
“Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla kaçıyorlardı”
“Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp-kaçıyorlardı.”

“Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp-kaçıyorlardı.” (Enbiya: 12)
Eğer zikriniz olan bu kitaptan ve bu Kitabın pratiği olan peygamberden uzak bir hayat yaşamaya kalkışırsanız sizin sonunuz da onlarınkinden farklı olmayacaktır buyuruyor Rabbimiz. Onlar bizim azabımızın gelişini hissettikleri zaman oradan kaçıp kurtulmaya çalışıyorlardı. Nereye kaçabilecekler de Allah’ın azabından? Onlara dendi ki kaçmayın.
Şehirden çıkmak için koşuşup duruyorlar. Bir koşuyorlar, bir geri dönüyorlar. Allah’ın azabının baskınına uğradıklarını anlamışlar çünkü. Sanki koşup durmak onları Allah’ın azabından kurtaracak. Ve sanki onlar çabuk davranırlarsa, ilahi azap onları yakalamayacak gibi. Ama. bu kapana kısılmış fareninki gibi, düşünmeden yapılmış bilinçsiz bi çırpınıştan başka bir şey değil.
BASAİRUL KUR’AN
Râzî, bu ayeti birkaç temel eksende tefsir eder:
1. "Azabı Hissetmek" (Be'senâ) Ne Demektir?
Râzî’ye göre buradaki "hissetmek" (ahassû), azabın henüz tam olarak üzerlerine çökmediği, ancak gözle görülür, kesin ve kaçınılmaz bir şekilde yaklaştığını fark ettikleri anı ifade eder.
İnkârcılar o ana kadar peygamberlerin uyarılarıyla alay ediyor ve azabı küçümsüyorlardı.
Ancak azabın ilk emarelerini (gökyüzünün değişmesi, rüzgarın uğultusu veya meleklerin azap işaretlerini) duyu organlarıyla kesin olarak "hissettikleri" an, kibirleri bir anda yok oldu.
2. Ayet metninde geçen "yerküzûne" (ركض) fiili, aslında "hayvanı mahmuzlamak, hızla koşturmak, ayağını yere vurmak" anlamına gelir. Râzî bu kelime seçimi üzerinde özellikle durur:
Şaşkınlık ve Panik: Zalimler, azap hissini aldıkları an öyle büyük bir korkuya kapıldılar ki, ne yapacaklarını bilemeyerek bineklerini olanca güçleriyle mahmuzlayıp kaçmaya çalıştılar.
Dünyevi Güce Güvenme İllüzyonu: O ana kadar korunaklı saraylarına, kalelerine ve ordularına güvenen bu topluluk, Allah’ın azabı karşısında bineklerinin hızından başka sığınacak hiçbir şey bulamadı. Ancak Râzî, bu kaçışın tamamen çaresizce ve hedefsiz bir kaçış olduğunu vurgular.
3. Azap Karşısında Tevbe ve İmanın Geçersizliği
Tefsir-i Kebir’de bu ayet, "Ye's (ümitsizlik) anındaki imanın geçersizliği" kelami kuralıyla ilişkilendirilir.
Müşrikler azabı hissedip kaçmaya başladıklarında, artık imtihan perdesi kapanmıştır.
Râzî, onların bu kaçış çabasını, içine düştükleri derin pişmanlığın fiziki bir yansıması olarak görür; fakat bu pişmanlık onlara fayda vermemiştir. Çünkü hakikat ayan beyan ortaya çıktıktan sonra kaçmak veya iman etmek, iradi bir seçim değil, can havliyle yapılan zorunlu bir refleksidir.
Tefsir-i Kebir’e göre bu ayet zalimlerle alay etme (tehkâm) ve onların çaresizliğini yüzlerine vurma amacı taşır. Dünyada kibirlenenlerin, azap anında nasıl zavallıca arkalarına bakmadan kaçtıkları insanlığa bir ibret levhası olarak sunulur.
Özetle Râzî; bu ayette sadece tarihi bir helak olayını anlatmaz; insan psikolojisinin azap karşısındaki çaresizliğini, güvendiği dünyalıkların (binekler, saraylar) Allah’ın kudreti karşısında nasıl hiçe dönüştüğünü dil ve kelam felsefesi üzerinden harika bir şekilde analiz eder.


HABERE YORUM KAT