HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Haksöz Dergisi’nin Kasım Sayısı
01.11.2008 14:19
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
“Ergenekon’dan AYM'ye Militarizmin Sefaleti”ne dikkat çeken Haksöz'ün 212. (Kasım 2008) sayısı okurlarıyla buluştu. Ergenekon, AYM kararı, Kürt sorunundaki gerilim, Org. Başbuğ ve militarizm derginin ana gündem konularını oluşturuyor.

"Kur'an'ın aydınlığına doğru" aylık yayınını istikrarlı bir şekilde sürdüren Haksöz, gündem yazısında Ergenekon davasıyla ilgili değerlendirmelere yer veriyor. Ergenekon'un temel hedefinin darbeye zemin hazırlamak olduğunu belirten Haksöz, cuntacılığa "vatanseverlik" kılıfı, TSK'ya da "anti-emperyalizm" maskesi giydirildiğine dikkat çekiyor. Ergenekon'un kökünün darbeci gelenekte aranması gerektiğinin altını çizen dergi, çetenin köküne inilmesinin militarizmin bataklığının kurutulmasıyla mümkün olacağını dile getiriyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının etraflıca yorumlandığı bu sayıda Rıdvan Kaya, kararın saçma, zalimane ve sonuçsuz olduğuna hükmederek AYM'nin varlık nedenini "despotizmin muhafazası" olarak niteliyor. Nevi şahsına münhasır bir hukuk anlayışıyla karardaki hukuksuzluklara atıf yapan Kaya, başörtüsü özelinde hayatımıza anlam katan değerler için sürdürülen mücadelenin asla bitirilemeyeceğini vurguluyor ve bu saçma kararlara tarihin çöplüğünün ev sahipliği yaptığına işaret ediyor. Av. Cüneyt Toraman ise AYM kararını resmi ideolojinin iflası olarak niteleyerek bu kararla eşitsizliğin tescil edildiğini ifade ediyor. Kararı hukuki olarak de değerlendiren Toraman, sorunun temelinde 12 Eylül Darbe Anayasası olduğuna dikkat çekiyor. Konuyu işleyen bir başka isim Beytullah Emrah Önce de AK Parti Hükümeti'nin kapanan perdenin altında kaldığına ve başörtüsü sorununun çözümünün bir kez daha kendi ellerimizde olduğuna dikkat çekiyor.

Hasan Soylu, "Aktütün Baskını ve Militarizmin Sefaleti" başlıklı yazısında Aktütün saldırısıyla ilgili gerçekleri tartışırken ulusalcı çevrelerin TSK'ya atfettikleri anti-emperyalist sıfatının da ne kadar yalan ve sahte olduğunu gözler önüne seriyor. Org. Başbuğ'un tehditlerle dolu konuşmasını ordu-siyaset-halk çerçevesinde yorumlayan Soylu, Başbakan ve hükümetin tutumunu da ele alıyor. Başbakan'ın, Taraf gazetesinde "Paşasının Başbakanı" manşetine neden olan yaklaşımını eleştiren Soylu, paşacı siyaseti 2. Şemdinli Vakası olarak tanımlıyor. Hükümetin, "Ne istiyorlarsa verdik!" itirafının ise bir acziyet belgesi olarak algılanması gerektiğini belirten Soylu, bu acziyet halini seçim, sandık ve dış tazyiklerle gidermenin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Bu bağlamda Kenan Alpay da otorite ve karizmalarının seyrini ele aldığı yazısında Org. Başbuğ ve Başbakan Erdoğan'ın tavırlarının nasıl da paralelleştiğine dikkat çekiyor. TSK'nın Kürt sorununa yaklaşımını da ele alan Alpay, bölgedeki kirli savaşla ilgili kısmi ayrıntılara da yer veriyor.

Rıdvan Kaya, bir diğer yazısında Altınova'da yaşananlardan Abdullah Öcalan'a kötü muamele haberleri çerçevesinde başlayan çatışmalara kadar Kürt sorunundaki gerilimi değerlendiriyor. Sorunun kaynağına ilişkin tahlillerde bulunan Kaya, AYM'nin DTP hakkında vereceği kararı da yorumluyor. DTP'nin kapatılmasının Kürt kimliğinin inkârında diretmek anlamına geleceğini belirten Kaya, uluslararası hukukla da çelişecek böyle bir kararın gerilimi ve çatışmaları daha besleyeceğine dikkat çekiyor.

Devletin, muhaliflerine karşı tutumunun bir göstergesi olarak Engin Ceber cinayetinin ve işkencenin de ele alındığı dergide, Gülsüm Peker Alpay da öğrenci affını yorumluyor. Başörtülüler için bu affın da geçersiz olduğunu ifade eden Peker, başörtülü öğrencilerin "af" değil; hakların iadesini beklediğini belirtiyor.

Yusuf el-Karadavi'nin açıklamaları sonrasında alevlenen mezhep tartışmalarını ele alan Bülent Şahin Erdeğer, Sünni ve Şii kesimlerden yetkin isimlerin yaklaşıma yer vererek, mezheplerin yakınlaştırılması ve ortak noktaların vurgulanmasının önemine işaret ediyor. Süleyman Ceran ise yıllar sonra Açe'ye dönen Tunku Hasan di Tiro'nun mücadelesine yer verdiği yazısında Açe'deki mücadelenin tarihi arka planına ilişkin de bilgiler aktarıyor. Dergide küresel ekonomik krizi yorumlayan bir Noam Chomsky çevirisine de yer veriliyor.

"Almanya Gurbeti ve Kimlikte Bilinçlenme Süreci" başlıklı yazısıyla Almanya'daki Müslümanların Almanya serüvenini gündeme getiren Hamza Türkmen, tarihi süreçle birlikte entegrasyon-asimilasyon tartışmalarını da analiz ediyor. Almanya'daki İslami örgütlülükler hakkında bilgiler veren Türkmen, 11 Eylül sonrası açılımlara ve Almanya'daki Müslümanların bilinçlenme sürecindeki kazanımlarına dikkat çekiyor.

"Kur'an Nesli" bağlamında yazılarına devam eden Mehmet Pamak ise, bu ayki yazısında "Asım'ın Nesli"nden "Büyükdoğu Nesli"ne, "Diriliş Nesli"nden "Işık Evler"e, "Milli Gençlik" gibi diğer nesil projelerinin açmazlarına ve sorunlu "medeniyet" tasavvurlarına atıf yaparak "Kur'an Nesli"nin tarih, medeniyet ve iktidar eksenli olmadığına dikkat çekiyor.

Kur'an çalışmalarında Fevzi Zülaloğlu, Kur'an'da çokluk ilgili ayetleri kategorize ederek insanların çoğunun neden hüsranda olduğunu analiz ederken; Cengiz Duman da Taberî'ye atfedilen "Kur'an dünyayı düz olarak niteler." iddiasını çürüten bir yazı kaleme almış. Laik-seküler yazarların Müslümanlara saldırı amaçlı bu iddialarına karşı çıkan Duman, Kur'an'daki evren tasavvuruyla ilgili ayetlere yer veriyor.

Bu sayıda Bernard Lewis'i masaya yatıran Asım Öz, Lewis'in Kemalizm modelinin her zaman tutarlı bir savunucusu olmakla birlikte Siyonist oryantalizmin de bayraktarlığını yaptığını ortaya koyduktan sonra Lewis'in "Babil'den Dragomanlara" ve "Haşişiler" kitaplarını değerlendiriyor. İktidar üreten bir tarihçi olarak Doğu'nun "terörist" kökenini bulma derdindeki Lewis'in yazılarının oryantalizm ile emperyalizm arasındaki ilişkinin ete kemiğe bürünmüş hali gibi olduğunu belirten Öz, Lewis'in çözümlemelerin Pentagon raporları gibi durduğuna dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz günlerde yapılan "Aliya İzzetbegoviç" ve "Balkanlarda Gelecek Tasavvuru" sempozyumları üzerinden izlenimlerini aktaran Haşim Ay, farklı perspektiflerin Aliya betimlemelerine yer verirken Murat Kayacan da Asr-ı Saadet'te İslam adlı kitapta yer alan İhsan Süreyya Sırma'nın Asr-ı Saadet Öncesinde Mekke Toplumu adlı makalesini değerlendiriyor.

Günay Bulut'un bir öykü/denemesinin yer aldığı dergide F Tipi hapishanelerden gelen mektuplara ve Kudüs Günü etkinlik değerlendirmesine de yer verilmiş.

HAKSÖZ-HABER

Haksöz Dergisi Kasım Sayısında Yer Alanlar:

Darbeciler ve Direniş İradesi
HAKSÖZ

Ergenekon Çetesi ve Militarist Bataklık
HAKSÖZ

Saçma, Zalimane ve Sonuçsuz Bir Metin Olarak Anayasa Mahkemesi Kararı
RIDVAN KAYA

Resmi İdeolojinin İflası, Eşitsizlik; Anayasa Mahkemesi Kararıyla Tescil Edildi!
CÜNEYT TORAMAN

Anayasa Mahkemesi Perdeyi Kapattı!
BEYTULLAH EMRAH ÖNCE

Bu da Bizim Kararımız: "Başörtüsüz Asla!"
HAKSÖZ

Aktütün Baskını ve Militarizmin Sefaleti
HASAN SOYLU

Kürt Sorunu Karşısında Org. Başbuğ ve Başbakan Erdoğan'ın Otorite ve Karizmalarının Seyri
KENAN ALPAY

"Ergenekon'un Kökü Darbeci Gelenektir!"
HAKSÖZ

Kürt Sorununda Yüksek Gerilim Hattı
RIDVAN KAYA

DTP Neden Kapatılmamalı?
RIDVAN KAYA

Devletin Muhaliflerine Karşı Tutumunun Bir Göstergesi Olarak Engin Ceber Cinayeti ve İşkence
HAKSÖZ

Başörtülü Öğrencilerin Affetmeyeceği Tasarı Yasalaştı
GÜLSÜM PEKER ALPAY

Karadavi'nin Açıklamaları ve Alevlenen Mezhep Tartışmaları
BÜLENT ŞAHİN ERDEĞER

Büyük Gerilla Tunku Hasan Di Tiro Özgür Açe'ye Hoş Geldin!
SÜLEYMAN CERAN

Küresel Ekonomik Kriz ve Kapitalizmin Gerçek Yüzü
NOAM CHOMSKY

"Almanya Gurbeti" ve Kimlikte Bilinçlenme Süreci
HAMZA TÜRKMEN

Kur'an Nesli; Tarih, Medeniyet, İktidar Değil, Vahiy ve Kulluk Eksenlidir
MEHMET PAMAK

İnsanların Çoğu Neden Hüsrandadır?
FEVZİ ZÜLALOĞLU

Kur'an'a Göre Dünya Düz mü?
CENGİZ DUMAN

Bernard Lewis: İktidar Üreten Bir Tarihçi
ASIM ÖZ

Sempozyum İzlenimleri
HAŞİM AY

Asr-ı Saadet Öncesi Mekke Toplumu
MURAT KAYACAN

İyileşen Kanatlarım Yolunu Bekleyecek Her Bahar
GÜNAY BULUT

İşkenceye Sıfır Toleransın Geldiği Nokta, Demir Çubuklarla Gelen Ölüm Oldu!
İSMAİL ŞAH BALTA

Hukuk Yalnızca Ergenekoncular İçin mi Var?
ALİ KANAT

Ümmetin Diriliş Günü'nde Kudüs'e Ahdimizi Yineledik!
HAKSÖZ

 

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 22 Yorum
cengiz duman
24 Kasım 2008 Pazartesi 20:12
kurana göre dünya düzmü yazısı üzerine
Selamün aleyküm;
1-Yazımızdaki "Cenab-ı Hak bu ayetlerde bilimsel açıklama peşinde değil, halihazır tecrübî bilgilerin belagalı anlatımı ile tevhidi mesajlar sunma gayretindedir." cümlesindeki "....Tevhidi mesajlar sunma gayretindedir" ifadesi yanlıştır. doğrusu "...Tevhid
i mesajlar sunar." olmalıdır.
2-Taberi çevirisi olması hasebiyle "Tanrı" kelimesi metne sadık kalma amacıyla verilmek zorunda kalınılmıştır.
İlgi ve uyarılarınız için teşekkür ederim. Allah'a emanet olunuz..
Erzurumlu Emrah
24 Kasım 2008 Pazartesi 16:14
212. Sayısında Haksöz
Murat Kayacan'ın yazısı kısa olmasına rağmen sevimli ve öğretici. Kolay okunabiliyor. Kayacan, her ay böyle kısa değiniler yazmalı dergiye.

Günay Bulut'un yazısı da sıcak. Kolay okunabiliyor ve etkileyebiliyor. Fakat ritim hep aynı kalmış. Yer yer hareketlendirilebilirdi yazı. Günay Bulut da yazmayı aksatmamalı dergide.

Derginin bu sayısı, Kültür-sanat yönünden, önceki sayılara göre zayıf kalmış biraz.

Arka iç kapakta Pınar Yayınları'nın bir kitabıyla ilgili reklam var. O ne kadar çirkin bir kompozisyondur öyle? Bazen Haksöz de tasarım, kapak yönünden eleştiriliyor ama bunları da görmek lazım sanırım.

Selam, hidayete tabi olanların üzerinedir..
Erzurumlu Emrah
24 Kasım 2008 Pazartesi 16:06
212. Sayısında Haksöz
Asım Öz'ün Bernard Lewis okumaları hem yararlı hem güncel hem de analitik olmuş.
"Babil'den Dragomanlara" ve "Haşîşîler / İslâm'da Radikal Bir Tarikat" adlı kitaplarını zaman ayırabilen her müslümanın okumasında yarar var.

Asım Öz, yazısında, Bernard Lewis'in Türkiye'de tutulmasının ve onun da Türkiye'ye yönelik aşırı ilgi ve takdirinin nedenlerini güzel izah etmiş. Emeğine sağlık.

Haşim Ay'ın, Aliya İzzetbegoviç sempozyumuyla ilgili aktarımları ve değinileri; sempozyumu izlemeyenler için önemli anekdotlar, bilgiler içeriyor. Ancak yazının sayfa düzenine yeterince ilgi gösterildiği söylenemez..
Erzurumlu Emrah
24 Kasım 2008 Pazartesi 15:59
212. Sayısında Haksöz
Cengiz Duman'ın yazısı kolay okunup anlaşılıyor. Bu vesileyle bilgilerimizi de tazelemiş oluyoruz. Fakat yazıda üslup açısından kimi sorunlar var.
Yazarın Taberî'nin kitabının mezkûr çevirisine bağlı kalarak, Allah yerine sürekli "Tanrı" sözünü kullanması yadırganıyor, kulakları tırmalıyor. Ayrıca Taberî'nin o günün koşulları göz önünde bulundurulsa da kimi ayetlerin açıklamasında dikkatli olmadığı, Kur'an bütünlüğünü yeterince gözetmediği ve yanlış şeyler söylediği görülmektedir.

Cengiz Duman yazısında, Cenab-ı Hak bu ayetlerde bilimsel açıklama peşinde değil, halihazır tecrübî bilgilerin belagalı anlatımı ile tevhidi mesajlar sunma gayretindedir." diyor. Bu tür ifadelere dikkat etmek lazımdır. Cenab-ı Hak bir şeyin "gayretinde" olmaz. "gayret ediyor", "anlatmaya çalışıyor" gibi ifadeleri Yüce Allah için kullanmak; hem şık değil hem de riskli. Daha sağlıklı yüklemlerin kullanılmasında yarar var..
Erzurumlu Emrah
24 Kasım 2008 Pazartesi 15:50
212. Sayısında Haksöz
Mehmet Pamak "Kur'an Nesli" konusuna ciddiyetle ve büyük bir mesai harcayarak eğilmiş görünüyor. Sevindiricibir durum bu.

Bu konu gündemde tutulmalı ve derinleştirilmeli. Hayatın birçok alanıyla irtibatı kurularak zenginleştirilmeli. mehmet Pamak'ın bu sayıdaki yazısı da oylumlu ve kimi yönlerden tartışılmayı hak ediyor..
Erzurumlu Emrah
24 Kasım 2008 Pazartesi 15:46
212. Sayısında Haksöz
Hamza Türkmen'in, "Almanya Gurbeti" ve Kimlikte Bilinçlenme Süreci başlıklı yazısı, üzerinde az durulan bir konuyla ilgili olarak kaleme alınmış sıcak, güncel ve önemli bir yazı.
Rıdvan Kaya'nın yazıları önemli. Ancak Kürt sorununu merkeze alan bu yazılarda PKK meselesi yeterince aydınlığa kavuşmuş değil. Müslümanların bu sorunla ilgili olarak tutumlarında önemli bir belirsizlik, sıkıntı ve ikirciklenmenin derinleştiği söylenebilir. Temel haklar, özgürlükler, insan hakları vurguları üzerinde önemli tespitler yapılıyor fakat müslümanların PKK'ye bakış açısı sürekli bir sis perdesi arkasına bırakılıyor. PKK değerlendirmelerimiz zayıf, fazla reel-politik endeksli. Bu durum kimi zaman yanlış anlamalara ve kafası karşıkların tepki göstermesine, bizi uluorta suçlamasına yol açıyor. PKK'yi DTP'nin açmazları ve sempatizanlarının hissiyatı ötesinde, Kur'an merkezli ve ahiret bilincini merkeze alan bir bakış açısıyla da cesurca çözümleyebilmeliyiz..
Perihan
24 Kasım 2008 Pazartesi 15:35
Seçilmek, Seçememek
Murat Kayacan, dergiye dair değerlendirmelerde bulunurken, öğretmenlikle hükemet etmeyi aynı kefeye koymuş. Kesinlikle yanlış bir yaklaşım bu. Belki askerlik, polislik ayrı tutulabilir. Fakat öğretmenlik, doktorluk, mühendislik yapmakla seçimlere girip bile isteye hükemet etmek, devlet yönetimine talip olmak kesinlikle farklı şeylerdir. Hükemet etmenin geçinebilmekle, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmekle ilgisi yoktur..
cengiz duman
19 Kasım 2008 Çarşamba 00:52
devamı
adamlarını karalayarak onları ve nezdinde sundukları ilimleri karalayıp küçümseme amaçlarını ifade etmektedir.
4- “Allah’ın her yerde var olduğu” ifadesinin açılımı paragrafın tümü ile beraber alındığında açıktır “Bu yüzden Allah Kur’an’da onlara seslenirken onların dünya hakkındaki pratik bilgileri nezdinde, Allah’ın her yerde var ve sahibi olduğunu "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, o, doğunun da batının da ve bunların arasında olan her şeyin Rabb’idir.” (26/Şuara/28) "Doğu da batı da Allah'ındır. " (2/Bakara/115) diyerek vurgulamakta ve kâinatın tek hâkimi, her yeri, yönünün sahibi olduğunu beyan etmektedir. Kur’an, Arapların kullandığı coğrafi terimler olan “doğu” ve “batı” deyimlerini kullanırken, bilimsel açıklamalar yapmamakta, onların kullandığı lisanın unsurları aracılığıyla tevhide çağrı yapmaktadır.” Paragraftaki amaç, doğu ve batı olarak kabul veya düşünülen yeryüzü sınırları içersinin; hakimi / sahibi / yöneteni / gözeteni / ilaahiri…Allah olduğunun vurgulanmasıdır. Yeryüzü üzerinde her yerde var ve varlığı mevcut olan Allah; Firavun, Nemrud v.s gibi yönettikleri ülkelerin alanları içersinde ilahlık ilan edip yönetimi kendilerinin olduğunu öne sürenlere bırakmaz ve böyle düşünenleri uyarır. Hz. Musa ve Firavun arasındaki şu diyaloga bir göz atalım:
“Firavun şöyle dedi: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir? “
“Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.”
“(Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.”
“Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.”
“Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.”
“Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız, O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.”
Yazılarımızı okuyup, okumakla kalmayıp, eleştiri ve öneri sunan veya sadece okuyup üzerinde düşünme gayretinde bulunan tüm kardeşlerimize teşekkürlerimi sunuyorum..
cengiz duman
18 Kasım 2008 Salı 19:08
Kur'an'a göre dünya düz mü yazısına dair
Selamün aleyküm;
1- "inananlara ve inandıkları değerlere hakaretler içeren ve onları tahrik etme amaçlı olduğu anlaşılan bu yazıya Müslüman ağırbaşlılığı ile cevap vermeye çalışarak, konunun doğru anlaşılması yönünde bilgiler vermeye gayret edeceğiz" diyerek adını açıkça vermediğimiz yazarı/yazısını/gazetesini şöyle tavsif etmişiz;"seküler bir mantıkla yazılan " " İslam'ın ve onun kitabına iftira atmak için fırsat kollayan" "bilimsel teori olarak gördüğü evrimcilik" "seküler/evrimci yazar" "kur'an'da bilimsel çelişki var" "çok satan renkli gazete!"..
Size bir soru yukarıdaki tavsiflere uyan Türkiye ve dünya'da kaç kişi vardır? Cevabınıza göre bu tavsifin içine giren herkes bahsi geçen "aykırı" yazar, yazısı ve gazetesi olarak muhatap aldığımız kişilerdir. Amacımız bireyler değil zihniyetlerdir, dolayısı ile şahıs ve gazete adı verilmeyerek reklamları yapılmamış böylece popülariteleri/raytingleri/hitleri/tirajları artırılmamaya gayret edilmiştir. Böylece son dönemde artan; İslam, Kur'an, din ve Müslümanlar üzerinden devşirdikleri rantları artırılmamaya gayret edilmiştir.
2- Sekülerizm, Bilim, Bilimsel tezat, pozitivizm, pozitivist değerler, evrim teorisi gibi kavram ve konular, yazımızda da kısaca ve zımni olarak belirttiğimiz gibi, genel olarak din, spesifik olarak İslam karşıtlarının; Rab/İslam/Kur’an ve değerlerini sislemek, karalamak, küçük düşürmek için oluşturdukları ya da bu iş için kullandıkları kavram veya konulardır. Pek tabi bu hususlar ayrı bir yazı konusu ve üzerinde genişçe durulması gereken konu ve kavramlardır.
3- “Kur'an’da olmayanı, Taberi’nin yazısı vasıtasıyla varmış gibi göstermeye çalışarak bir taşla üç kuş vurmak peşin olan yazar” ifadesindeki “bir taşla üç kuş vurma” deyimi;
a- Kur’an’da bilimsel tezat var diyerek, Kur’an’ı çelişkiler içeren bir kitap olarak küçük düşürme;
b- Buna istinaden Evrim teorisinin bilimsel gerçek olduğu tezini güçlendirmeye çalışarak Evrim teorisini alternatif olarak övme;
c- Müslümanların önderleri ilim.
Rıdvan Kaya
18 Kasım 2008 Salı 13:22
sorunlar ve çözüm
Murat kardeşe eleştiri-ikazlarından dolayı teşekkür ediyorum. Benim yazımda geçen bir ifadeye yönelik sorusuna/eleştirisine yönelik olarak şunu söyleyebilirim. Cahili düzende hiçbir sorunun tam anlamıyla çözüme kavuşturulamayacağını vurgulamam Kürt sorunu gibi yakıcı bir meseleye bu sistem kalıpları içinde kalınarak nihai tahlilde bir çare, çözüm sağlanamayacağı gerçeğini hatırlatmak amaçlıydı.

Müslümanlar arasında da yaygınlaşan kimlik krizlerinin bir sonucu olarak adeta reformist bir söylem ve tutumun geliştiği gerçeğine dikkat çekmek ve sorunların, sıkıntıların asli manada nasıl bir mantıkla ele alınması gerektiğini vurgulamak istedim.

Bu vesileyle en büyük zulmün şirk olduğu hakikatini bilen bizler açısından zulmün ve zalimliğin bu cahili düzen içinde belki bir ölçüde giderilmesi söz konusu olabilse de külliyen tasfiyesinin imkan dahilinde olmadığının bir kere daha altını çizmek isterim..
Murat Kayacan
17 Kasım 2008 Pazartesi 20:53
Dergiye dair değerlendirme 4
Mehmet Pamak ağabey 50. sayfadaki ilk paragrafta makam, mevki, kredi, dünyevileşme ve ihale gibi kavramların karşısına tevhid, adalet vb kavramları koymakta. Vurgu güzel olmakla birlikte sorunu çözücü görünmüyor. Çünkü tevhidi ve adaleti ön plana çıkaran Müslümanlar da iktidar talebinde bulunuyorlar ve bu uğurda makam, mevki, kredi vb. kavramlarla imtihan edildiklerinde ne kadar başarılı olacakları net değil. Hatta makama ve mevkiye kavuştuklarında bu dünyevileşme olarak mı yoksa onlar “kendilerine iktidar verilen Salih kullar” olarak mı görülecek? Bu konuda tavrımız ne olacak/olmalı?

Kendisine tevhidi bilinç kazanmam konusunda çok şey borçlu olduğum, Fevzi Zülaloğlu’nun yazısının içeriği “icma” kavramını dikkate alarak şekillenmeliydi. Ele alınan ayetlerden çoğunluğun genellikle batıl üzere olduğu vurgusu hakim. Otoriter azınlık rejimleri de buradan kendilerine pay çıkarabilirler. Bir de yazılarında ele aldığı kavramlar hakkında klasik ve çağdaş müfessirlerin ne dediklerini de zikredip ardından da kendi görüşünü ortaya koyarsa, okur o kavram hakkında özlü bir İslâm düşünce tarihine muhatap olmuş olur. Sözgelimi “çoğunluk” kavramı üzerinde Fadlullah’ın İslâm ve Kuvvetin Mantığı kitabı önemli açılımlar getiriyordu. Onun görüşleri de zikredilseydi yazıya zenginlik katardı. Yazının sonuç bölümünde “Demek ki sorun insanın yaratılıştan defolu olmasından değil.” denilerek insanın defolu yaratıldığı ifade edilmekte. Kastının öyle olmadığını sanıyorum..
Murat Kayacan
17 Kasım 2008 Pazartesi 20:53
Dergiye dair değerlendirme son
Cengiz Duman’ın yazısında Kur’an’ın dünyayı düz olarak tarif ettiğini söyleyen yazarın adını niçin vermediğini anlayamadım. Bu seküler yazarın “Kur'an’da bilimsel tezat vardır!” görüşünü kanıtlamaya çalıştığı ifade edilmekte. Bilimsel tezat diye bir kavram var mı? Yazıda geçen “..bilimsellik denilen pozitivist değerler…” ifadesinden yola çıkarak şunu sormak mümkün: İkisi aynı şey mi? Duman: “Kur'an’da olmayanı, Taberi’nin yazısı vasıtasıyla varmış gibi göstermeye çalışarak bir taşla üç kuş vurmak peşin olan yazar” demekte. Ben iki kuş görebildim. Yine Duman: “Allah’ın her yerde var olduğunu..” demekte. Bildiğim kadarıyla bu ifadenin Kur'an’dan bir delili yok..
Hasan Soylu
16 Kasım 2008 Pazar 22:25
Kayacan'a cevap
Başbakanın samimiyetini ölçmek için elbette elde bir alet yok ama Türkiye'de muhafazakar siyasi kadroların çift dilliliği, sürekli biçimde devlet ile farklı, halk (onların terminolojisinde millet) ile farklı düzlemlerde ilişki geliştirdikleri açık değil mi? Erdoğan da bu geleneği sürdürüyor. Aksini düşünmek zaten çok daha vahim bir manzara ortaya çıkarır. (Örnek son 10 Kasım törenlerinde Başbakan ve Cuöhurbaşkanının sözleri bu olguyu doğrulamıyor mu?)

Gerilimli ilişki ve uyum arayışı çelişir mi, evet insanda çelişkili bir ruh haline yol açacağı kesin ama bence olgusal anlamda çelişmez!
Türkiyede siyasi kadrolar ile askerler arasında genelde gerilim olduğu açıktır ama bunun yanında siyasilerin sürekli biçimde askere yaranma tavrı içinde olduğu da vakadır. "İktidar" olma arzusu bu tarz bir çelişkiyi çoğu zaman örter ya da en azından mazur gösterir. AK Parti'nin de yağptığının bu olduğunu düşünüyorum..
Murat Kayacan
16 Kasım 2008 Pazar 12:22
Dergiye dair değerlendirme 2
Rıdvan ağabeyin Kürt Sorununda şeklinde başlayan yazısında “cahili düzende hiçbir sorunun tam anlamıyla çözüme kavuşturulamayacağının” altı çizilmekte. İslâmi bir düzende de hiçbir sorunun “tam anlamıyla” çözülemeyeceği kanaatindeyim.

DTP Neden Kapatılmamalı? Yazısına sayfa başı yapılmadığı için ayıp edilmiş. Bu yazıda AK Parti’nin sabah akşam zikreder gibi laikliğe, Kemalizm’e bağlılığını tekrarladığı ifadesi ağır kaçmış. Öğretmenlik polislik vb. mesleklerde bu türden sorunlarla daha sıkça karşılaşıldığını ancak onların bu konuda tavırsızlıkları nedeniyle pek de eleştirilmediklerini söylemek istiyorum. Herkes için adalet!
“Ancak AK Parti’nin iktidar olduğu unutulmamalı.” denebilir. Bu durumda sorabiliriz: “İktidar olmak nasıl bir şeydir? Mazbatayı eline almış ve başbakan olmuş bir kimse tam iktidar olur mu gerçekten?” Hatta “Başbuğ TSK’nın özgürce karar verebilen genelkurmay başkanıdır.” denebilir mi? Zulmü ortadan kaldırma konusunda süreç gözetmek bize caiz ise AK Parti’ye niçin caiz olmasın? Ne var ki, “hayırda acele etmeleri” için sıkıştırılmaları gerektiği kanaatinde olduğumu söylemeliyim.
Yine yazıda DTP ile Bask bölgesinin bağımsızlığını isteyen parti arasında bir fark olduğu ifade edilmekte. DTP’den farklı olarak Bask’ın bağımsızlığını savunan partinin bağımsızlık uğrunda şiddetin meşruluğunu savunduğu ifade edilmekte. DTP güce başvurmanın meşru olmadığını açıkladı mı?.
Murat Kayacan
16 Kasım 2008 Pazar 12:22
Dergiye dair değerlendirme 3
Karadavi yazısında girişte tüm tarafların katıldığı mezhep tartışması ifadesi kullanılmış. Bildiğim kadarıyla tartışmada iki taraf var.
Yazıda “kimliklenme” ifadesi kullanılmakta. Böyle bir Türkçe kelime var mı?
…yerine problem noktalarını… (…yerine problemli noktaları… )
Büyük Gerilla Tunku adlı yazıda Tunku’nun Ulusal Kurtuluş Cephesinin dağdaki kamplarına “halkın gidip geldiği” söylenmekte. Abartılı bir ifade. Halk için bu eylem pek pratik olmasa gerek.
Di Tiro’nun dağlarda oluşu sayesinde “halkın rehberini, liderini yanında hissettiği” ifade edilmekte. Liderlerle iç içe olmak, liderlerin dağlarda yaşamasıyla mı ilgili?
Ulusal Kurtuluş Stratejisi teşkilata ait üniversitede verilen derslerden birisi. Bu strateji AK Parti’ye niye caiz olmasın? Onun bu stratejisi niçin onun “Büyük gerilla” oluşuna halel getirmiyor?
Yazıda Tiro yanlılarının “bayraklarını göndere ezan sesi eşliğinde çektikleri anma törenlerinden” bahsedilmekte. Aynısı Türkiye’de iktidar tarafından yapılsa bu eylem övgüye değer bulunur mu, yoksa ulusalcı bir sapma, dini ulusa eklemleme olarak mı görülür?
Yazının sonunda Di Tiro’nun Açe İslâm devletine döndüğü ifade edilmekte. Bu devletin niteliği nedir? Sözgelimi hadleri uygulamakta mıdırlar? Cevap hayır ise, oradakini İslami kılan nedir? Kastedilen şöyle veya böyle dini hassasiyeti olan kimselerin hükümette oluşu ise, Türkiye’deki iktidarın oradakinden farkı nedir?
**
Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye eden müminler kurtulur.
Selamunaleyküm.
Murat Kayacan
16 Kasım 2008 Pazar 12:21
Dergiye dair değerlendirme
Bismillah,
Kapak güzel olmuş devamını dilerim.

Hasan Soylu kardeş yazısında: “Siyaseti takip eden herkes Başbakan’ın tutumunun samimiyetten uzak olduğun ve hemen her konuda gerilimli bir ilişki içinde bulunduğu askerle uyum arayışını yansıttığını bilir.” demekte.
Samimiyet kalbî bir şey, siyaset takip eden hemen herkesin bildiği iddiasının sağlam temelleri yok diye düşünüyorum. Başbakanın hem gerilimli ilişkilerinin olduğunun hem de askerle uyum arayışı içinde olduğunun altının çizilmesini telif edemedim. Gerilimli ilişkileri kiminle?
Son paragrafta “hükümetin silahlı bürokrasinin her istediğini yapmayı ülkeyi sorunsuz idare etmek sandığı” ifadesi çok genellemeci.

Kenan Alpay’ın yazısının başlığında Erdoğan’ın karizmasının seyrinin en azından yarı yarıya işleneceği izlenimi var ancak metinde öyle değil. Başbuğ’un karizması bile %40 oranında işlenmiş görünüyor, gerisi TSK ve Kemalizm..
Rıdvan Kaya
14 Kasım 2008 Cuma 12:24
sahiplenme tavrı
Genel olarak bakıyorum da Haksöz'ün içeriğine yönelik pek kimseden bir şey duyulmuyor. Oysa internet okuyucularının en azından bir kısmının, - önemli bir kısmının- dergiyi okuduğunu, -en azından edindiğini- biliyorum. Peki neden bu sessizlik, ilgisizlik?!

Haksöz okuyucuları açısından bunca yoğun gündemlerle fokurdayan bir ülkede acaba dikkatimizi çeken, teşvik etmeyi gerektiren ya da eleştirmemiz, itiraz etmemiz gereken bir şeyler yok mu?

Murat Kayacan kardeşimiz bile kapağa dair bir cümleyle yetinmiş. Oysa dergiyi en iyi okuyanlardan biri olduğunu biliyorum, nitekim önceki sayılara ilişkin olarak gerek tashih gerekse de içerik itibariyle satır satır değerlendirmelerini iletmekteydi.

Özetle, kimimiz yazarak, kimimiz okuyarak ama bir biçimde mutlaka ilgi göstererek dergiye sahip çıktığımızı göstermeliyiz. Bu sayfada yapılabilecek değerlendirmeler de bu sahip çıkma tutumunun elverişli ve de kolay yollu göstergelerinden biri olarak görülmeli diye hatırlatılıyorum..
Murat Kayacan
10 Kasım 2008 Pazartesi 14:34
Kapak
Derginin bu sayısının kapağını teknik açıdan alımlı buldum, devam etmesini dilerim..
Nejat Dost
04 Kasım 2008 Salı 04:24
Nasıl Bir Uyarı?
Ne övmesi, ne övülmesi? Arkadaşımız dergiyi okuyup değerlendirmiş. Ben de bunu bir övgü olarak düşünmenize hiçbir anlam veremedim. Burası fikir ve değerlendirmelerin paylaşıldığı/sunulduğu bir ortam. Kaldı ki; burada yer yer eleştiri ve öneriler de yayınlanıyor.
Sizce son cümlenizde söylediğiniz gibi olsaydı; sizin yorumunuz yayınlanırmıydı?
Daha kerdeşçe bir uyarı: Eğer katkınız olmayacaksa ne olur en azından katkıda bulunmak isteyenlere engel olmayın..
Seyfullah Gündeş
03 Kasım 2008 Pazartesi 09:32
Kendi kendini övmek/övdürmek
Haksöz çevresi içinde yazarlık anlamında olmasa da muhabirlik düzeyinde de olsa görev alan birinin iki tane uzun uzun haksöz övgüsü yazmış olması ve sizin de bu övgüleri yayınlanmış olamınıza bir anlam veremedim. Kendi kendisini öven bir pozisyona düşmekten imtina etmlisiniz. Bu sadece kardeşçe bir uyarı....
abdulvedud ay
02 Kasım 2008 Pazar 00:02
Almanya Müslümanlarının Öyküsü…
Hamza beyin ziyaret ürünü olan bu makalesi “ziyaretleşme kültürü” açısından da ciddi bir örneklik mesabesindedir. Cemaleddin Afganî, talebeleri ve dönemin Müslümanlarının küresel iletişim ağı işlevi gören Urvetu’l Vuska’yı bize bir kez daha hatırlatan bu örneklik kesinlikle yaygınlaştırılmaya, sürdürülmeye şayan hayırlı bir ameli ifade etmektedir. Bu makale sayesinde hem Almanya Müslümanlarının tarihi oluşum-gelişim süreçlerinin grafiğini öğrenmiş oluyoruz, hem mevcut durumları-imtihanlarının boyutlarını kavrama imkânını elde etmiş oluyoruz ve hem de karşılaştıkları çok yönlü dâhili ve harici sorunları ve bunlara karşı fıkıh oluşturma arayışlarına şahit olmuş oluyoruz. Keşke sahih bir perspektif ve emek ürünü olan bu tarz çalışmalar yaygınlaşsa!
Hamza ağabeyin anlatımlarında dikkate şayan vurgular arasında dâhili sorun olan DİTİB ve tarihselcilik sapması başta gelmektedir ki Almanya Müslümanlarının bunlara karşı sergiledikleri tutumlarda başarılara şahit olmaktayız. İRŞAD Kitapevinin ve Müslümanlarla Dayanışma Platformunun ortak sorunlar temelinde Müslümanlar Koordinasyon Kurulu’nda yer almaları, DİTİB, koordinasyon vb. sorunlarını böylece kısmen atlatmaları ciddi bir örnekliktir. Ayrıca içerisinde farklı İslami temayüller ve kesimler barındıran bu kurulun H.z. Muhammed'i (s) ve Kur’an’ı mitleştirici tarihselcilik girdabına karşı ortak tutum sergilemeleri de açıkçası sevinçten gözlerimizi yaşartan bir örneklik… Bu makaleden öykülerine daha geniş vakıf olduğumuz Alman Müslümanlarını duamıza katıyor ve rabbimizden kendilerine yar ve yardımcı olmasını diliyoruz. Ayrıca buna vesile olan Hamza ağabeye de çok teşekkür ediyor ve duaların en güzeli ile kendisine mukabele ediyoruz: “Allah razı olsun!”.
Son olarak şu teklifi de sunmakta fayda görüyorum: Haksöz dergisinde daha önce de Avrupa Müslümanlarını çeşitli açılardan konu edinen makaleler vardı; acaba Hamza ağabeyin bu son çalışmasıyla birlikte derleyip kitaplaştırmamız fonksiyonel olmaz mı?.
abdulvedud ay
01 Kasım 2008 Cumartesi 23:53
Gündem yoğunluğunu yakalama başarısı...
Derginin bu sayısı gerek Türkiye ve gerekse de dünyada geçen ay gelişen çok yönlü gündemi konu edinen yorum ve değerlendirmelerin yoğunluğuyla dikkat çekmektedir. İç içe giren bu gündemlerin eş zamanlı olarak takibe alınması ve tartışılması nitelikli ve süreklileştirilmeye değer bir örneklik ifade etmektedir.
Şüphesiz ki “Kur’an çalışmaları” da bu boyutu besleyen bir takviye işlevi görmektedir. Ayrıca kültür-sanat alanında Haksöz’de son zamanlarda gözlenen yoğunluk da değerlendirilmeyi, geliştirilip arttırılmayı hak eden bir nitelik mesabesindedir.

Görsel estetik konusu nihai tahlilde görelidir. Dolayısıyla bana göre bu sayının ön ve arka kapağı olumlu yönde belirgin bir farklılığı yansıtmaktadır. Arka zemin göze hoş geliyor. Necmettin ağabeyi de bu emeği dolayısıyla tebrik ediyorum.

Diğer yandan derginin bu sayısında bir çalışma var ki çok ciddi bir açığı kapama işlevini gördüğü söylenebilir. Hamza Türkmen’in Almanya Müslümanlarını, oluşum ve gelişim süreçlerini ve mevcut durumlarını çok yönlü ve doyurucu bir şekilde ele alan ve “Almanya Gurbeti: Kimlikte Bilinçlenme Süreci” adını taşıyan bu uzun ama bir o kadar da okunaklı makalesi hem bilgilendirme ve hem de yarınki okuma-araştırmalara kaynaklık etme niteliğine haiz ciddi bir belge niteliğindedir. Ayrıca makalenin yazarı da şu açıdan tebriki hak etmektedir ki; geçenlerde Almanya’da üç-beş gün kalma imkânı bulmuştu; görünen o ki bu imkânı çok iyi değerlendirerek böylesi bir belgeseli süzmüş ve adeta Almanya Müslümanlarının öyküsünü kaleme almıştır. /.../.
03 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR