tarihe ilave olarak daha fazla şey söyler.

İran’a yapılan operasyona iştahlandıran bir ön tecrübe olarak Venezuella ABD’ye tarihi unutturup aklını başından almış olmalı. Halk desteğini büyük ölçüde yitirmiş Maduro’yu alıp yerine geçen yönetim kadrosunun üzerinde bu operasyonu bir tehdit olarak sallandırması nispeten büyük bir başarı sayılabilirdi. Ama bu başarının İran’da da aynı şekilde tekrarlanabileceğini düşünmek ABD için kendi kendine kurduğu bir tuzağa dönüşmüş oldu. Hameney ve üst düzey kadroyu tasfiye ettiğinde zaten yıllardır desteklediği muhalefet eliyle sonuca aynı hızda gidebileceğini varsaydı. İran’da Şiiliğin nasıl bir güç olduğunu ve bir dış saldırı anında muhalefetin çok önemli bir kısmının bile nasıl bir şeye dönüşebileceğini göremedi. İran’da rejim halkın önemli bir kesimiyle ne kadar kopmuş olursa olsun, muhaliflerin bile önemli bir kısmı (elbette hepsi değil) semalarında düşman tayyareleri gördüğünde muhalefetlerini hala askıya alma ve kendi devletleriyle beraber durma davranışını sergilemeye daha yatkınlar.

 

ABD’Yİ AYARTAN YANLIŞ VARSAYIMLAR

Hameney’in öldürülmesiyle başsız kalan İran’da yönetimin felç olacağı ve savaş kabiliyetini hemen yitireceği varsayımı başlıbaşına büyük bir öngörüsüzlük. İran’da Velayet-i Fakih kurumu yukarıdan aşağıya çok disiplinli ve sadece devrimle sınırlı olmayan köklü bir kurumsal tarihe sahip. 87 yaşına gelmiş Hameney’in tecrübeli olması dolayısıyla bir ağırlığı olduğu doğru olsa da onun ölümü sisteme tam da beklentinin aksine kendini bir yenileme fırsatı verebilir. Yaşlı ve tecrübeli dini rehber daha genç ve radikal unsurları belki de yatıştırıcı bir denge rolu oynuyor olabilirdi. Kendisi daha öngörülebilir ve uzlaşılabilir biri iken yerine şimdi kimin geldiği veya geleceği belli olmayan bir belirsiz-hayalet yönetimin gelme ihtimali de çok fazla.

Hameney’in ölümüyle yüzyıllara yayılan geleneğiyle İran Şiiliğinin başsız kalacağını düşünmek bu savaşa ayartan en saçma varsayım. ABD açısından daha önemli sorun şimdi başın kim olduğu ve ne yapacağına dair belirsizlik. Dahası şii taraftarları nezdinde mazlum ve “şehit” mertebesine yükselmiş rehbere dair matem ve intikam kültürünün İran halkını işgale karşı çok daha güçlü bir biçimde motive edeceği de kesin görünüyor. Bu durum İran içinde var olan muhalefete karşı bile çok büyük bir dezavantaj oluşturmuş olacaktır. Bu durumda ABD İran muhalefetine yardım mı etmiş oluyor, yoksa rejimin kendini konsolide etmesine radikal bir fırsat mı sağlamış oluyor.

Elbette bu cümleden yeni bir kademeli komplo ima ediyor değiliz. Aksine sosyolojinin artık en değerli kabullerinden birisi eylemlerin hedeflenen sonuçlarından ziyade beklenmeyen sonuçlarının çok daha belirleyici olduğudur. Toplumsal mühendislik bir şey hedefler, bizzat uygulanan projeler başka ve istenmeyen sonuçlar doğurur. Bu savaşta da hem ABD’nin hem de İsrail’in hedeflediklerinden bambaşka sonuçların çıkacağını öngörmek şimdiden zor değil.

Nitekim bugün savaş sadece İran ile sınırlı değil. İran füzeleri ve İHA’ları Körfez’de ABD üslerini ve altyapıyı hedef aldı, Bahreyn, Umman ve diğer ülkelerde saldırılar yaşandı, petrol ve liman tesisleri hedef haline geldi, Hürmüz Boğazı’nda enerji taşımacılığı ciddi biçimde aksadı. İsrail’in Lübnan’a ve İran’daki enerji altyapısına yönelik saldırıları da savaşın coğrafyasını genişletiyor.

ASIL TEHLİKE HENÜZ ORTAYA ÇIKMADI

Bugün üç kritik eşik oluşmuş durumda: Birincisi Hürmüz Boğazı krizi dolayısıyla küresel enerji ticaretinin kalbi risk altında. İkincisi ABD içinde bu savaşın öngörülemeyen sonuçları, kara savaşının gündeme gelmesi, önce Amerika sloganının bile kısa süre içinde İsrail öncelikleri içinde eritilmiş olması ve tabii ki Epstein dosyalarının gölgesinde bu kadar büyük “kahramanlık gösterileri” çok ciddi depremlere yol açabilir. Üçüncüsü, Irak, Lübnan ve Yemen’in savaşa daha derinden çekilmesiyle bölgesel ağların devreye girmesi gündeme geliyor.

Bu üç gelişme aynı anda gerçekleştiğinde Ortadoğu’da 1973’ten bu yana en büyük bölgesel savaşın ortaya çıkması işten bile değil. ABD ve İsrail’in amacı bölgesel dengeyi değiştirmekti ama ortaya çıkan tablo bu savaşın kendilerini daha fazla değiştireceği. Tabii ki İran da değişecek gibi görünüyor ama muhtemelen onların istediği gibi değil, çok daha farklı bir istikamette.

Tabi savaşın petrol ve gaz akışında yol açacağı kriz dolayısıyla ABD-Çin rekabetinin etkileneceği, Rusya petrolü üzerindeki kısıtlamaların kalkabileceği ve bütün bunların uluslararası dengelerde yeni durumlar oluşturacağını yok saymıyoruz. Bunların sonuçlarının bu hengame içinde planlanmış olup olmadığı da her zaman sorulacaktır.

Dahası artması mukadder petrol fiyatlarının ve diğer muhtemel senaryoların Türkiye üzerindeki muhtemel etkileri de bütün bu değerlendirmelerde en büyük tasamız olmalı.

HABERE YORUM KAT