HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Haksöz Dergisi Aralık Sayısı
01.12.2008 23:19
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
Haksöz Dergisi’nin 213. (Aralık 2008) sayısı çıktı. “Kışla Tipi Eğitim Anlayışı ile Mücadele İmanî Bir Sorumluluktur!” manşetiyle çıkan Haksöz’ün bu sayısında “Resmi Tören Dayatması ve Tavrımız” konulu bir soruşturmaya yer veriliyor.

"Kur'an'ın aydınlığına doğru" şiarıyla aylık yayınını sürdüren Haksöz Dergisi 213. sayısı okurlarıyla buluştu. Eğitim alanında süregelen ulusçu, militarist, laik dayatmacı anlayışın topyekûn terk edilmesi ve resmi ideolojik kalıpların esareti altında tutulan beyinlerin özgürleştirilmesi için eğitim sisteminin baştan aşağıya yenilenmesini talep eden Haksöz, Gündem yazısında şu vurguları öne çıkarıyor:

 

"Eğitim alanında her türlü inanç yasağı son bulmalı; bu çerçevede başörtüsü yasağı adlı ilkel, vahşi yasağa derhal son verilmelidir. Genç beyinlerin militarist bir tarzda yönlendirilmesinde araç olarak kullanılan ulusal marş, ant, tören ve benzeri ideolojik ritüeller terk edilmelidir. Eğitim binalarında, araçlarında ve müfredatında kişi putlaştırılmasına yönelik yaklaşımlar terk edilmeli; ideolojik kalıplar yerine düşünen, sorgulayan, eleştiren mantık öne çıkartılmalıdır. İsteyen vatandaşlara okullarda ana dillerinin öğretilmesi imkânı tanınmalı, Allah'ın ayetlerinden olan ana dillerin eğitim dili olarak kullanılmasına yönelik yasak kaldırılmalıdır. Okullarda askeri denetim ve vesayet aracı olarak işleyen ve kışla tipi eğitimin simgesi haline gelen Milli Güvenlik dersleri acilen kaldırılmalıdır."

 

Başbakan Erdoğan'ın son dönemlerdeki devletçi söylemleri üzerinden AK Parti'nin değiştiği iddialarını yorumlayan Rıdvan Kaya, Başbakan'ın ve Vecdi Gönül'ün çok tartışılan sözlerini irdeliyor ve eleştirilerdeki tutarsızlıklara işaret ediyor. İkiyüzlülük kültürünü analiz eden Kaya'nın, "Erdoğan ve AK Parti hiçbir zaman devletçi-milliyetçi zihniyetten kopmuş değil ki, şimdi geri dönüş yaşamış olsun! Belki tonlama farkı olabilir, hepsi o kadar!" vurgusu dikkat çekiyor.  

 

Dergide genişçe yer verilen "Resmi Tören Dayatması ve Tavrımız" soruşturması başta Özgür-Der olmak üzere çeşitli İslami kuruluşların "Resmi Törenleri Boykot Çağrısı"nı açan bir içerik de taşıyor. Resmi ideolojiye yönelik eleştirel değerlendirmelerin yer aldığı soruşturmada resmi törenler vasıtasıyla okullarda nasıl bir zihinsel-ideolojik dönüşüm ve yönlendirme hedeflendiği; çocuklar ve gençlerin ritüelleşmiş törenlerden nasıl etkilendiği; resmi tören dayatmasına yönelik ne tür karşı koyuş ve itirazların söz konusu olabileceği; bu dayatmanın bilhassa İslami kimlikli aileler açısından aile-çocuk ilişkilerinde ne tür sıkıntılara yol açtığı; resmi törenler vesilesiyle sergilenen görüntüler ve ortaya konan kimliğin İslami açıdan neye tekabül ettiği; resmi törenlere ilişkin tavır konusunun İslami mücadele bağlamında nereye oturtulabileceği ve gerek İslami kimliğimiz açısından gerekse açık bir insan hakkı ihlaline karşı geliştirilmesi gereken itirazların nasıl ortaya konulmasıyla ilgili sorulara cevap aranan soruşturmaya Ahmet Örs, Yusuf Tanrıverdi, Ümit Mert, Hülya Şekerci, Eta Bektaş, Bahadır Tok, Zehra Çomaklı Türkmen, Nurcan Büyük, Ahmet Kalkan, Serdar Bülent Yılmaz ve Mehmet Pamak katılmış.

 

Bir diğer yazısında Rıdvan Kaya, ABD Başkanı seçilen Obama'nın ABD'de neleri değiştirip değiştiremeyeceğini değerlendirirken; Heyet-i Ulema'dan Muhammed el-Faizî ile yapılan röportaj (çeviri) Irak direnişinin geleceğini ve ABD'nin Irak'tan çekilmesi konusunu masaya yatırıyor.

 

Kur'an kıssalarıyla ilgili yazılarına devam eden Cengiz Duman, bu ay İbrahimî bir gelenek olan "Kurban/Zebih" konusunu ele alırken; kurban edilenin Hz. İsmail mi yoksa Hz. İshak mı olduğunu çeşitli deliller eşliğinde tartışıyor. Kıssada verilmek istenen mesaja odaklanan Duman, kavmi-dini çekişmelerin kıssalar üzerindeki etkilerini irdeliyor. Abdulhakim Beyazyüz ise nefs tezkiyesi bağlamında ele aldığı tevhidi uyanış sürecindeki kazanımlarımızı Kur'an ekseninde yorumlayarak değerlendiriyor.

 

Zeki Savaş'ın yeni çıkan "Ortak Payda" kitabını etraflıca değerlendiren Hamza Türkmen, kitap üzerinden İslamcıların önceliklerini sorguluyor ve özgürlük isteminin ne derecede ortak payda olabileceğini tartışıyor. Yazı, İslami hareketlerin öncelikli hedefi ve Müslüman bilincinin yenilenmesine ilişkin tespitler de içeriyor. Asım Öz ise bu ay Tarık Ali'nin tarihi romanlarını masaya yatırıyor. Tarık Ali'nin kitapları üzerinden tarihsel roman türünün işlevlerine değinen Öz, Tarık Ali'nin düşünsel boyutunu da sorgulayıcı bir yaklaşımla ele alıyor.

 

Manisa'daki yemin töreninde başörtülü annelerin maruz kaldığı insanlık dışı uygulamaya ve bu tarz törenlere katılımın İslami kimliği zedeleyici boyutuna da yer verilen dergi sayfalarına, oğlu namaz kıldığı için nöbetle cezalandırılan ve bu sırada henüz 3 aylık (kısa dönem) asker iken çıkan çatışmada nöbetteyken hayatını kaybeden İsmail Uygun'un annesinin feryatları da taşınıyor.

 

Musevi bir babanın oğlu olan Ilan Hatsor'un "Maskeliler" adlı tiyatro oyununu değerlendiren Habil Sağlam'ın yazısı; Ali Değirmenci'nin son sayfada yer alan denemesi ve Bünyamin Doğruer'in Gazze kuşatmasını anlatan arka kapaktaki şiiri derginin kültür-sanat/edebiyat içeriğini oluşturuyor.

 

İrtibat: 0212 524 10 28

 

HAKSÖZ-HABER

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 26 Yorum
BÜŞRA YAZ
01 Ocak 2009 Perşembe 19:54
nereye gitmeli
açıkçası bu site hakkında geniş bilgiye sahip değilim sadece biz recai hocamzın adını yazdık arkadaşlarla ve bu site çıktı karşımıza.imamhatipliyiz mutluyuzda artık insanlar bizden umutlarını kesmeye başladılar.niyeki...olmamz gereken yerde değiliz,ama şu anki durumu çoktn hakettik.güvenli geldi burası bana samimiytinize dayanarak yazıyorum bunu.çok üzülüyorum mezun olup gidicez.artık imamhatipe herkez gidiyo bi değeri kalmadı diyenler var.ben yurt dışında tıp düşünüyorum inşallah.ama kim tutucak imamhatibin elinden.üzülüyorum bazı kardeşlerimiz davadan dönmeye başladı bile.çok duaya ihtiyacımız var.biri süslü laflar diyo evirip çevirip,herkez hayran kalıp dinliyo.uyanmak için şiirlermiyazsınlar bize.allah rızası*bunu dedinmi lügata sığmaz manası.öyleyse beklenen ne.beklediğimiz ne.rabbim sen bize farkındalık nasip et.dua ile.
sümeyye yaz
01 Ocak 2009 Perşembe 18:35
allah razı olsun
çok hoşuma gitti sitayi çok beğendim.
BÜŞRA YAZ
01 Ocak 2009 Perşembe 17:46
nereye gitmeli
nerden başlamalı bilmiyorum abilerim, ablalarım,ben ihl*de okuyorum bişeler yapmak istiyorum.senelerdir boğazmda düğümlenenlerle,nefes almakta zorlanyorum.bunca zulüm vahşet adına ne denmeliyse...filistinimiz.nereye doğru gidiyoruz,birşeyler yapmanın vakti geldi,geçmeden uyanmamızı beklemede.sanki ben evde boş boş duruyorum diye oluyor bunlar.herşeyin suçlusu benmişim gibi.nerden başlamalı... dua edin inşallah birtakım hedeflerle çok şeyi değiştirmeyi hedefleyen karanlık yollarda ümitvaar olmaya çalışan bu kardeşinize.hayırlı kul olup bu vasıftan ayrılmamak ve yollarda şaşırmamak duası ile.rabbim yar ve yardımcımız olsun..
Abdulhakim Beyazyuz
29 Aralık 2008 Pazartesi 06:53
uyarılara ilişkin -1-
Murat beyin uyarılarına teşekkür ederek bazı yanlış anlaşılmaları biraz geçte olsa düzeltmeye çalişacağım.(hastahaneyle ilgili bazı sıkıntılar siteye girmeme engel oldu)
Murat bey; "peygamber takipçileri olma şerefine ulaşmaya çalışmalıyız" ifadesi için; Zaaflarımıza ve eksikliklerimize rağmen bu şerefe nail neğil miyiz? diye sormuş. elbette müminlik iddiasında samimi herkes bu şerefe sahiptir. bizim vurgumuz sabikunlar olmaya dönük bir çağrıdır. çünkü bizler öncüler olma iddiasındayız (Allah başarmayı bizlere nasip buyursun). Yine murat bey "oruç namaz gibi bazı nafile ibadetler" ifadesi için "bunlar nafile mi?" diye sormuş. bildiğimiz gibi bu ibadetlerin hem farzı, hem de nafileleri var. bizim farz namazlara dönük hasasiyetlere itirazımız yok. Ama nafile ibadetlere gereğinden fazla önem atfederek sadece bunlarla yetinmeye dönük bir eleştiri bağlamında bu ifadeleri kullanmıştık. yine Murat bey Kabbeye yönelmeyle ilgili " bu yönelme tercihli mi? cümlede sanki(kastedilmediği hüsnü zannıyla birlikte) yönelmesek de olur. fazla abartmayalım" gibi bir hava mevcut diyerek bir uyarıda bulunmuş. tekrar bu uyarısı için teşekkür ediyor, Kabe'ye yönelmenin zorunluluğunda hiç bir şüphemin olmadığını ifade etmek istiyorum. Murat beyin diğer uyarılarına ilişkin bir şey söylemememin nedeni ise bu husustaki eksikliklerime itiraz etmememdir. Rabbimizden her nimetini istediğimiz gibi bu husustada da yardımını istiyor, dilimizdeki düğümü çözmesi için kendisinden niyazda bulunuyoruz. Yüce Allah'ın selamı rahmeti ve bereketi tüm müslümanlara olsun ve Rabbimiz bizleri hayırda yarışanlardan kılsın. Amin....
cengiz duman
23 Aralık 2008 Salı 22:57
kıssaların anlaşılması üzerine
Yaklaşık bir buçuk yıldır Haksöz dergisinde sürdürdüğümüz Kuran kıssalarına dair yazılarımızda zaman zaman açık veya zımni olarak ifade ettiğimiz bazı hususlara burada biraz daha genişçe değineceğiz.
Türkiye ve İslam dünyasında Kuran kıssaları üzerine yapılan çalışmalar çok yetersizdir.Kıssalar sanki bir hikaye! dolayısı ile ayrıntılarla anlaşılmasına gerek yoktur, anlayışı yaygın gibidir.
Kıssaların bir kısmı sembolik v.s gibi değerlendirmelerle tarihsel, coğrafik, arkeolojik v.s bakış açılarından kopartılmaya çalışılmaktadır.
Kur'an kıssaları müstakil bir bilim dalı olarak dizayn edilmemekte/edilememektedir. Eğer kıssalar vakii ise -ki bizce hiç şüphe yok- bazıları için nispeten vakii bile olsa; bu kıssaların tarihi, coğrafi, arkeolojik v.s açıdan araştırılmaları, değerlendirilmeleri gerekmez mi?
Geçmiş alimler üzerinden sürdürdüğümüz Kur'an kıssalarını onların üzerinden anlama olgusu yüzünden Zülkarneyn, Alim kul, bahçe sahipleri kıssaları v.s gibi çoğu kıssalar gerektiği ölçüde anlaşılamama gibi pozisyondadırlar.
Kur'an kıssalarını anlamak için Yahudilik ve hristiyanlık teolojisi, bilinmelidir. Modern Tarih, coğrafya, arkeoloji gibi ilimlere haiz olunmalıdır.
Allah "onların yanından geçmez misiniz?" "görmez misiniz?" şeklinde hitaplarla bu günün modern anlayışın karşılığı olarak arkeolojiye dikkat çekmektedir. Bunun devamı tarih ve coğrafya gibi bilimlerdir. Merhum Mevdudi bu vasıfları kendinde toplayabilen bir alimdi ve kıssalar açısından anlatımları numune, örnek anlatımlardır.
Toparlarsak Kur'an kıssaları, üzerinde kafa yorulsa da yorulmasa da olur biçiminde değerlendirilebilecek bir olgu değildir. Çeşni de değildir! Kıssaların teşrii, fıkhi değeri üzerinde ayrıca durulması gereken önemli bir olgudur.
Tefsire önem verelim, Hadise önem vermemiz lazım, fıkıh veya ilmihal gerekli; kıssalar mı, bunların içersinde sos! kullanmak gibi yaklaşımlar, Kur'an'ın çeyreği veya yarısına tekabül eden kıssaların anlaşılmasında zaafiyeti yansıtır, kanaatindeyiz..
cengiz duman
23 Aralık 2008 Salı 21:50
"Önceki bölümleri niye okuduk?"
ZEBİHULLAH HZ.İSMAİL Mİ? HZ.İSHAK MI? yazımız niçin kaleme alındı?
"Zebihullah" olayı Kur'an'da Saffat suresinde yer almaktadır. Ancak anlatılan bu kıssada "Zebihullah"ın ismi yer almamaktadır. İşte hareket noktamız budur. Kur'an'i perspektiften bakıldığında "Zebih"in ismi önem arzetmemektedir. Yazımızda bunu sonuç kısmında şöyle ifade ettik:"Kur’anî perspektiften bakıldığında, Kurban edilmek istenen, yani mef’ulün kimliğinin muhataplara açıklanması gerekmemektedir. Çünkü bu isim ha İshak@ olmuş, ha İsmail@ olmuş, kıyamete kadar Kur’an’a muhatap olanlar açısından bir şey fark ettirmeyecektir. Çünkü Kur’an, anlattığı resuller arasında ayrım yapılmamasını öğütlemektedir.“Zebih”in İshak@ veya İsmail@ olması, yani etnik olarak Arap veya İbrani olması; Kur’an’a muhatap kişi ve toplumların, ne Hz. İsmail’in ne de Hz. İshak’ın resullükleri arasında ayrım yapılmasına ne de bu resullerin etnik kimliklerine dayalı olarak, hiçte İslami olmayan -İbrani / Arap v.s- kavmiyetçilik veya asabiyet hastalığına duçar olmasına izin verir. Kıssanın amacı bu olay nezdinde muhatapların ders alarak, sevdiği şeylerden fedakârlık etmedikçe Allah’a tam teslim olamayacakları; Allah’ın emirlerinde, İbrahim@ ve kurban edilmek istenen “Zebihullah” –İsmail veya İshak- gibi tereddütsüz itaatkâr olmaları mesajını vermektir.Kıssada “Zebh” olayı ile verilmek istenen dersler; bu imtihandan başarı ile geçen İbrahim@ ve oğlunun, Allah’a karşı teslimiyet fiilleridir. Onların kişilikleri yani etnik yapıları, statüleri bundan sonra gelir. Ancak kıssanın bu bölümünü iyi yorumlayamayan veya yorumlamak istemeyenler, kıssadaki kişilikleri ön plana çıkararak o kişilerin soyundan olmayı, yücelik ve ayrıcalık haline getirme yoluna girerek, Kur’an’i bakış açısını kaybetmişlerdir."
İşte, Kur'an'i bakış açısını kaybedip "zebih'i soy/sop/asabiyet/kavmiyet gibi unsurlarla değerlendirenlere karşı çıkarak,"zebihullah"ı Kur'an'i perspektiften ve metodik bir uslupla nasıl anlaşılması gerektiğini vurgulamaya çalıştık..
cengiz duman
23 Aralık 2008 Salı 21:33
"alim" çocuk tavsifi ve "kurban" edilmesi
Hz.İbrahim’in, oğlunu kurban etme olayının anlatıldığı Saffat suresinde Zebih şöyle tavsif edilmektedir.”İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.” Bu ayette kullanılan müjdeleme kelimesi, Kur’an’ı Kerim’de çeşitli defalar, Hz.İshak’ın doğacağı haberi verilirken kullanılmaktadır. ”O esnada hanımı ayakta idi ve güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.”(Hud/71)
“Dediler ki: Korkma; biz sana âlim bir oğul müjdeliyoruz”(Hicr/53)
“Derken onlardan korkmaya başladı."Korkma"dediler ve ona âlim bir oğlan çocuğu müjdelediler.“(Zariyat/28)
Yazımızın amacı, "zebih"in, müjdeye nail olan İshak@ olduğunun vurgulanmasıydı. Nitekim müjdelenme fiilinin üzerinde önemle durarak, İshak'ın bu vasfa haiz olduğunun açılımını yaptık.
"Hz. İbrahim’e ziyaretçi olarak gelen meleklerin; Hz.İbrahim ve karısını müjdeledikleri oğul İshak’tır@. Hz. İsmail ile ilgili olarak müjdeleme ifadesi, hiçbir ayette yer almaz. İshak, kısır bir kadından doğan ve bu yönüyle mucizevî bir bebektir. Bu yüzden melekler tarafından anne ve babasına “müjde” olarak bildirilmiştir. Burada dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus vardır; Hz. İshak’ın doğumunun müjdelenmesi, ilk doğan çocuk, Hz.İsmail’e rağmen, "müjde" niteliğinde verilmektedir."
Dolayısı ile "Alim" sıfatı üzerinde ayrıca durma ihtiyacı hissetmedik. Hz. İshak'tan sonra oğlu Yakub'un'da müjdelenmesi, İshak'ın@ "Alim" vasfının bir açılımı olarak kabul edilebilir. Bunun yanı sıra Kurban edilmek istenirken babası İbrahim'e olan tam teslimiyeti, onun "Alim" vasfının bir açılımı olarak verilebilir.
Yine "O'na da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.” ayetindeki İshak'tan sonra Yakub'un müjdelenmesi; Hz. İbrahim'in, "zebh" fiilini yerine getirmesinde; buna dayalı olarak Allah ile olayı sorgulama, pazarlık v.s gibi emri yerine getirmede tereddüt hasıl etmemesi, Hz. İbrahim'in tevekkül ve itaatinin ne derece yüksek olduğunun algılanabilmesi açısından örnek bir vakıa olarak anlaşılmalıdır..
cengiz duman
23 Aralık 2008 Salı 21:01
Firavun döneminde
"Zebh" "boğazlama" kelimesinin Kur'an'da kullanımları için verdiğimiz örnek ayetler olan; "kasas/4 ve Bakara/49'da geçen, İsrailoğullarının "boğazlanma"sı açılımını: Haksöz dergisinin, 211. sayısındaki; "Hz. Musa'nın Medyen'e hicreti ve Allah ile mükalemesi " adlı yazımızda "Hz. Musa'nın doğumu ve çocukluğu" bölümünün yer aldığı, sayfa 42-43'de bulabilirsiniz.
Biz yine de kısa alıntılar yaparak örneklendirelim: Kuran şöyle diyor: "Musa'nın anasına: onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize (Nil nehri)bırakıver." Kasas/7
Bu demektir ki, yeni doğan bebekler, Firavun askerlerince öldürülmektedir. Bu yüzden Musa, bir tabut içinde Nil'e bırakılır.
Tevrat ise bunu şöyle ifade eder:"Ve Firavun bütün kavmine emredip dedi: Her doğan erkek çocuğu ırmağa atacaksınız ve her kızı sağ bırakacaksınız." Tevrat; Çıkış 1/22
Yine Tevrat'ta: Annesinin Musa’ya hamile olduğu ve bu kaos ortamı esnasında Hz. Musa’nın doğduğu; Tevrat’a göre üç ay saklandıktan sonra Nil nehrine bırakıldığı anlaşılmaktadır.
“Kadın (Musa’nın annesi) gebe kaldı ve bir oğlan doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce, onu üç ay gizledi.” “Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp katran ve ziftle sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı.” Çıkış 2/2–3
Peki, bu vakıa olurken Hz.Musa'nın ağabeyi Hz. Harun ve ablası Miryam kaç yaşındadır? Kur’an; Musa ve Harun’un her ikisinden de büyük bir kız kardeşleri, yani ablalarının olduğunu bildirmektedir.
“Hani, kız kardeşin gidip "Ona bakacak birini size bulayım mı?" diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik.” Taha/40 Tevrat, Harun ve Musa’nın ablalarının adını da verir.
“Harun'un ablası Nebiye Miryam (Nebiye Meryem) tefini eline aldı, bütün kadınlar teflerle, oynayarak onu izlediler.” Çıkış, 15/20
Haksöz dergisi, 208. sayıdaki "
İSTİSNAİ BİR PEYGAMBER HZ. HARUN VE YARDIMCI RESULLÜK" yazımızda bu konuda detaylı malumat bulunmaktadır..
Bahadır Kurbanoğlu
23 Aralık 2008 Salı 14:24
İsmail Kardeş'in Ulaşmayan Dergisi
İsmail kardeş, ay içerisinde abone olanlara bir sonraki sayıdan itibaren dergi gönderilir. Ancak özel olarak bu ayki dergiyi de istiyorum diye belirttiğinizde o ayın dergisi yollanır.

Abonelerimiz; dergi ulaşmadığında ya da bu tür talepleri söz konusu olduğunda telefonla bize ulaşırlarsa daha ivedi bir şekilde hizmet sunmamız kolaylaşır...

Allah'a emanet olun...

NOT: İsmail kardeş derginiz bugün postaya verilecek inş....
ismail coktan/mardin
22 Aralık 2008 Pazartesi 13:38
...
1,5 hafta önce abonelik başvurusu yaptım fakat dergi hala gelmedi...
amacım acelecilik yapıp sizi eleştirmek değil fakat acaba bu ay gelecekmi dergi...
salam ve saygıyla...
esselamu aleykum ve rahmetullah....
Halil solmaz
22 Aralık 2008 Pazartesi 03:46
ermenice yazı
Haksöz Dergisi Ermenice yazan bir yazarı kadrosuna alsın.Ümmet böyle oluşturulur..
Rıdvan Kaya
21 Aralık 2008 Pazar 18:23
teşekkür ve hatırlatma
Murat kardeş sağolsun ememk harcamış, uğraşmış; umarım yazan ve tashih yapan arkadaşlara katkı sağlamıştır bu eleştiriler. Yalnız bu kadar uzun tuutlması ve ayrıntıya girilmesi umulan faydayı azaltabilir.

Ayrıca aynı değerlendirme başlığı altında hem ifade düzeltmeleri-tavsiyeleri, hem imla bozuklukları ve aynı zamanda da içerik tartışmalarına yer verilmiş. Örneğin Osmanlı yönetimi ile AK Parti hükümetini karşılaştırmaya çağırmak gibi... Bu kadar çok şeyi bir arada görmenin ister istemez bir kaos -ya da en azından kaos algısı- doğurma riskini hatırlatırım..
Murat Kayacan
19 Aralık 2008 Cuma 06:36
Değerlendirme 9
Hamza ağabeyin yazısında "...yayınlamadan bir müddet bekletmiş ve sonra uygun şartları gözetmiştir." cümlesi "..hemen yayınlamamış, uygun şartları gözetmiştir." şeklinde olabilirdi.
"..tutumlarından kalkarak geçmişten geleceğe..." (..tutumlarından hareketle geçmişten geleceğe)
"..geçmişten geleceğe bir durum değerlendirmesi yapmış." (..geçmişten geleceğe bir durum değerlendirmesi yapmıştır.)
"Zira mevcut vakayı ve mevcut durumun arka planını..." (Zira mevcut durumu ve arka planını..)
"Batı kavramı daha ziyade coğrafi bir özelliktir; kavramsallaşmış olan Batı/Occident ise.." ("Batı kavramı daha ziyade coğrafi bir özelliktir; halbuki kavramsallaşmış olan Batı/Occident ise.."
s. 64'te "..merkez olma özelliğinden düşmesini.." (..merkez olma özelliğinden uzaklaşmasını..)Bu ifadenin yer aldığı sayfadaki ilk paragrafta mevcut "özellikle bu konu daha fazla açılmalı ve tartışılabilmelidir." cümlesinin ardından kitaptan sayfa numarası verilmiş. Tartışılmasını teklif eden cümle Hamza ağabeye aitse bu cümle alıntı yapılan sayfanın numarasının belirtilmesinden sonrasında gelmeliydi.
"Özgürlük İstemi.." şeklinde başlayan bölümün hemen üstündeki alıntı paragrafta: "Müslümanlarnı sığınacağı, erdemli Habeşli bir kral da yoktur." cümlesi var. Kitabın yazarına şöyle bir soru sormak mümkün: "İktidardan kastımız mutlak anlamda bir iktidar değilse, Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül iktidarı Habeş kralından daha kötü müdür?"
66. sayfada "..İslami hareket kümelerinin başarı ve başarısızlığının nedenlerini idealize ettikleri hedeften, yönteme indirgemelerini şikayet ediyor. (sf. 139) Kime?
s. 67 ve 68 "..tetebbür.." (tedebbür)
s. 67 "..tefekkür, tetebbür, fehmetme, fıkhetme..
s. 68 (öncekinden 2 paragraf sonra "...tefekkür, tezekkür, tetebbür, fehmetme, fıkhetme...".
Murat Kayacan
19 Aralık 2008 Cuma 06:17
Değerlendirme 8
Yine Abdülhakim Beyazyüz'ün yazısında 3 numaralı başlık altında verilenlerin son cümlesi: "Şimdi bunu biraz açmaya çalışalım" şeklinde. Böyle bir cümlenin ardından yeni bir bölüm başlamamalıydı. İlla başlayacaksa da bu başlık 4 değil a (tabi sonra b, c) olmalıydı.
Yazıda mevcut "Bu süreçte, Bu nedenle vb." giriş cümleleri paragraf için pek uygun değil. Çünkü her yeni paragraf yeni bir düşünceye, konuya girişi içerir. (Örnek bu yazının bitiminde başlayan "İslamcıların Öncelikleri.." adlı yazı.)

4. no'lu başlık altındaki ilk iki cümle: "Bu kazanımımızın... gerektiği gibi kullanılmadığı zamanlardaki... fayda vardır. Bu döneme baktığımızda görürüz ki.." Dönemi net olarak bilmediğimizden o döneme bakmamız nasıl mümkün olur?
Yine 2. cümlede "en önemli sayılarak önemsenen ameller" ne demek? Ve ayrıca aynı cümlede "oruç, namaz gibi bazı nafile ibadetler" Bunlar nafile mi?
s. 60'ta Hac, 22: 37 ayetinin bir bölümüne "Evlere arkalarından girmek iyi değildir." kısmına daha makul görünen "Her işin bir usulü var." anlamını vermektense "Cahiliyede evlere arka kapılarından girilirdi." şeklinde meal verildiğinde bu tür bir anlamın ayeti anlamadaki katkısı nedir?
"(Şiarlara saygının Allah'a saygı olduğunu unutmak gibi bir yanlışa düşmeden; sözgelimi Alah'ın vechininn yönelinen her taratfta oluğunu bilmemize rağmen, Kabe'ye yönelme emrine, bu emirde büyük hikmetler olduğunun bilinciyle büyük bir ciddiyetle itaat etme gibi.)" Kabe'ye saygı amacıyla yöneliyorsak ve Allah'ın vechi her yerde ise, bu yönelme tercihli mi? Cümlede sanki (kastedilmediği hüsnü zannıyla birlikte) "yönelmesek de olur, fazla abartmayalım." gibi bir hava mevcut..
Murat Kayacan
18 Aralık 2008 Perşembe 22:37
Değerlendirme 7
Abdülhakim Beyazyüz'ün yazısında "Nasır'ın karşısına Seyyid Kutuplar.. (Nâsır'ın karşısına Seyyid Kutuplar...)
"..Peygamber takipçileri olma şerefine ulaşmaya çalışmalıyız." Zaaflarımıza ve eksiklermize rağmen o şerefe nail değil miyiz?
"Kemiyet ve keyfiyet açısından ciddi kazanımlar elde edilen bu dönemde, dünün hurafeci, mezhepçi, devletçi, misak-ı millici, taklitçi insanları, kendisine giydirilmek istenen her gömleiği vahiy mihengine vuran bilinçli muvahhidlere dönüşmeye başlamıştı. Bu süreç tevhidi bilinç açısından birçok kazanımların elde edildiği bereketli bir dönemi oluşturmuştur." şeklindeki paragrafta olumsuz tiplemelerin zamanla olumluluğa tahavvül ettiği vurgusu var. Yani umutsuz bir hava yok. Bu paragraf ve dergide yayınlanan "AK Parti ve Fethullah Gülen çevresinden beri olma vurgusuna sahip" yazılar birlikte tefekkür edilmeli bence. Çünkü her iki büyük potansiyele sahip çevrenin "dönüşüm geçirmemesi" onların kaderi değil.
"..çilehanelerinde eziyet çekerek sabretmek.." Çilehane gördünüz mü bilmiyorum ama pek çile çekilecek yerler değil. Daha ziyade sefa sürmeye müsait. Bildiğim kadarıyla çilehanenin çil kısmı Farsça'da 40 kelimesinden türemiş bir isim. Yani 40 gün kadar inzivaya çekiilip ibadet edilen bir mekan.
"..nefis ikinci bir şeytan değil, bizzat insanın kendi zatıdır. Dolayısıyla tıpkı insan gibi ne melek ne de şeytandır." (..nefis ikinci bir şeytan değil insanın kendisidir. Dolayısıyla ne melek ne de şeytandır.)
s. 58'de son paragrafta ifade edilenlerle hemen ardından gelen ve "Bu süreçte..." diye başlayan paragrafın giriş cümleleri epeyce benzer anlama sahip ifadeleri içeriyor.
"Nitekim Resulullah..." (Yine Resulullah..)Bu ifadeyle başlayan paragrafta anlatılan olayla yazıda konu edilen tezkiyenin bir irtibatını kuramadım. Sanki nakil tezkiye değil yemin etme ile ilgili.
"Zira Allah... gerçekleştirmeyi dilemiştir. Bunun için de ...kolaylığı diemiş,.." fiil değişikliği iyi olurdu..
mü'min
18 Aralık 2008 Perşembe 20:14
m.kayacan kardeşe
kardeş yazılardaki anlamı bozmayacak şeyleri yazmak pek hoş olmamış.bilgi düzeltmeleri gerekli ama ne anlatılmak isteniyor anlaşılıyor..
Murat Kayacan
18 Aralık 2008 Perşembe 18:32
Değerlendirme 6
Rıdvan ağabeyin yazısındaki: "Başbakan bölgeye gelmesin!" yaklaşımının da eleştrilmesi gerektiğini vurgulaması önemli ve güzel.
Cengiz Duman'ın yazısında 49. sayfadaki İsmail'in Hz. İbrahim 86 yaşındayken doğduğu bilgisi 50. sayfada a başlığı altında tekrar verilmiş. Yine 50. sayfada b başlığı altında verilen iki ayetin orijinali dikkate alındığında yazıdaki netlikte kesilenlerin "bebek" olduğu söylenebilir mi? Aynı safyadaki ikinci b başlığı altındaki "alim çocuk" ifadesinden ne kastedildiği açıklansa yazıya zenginlik katardı.
s. 51'de Ka'bul Ahbar (Kabu'l Ahbar)
d başlığı altındaki ikinci paragrafın (cümlenin) öznesini göremedim.
e başlığı altında "...bin yüzyıllardır..." ??
s. 52'de İshak'ın müjde oluşuna dair verilen ayetlerin birinde onun ardından Yakub'un da İbrahim ve eşine ihsan edileceği ifade edilmekte. Bu durumda İshak'ın babası ve annesi: "Demek ki, İshak pratikte kurban edilmeyecek, baksana oğlu olacakmış." dememişledir denebilir mi? "İkisinin müjdelenmesi aynı zamanda olmamıştır. İlki müjdelenmiştir, ikincisi de kurban olayının ardından müjdelenmiştir." de denemez çünkü ikisi aynı anda tek ayette müjdelenmiştir.
Yazının sonuç bölümü giriş ve gelişme bölümünden kopuk gibi geldi bana. Çünkü "Kurban edilen ha İshak ha İsmail o kadar önemli değil." yaklaşımı varken, giriş ve gelişme bölümlerinde İshak olduğu kanıtlanmaya çalışılmakta. Sonuç bölümü esas alınırsa "Önceki bölümleri niye okuduk?" sorusu anlamsız olmasa gerek..
Murat Kayacan
17 Aralık 2008 Çarşamba 23:04
Değerlendirme 5
Mehmet Pamak ağabeyin yazısında "sorumluluklarımız törenlere katılmamayı zorunlu kılmakta" denilmiş. Bu durumda "ikrah olmaksızın (s. 39) okullarda çalışan" öğretmenlerin ve organize eden (çoğunlukla ilahiyatçı oldukları söylenebilecek) müdürlerin durumları nedir?
s. 40'ta "Müstehak olursak Allah'ın Yardımı Yakınır" başlığı "Hak edersek..." olsa daha iyi olurdu.
Başlığın altındaki paragrafta "..alternatif eğitim programlarını harekete geçirmeliyiz." "...alternatif eğitim programalarını uygulamaya koymalıyız." şeklinde olmalıydı.
s. 35'te "Rasulullah'ın ve müminlerin içi putlarla dolu Kabe'ye girip kendi özgün ibadetlerini gerçekleştirdikleri." söylenmekte. Bu bilgiyi günümüze aktardığımızda karşımıza nasıl bir yöntem takibinin gereği çıkar?
s. 36'da "...pasif, silik ve edilgen..." ifadesinde pasif veya edilgen kelimelerinden birisi çıkarılabilirdi.
s. 37'de solda en alttaki iki cümlede sonrakinin başında mevcut "Ayrıca" kelimesi çıkarılmalı. Yoksa "çocukların zihinlerinin virüs taramasından geçirilmesi" ifadesi yöntemlerden birisi olmakta. Sonraki cümlenin öncekini açıkladığının belirtilmesi için cümle "Bu amaçla..." şeklinde başlamalıydı.
Soruşturmaya verilen cevapları genel olarak değerlendirecek olursak cevaplarda tören konusundan ziyade eğitim sistemi eleştirisi mevcut ve karamsar bir hava hakim. Okullardaki durum (özellikle eğitimin muhtevası) bu kadar kötü ise öğretmenlik yapmak caiz olur mu? Öğretmenlerin fonksiyonuna, inisiyatif kullanmalarına hemen hiç işaret edilmemiş. Bu, acaba hepsinin "ümitsiz vaka" olduklarının düşünülmesinden mi?.
Murat Kayacan
17 Aralık 2008 Çarşamba 22:10
Değerlendirme 4
S Bülent Yılmaz'ın yazısının girişi Türkiye'de sistemin tüm açılardan küfür olduğu izlenimi bırakıyor. Kasıt böyle ise, Müslümanlar tüm yetkeye sahip olduklarında mevcut sistemi tümden mi değiştirecekler yoksa ıslah mı edecekler? Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül iktidarı Osmanlı iktidarından çok daha mı kötüdür ki bu netlikte küfür olduğu ifade edilmiş. Bu bağlamda "küfür rejiminin" ne oluğu ve küfür rejimi denilen bir düzende iktidar ya da muhalefet olma ususunda Hamas ve Hizbullah'ın ülkelerindeki konumları da hesaba katılmalı değil mi?
s. 32'deki son paragrafta: "Büyük olasılıkla sonuçsuz kalacağı bilinen çabaları birçoklarına anlamsız bir inat gibi gelse de o aslında sürek olarak içinde yaşadığı zamanı yeniden ve yeniden anlamlandırmakta, beki de kendisinin hatta hiçbir dünyalının göremeyeceği bir geleceği kurmaya çalışmaktadır." ifadesinde Müslümanların çabalarının büyük ihtimalle sonuçsuz kalacağı söylenmekte. Ardından da aynı cümlede hiçbir dünyalının göremeyeceği bir gelecek kurmaya çalıştıkları ifade edilmekte. Bu cümleden bir şey anlamadım. Sonuçsuz bir çaba için dünyalıların göremeyeceği (Kim görecek peki?) bir gelecek kurma çabası??
Sonraki paragrafta ise bu (bence) garip idealin yitirilmesinin İslami hareketin temel sorunlarından biri olduğu söylenmekte! Yine bu paragrafta direnişi sonuç almaya bağlama hastalığı" ifadesi mevcut. Bu bir hastalık mı gerçekten, Müslümanlar ıslah çabalarından sonuç almayı istiyorlarsa onlar "bu hastalıktan" muzadarip midir? Ayrıca bu paragrafta "modern İslami hareket" tanımlamasının iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusunda S. Bülent Yılmaz'ın ne düşündüğünü kavrayamadım..
Recai Bahadır
17 Aralık 2008 Çarşamba 07:30
RESMİ TÖRENLEREDE Ş
yıllardır imanımıza şirk bulaştırmamak üzere BİREYSEL olarak sürdürdüğümüz, resmi şirk/tapınma törenlerine katılmama ve elştirme tavrımızın yeterli olmadığını biliyor ve
hisssediyorduk.Bu şirk gösterilerine karşı İSLAMİ CEMAAT olarak TOPLUCA karşı durma sorumluluğumuzu hatırlatan bu çıkışı çok önemli ve ertelenemez bir imani sorumluluk olarak görüyorum.bu toplu sorumluluğumuzu hatırlatan kardeşlerimden yüce Rabbimiz razı olsun.yaşadığımız toplumda şirk unsurlarını apaçık bir şekilde ortaya koyan bu tavrımız, bize islami mesajımızı anlatmak içinde imkanlar sunmaktadır.Rabbimize yaraşır bir kul olmak üzere direnenlere selam olsun..
Murat Kayacan
16 Aralık 2008 Salı 22:15
Değerlendirme 3
Yine Tok'un yazısında "Türkiye'de Kemalizm varsa; dünyanın değişik yerlerinde Leninizm, Stalinizm... bir sürü "lidere tapınma" figürü ile faşist bakış açısı söz konusudur." denilmekte Gerçekten kıyas edilen izm'ler zikre değecek oranda günümüzde mevcut mu?

Eta Bektaş'ın yazısında: "..kimlik çatışmasıyla yüz yüze kalmasına.." yüz yüze kalmak?

Ahmet Kalkan'ın yazısında "..çok tanrılı bir şirk dini olmaz mı?" sorusu yöneltilmekte. Sadece şirk yeterliydi..
Murat Kayacan
16 Aralık 2008 Salı 22:09
Değerlendirme 2
Tanrıverdi maddeler halinde kanunlardan "içerik özeti" verdiğini ifade etmekte. Yasalarda "Devlet kutsaldır." şeklinde bir içerik var mı yoksa bu, yazarın yasalardan çıkardığı bir sonuç mu?
Yine eğitim fakültelerinin müfredatının YÖK tarafından belirlenmesi eleştiri konusu yapılmakta. "İslam'ı dikkate alan bir düzende eğitim fakülteleri tamamen fakülte dekanlarına bırakılırdı." diyebilir miyiz?"
Daha önce Kemalizm'in kapitalizmin türevi olduğu ifade edilmişti. s. 16'daki son cümlede ise Baasçılığı anımsattığı ifade edilmiş.
s. 17'de "İslami kesim iç tehdit sıralamasında başı çekmektedir." ifadesi "İslami kesim iç tehdit sıralamasında başta yer almaktadır." olsa daha iyi olurdu.
"Azınlıklarsa .... dışlama altında tutulmaktadır." ??

"Kemalizm, beyin yıkama merkezleri olarak gördüğü okulları alabildiğine endok(t)rine derek taraftar kitlesi oluşturmaya çalışmaktadır." denilmiş. Kastedilen kişilerse kim bunlar?
"Ulus devletin kutusu patladı. İçeriye ışık sızdırmaya başladı." ifadesinde patlayan kutu nasıl içeriye ışık sızdırıyor? Ayrıca kutu patlar mı?
Kemalist projeye kırılmayı ilk yaşatanın kadınlar olduğu söylenmekte. Belki "Başörtülü üniversite öğrencileri" ifadesi daha uygun olurdu. Çünkü mücadelede ev hanımı olanların sayısı çok değildi.
Bu mücadelenin ardından Kürtlerin kırılmayı derinleştirdiği ifade edilmekte. Böyle bir ardıllıktan söz edilebilir mi?
"Alevilerin taleplerini de bu cümlede değerlendirmek gerekir." Hangi cümlede?
"Türkiye'de yaşanan süreç tüm kimliklerin Kemalizm'e karşı var olma sürcidir aslında." denilmekte. Aleviler Kelamizm'e karşı bir mücadele vermekte midirler?
"Eğitim sorunlarıyla ... eksikliği boyunu aşmaz." ??
Bahadır Tok'un yazısında törenlerin çocuklar üzerindeki etkisine dair pek az yorum görebildim. Daha ziyade dil, kültür, eğitim ve öğretim kavramları işlenmiş. "Dilde bulunmayan düşüncede de bulunmaz." ifadesi çok genellemeci değil mi? (Türkçe'de empati kelimesinin olmaması ama uygulamada mevcudiyeti).
Murat Kayacan
16 Aralık 2008 Salı 21:43
Değerlendirme 1
Bismillah,
Emeği geçen arkadaşlara teşekkür ederim.
Haksöz imzalı yazıda siyasilerin "müşteri arayışı hızlanmış görünüyor" ifadesi "hızlandığı görülüyor" şeklinde olsaydı daha iyi olurdu. İlk paragrafın sonundaki iki cümlede peş peşe "çirkin olan" ve "çirkin bir tutum" ifadeleri kullanılmış.
2. sayfanın alt tarafı -belki yeni bir tasarım biçimdir ama- bende "düzgün kesilmemiş bir dergi" izlenimi bıraktı.
Kışla tipi eğitim anlayışının eleştirildiği (s. 3) yazının ardından konuyla ilgili dosya yazılarını okumaya başladım.
s. 4'te mevcut şartlarda eğitimin ancak okul sitemiyle gerçekleştirilebileceğinin açık olduğu ifade edilmiş. Açıköğretim modeli Türkiye'de de yaygınlaşmaya başladı. Bence yakın gelecekte okuldan ısrarla kaçan çocuklara okula gelmeyip sadece sınavlara girerek mezuniyet imkanı tanınacak. Okulda ısrarlı olmayan bir geleceğin bizi beklediğin düşünüyorum.
Aynı sayfada "tevhid-i tedrisat"a son verilmesi istenmiş. Bu bağlamda askeri okulların nasıl olup da bu kadar ısrarcı olunan tevhid-i tedrisatın dışında kaldığını da sorgulamak mümkündü.
5. sayfada "Okullarda Milli Güvenlik dersinin kaldırılması" talebinde bulunulmakta. Bu ders tüm okullarda değil sadece liselerde mevcut. Aynı sayfada çocukların adeta devletin malı gibi görüldükleri söylenmiş. Bildiğim kadarıyla yasal olarak vatandaşlar da devletin malıdır: "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü.." ifadesi bunu göstermektedir.
Ahmet Örs'ün yazısında "Mutezile'nin o yüksek ufuklu hocaları" ifadesinin yazı ile irtibatını kuramadım. Yine "Kendine imanın korkuyla birlikte daha keskin olacağı inancıyla töen havaları, bir çocuğun küçük yaştan ilk gençlik döneminin bitimine kadar hayatındaki en büyük propagandacısı olur." cümlesini anlayamadım.
Yusuf Tanrıverdi'nin yazısında Kemalizm'in hem koporatist hem de korporatizmin alt türleri arasında bir yerde olduğu ifade edilmiş. Ayrıca korporatizmin kapitalizmin bir türevi olduğu söylenmiş. Koporatizm kapitalizmin bir sonucu mu?.
aydın ayar
03 Aralık 2008 Çarşamba 16:47
izzetli duruşun kalesi
islamı, kendine tarihine,kavmine benzeterek benimsetme çabaları egemenlerce asla kabul edilmeyecektir.müdahane çabaları sahibine zilletten başka bir şey kazandırmadı ki ak parti ne bulsun.başbakan devleti kutsayarak takkiye yapmıyor sa!acaba namaz kılarken yapıyor olmasın!yeni sayıda emeği geçen kardeşlerimden allah razı olsun..
Fazlı İnderin
03 Aralık 2008 Çarşamba 13:41
teşekkürler..
dinî-dünyevî alan ayrımını hiçbir zaman ve mekanda yapmayan; İslâm'ın mistik ve ulaşılmamaz bir şey değil, hayatın her alanını düzenleyici ve yaşanılabilir olduğunu sürekli işleyen; vahyin sosyalleşebilmesi yolunda verili gündemler üzerinden yaptığı çağrılar yanında ilahî mesajı hayata yerleştirme amacıyla kendi gündemimizi de belirleyen; konuşulamayanı konuşup yazılamayanı yazma konusundaki sapmaz ve şaşmaz çizgisinden taviz vermeyen haksöz yazarlarına, camiasına ve okurlarına teşekkürlerlerimi sunarım...
hale beyza
02 Aralık 2008 Salı 06:42
Allah razı olsun...
Allah gücünüzü kuvvetinizi artırsın.Allah hepinizden razı olsun.Bize de faydalanıp,dua etmenin yanında güzel işlerle de yanınızda olmayı nasip etsin..
09 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR