HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Haksöz Dergisi Mart 2010 Sayısı Çıktı!
03.03.2010 16:01
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
Aylık yayınında 228. sayıya ulaşan Haksöz Dergisi, Mart ayı sayısı itibariyle tam 19 yılı da geride bırakmış oldu.

19 yıldır "Kur'an'ın aydınlığına doğru" şiarıyla aylık yayınını istikamet üzere ve istikrarlı bir şekilde sürdüren Haksöz'ün bu sayısında militarist zihniyetin tümüyle tasfiye edilmesi çağrısında bulunuluyor.

28 Şubat zorbalığının failleriyle hesaplaşılması gerektiğini dillendiren Haksöz Dergisi, bu ayki sayısında Balyoz operasyonunu kapağa taşıdı. "Sadece Cuntalar Değil, Militarist Zihniyet Tümüyle Tasfiye Edilmelidir!" başlıklı Gündem yazısı askerci siyasetin sefaletini ortaya koyarken Bahadır Kurbanoğlu, yaşananları "egemenler arası çatışma" ya da "danışıklı dövüş" olarak yorumlayanların süreci hafifsetme çabalarını tartışıyor ve dokunulmazlara dokunmanın önemine dikkat çekiyor.

Savcı Cihaner'in tutuklanması sürecini Mustafa Doğan "Erzincan'dan Erzurum'a Bağımsız ve Tarafsız Yargı" başlığıyla irdelerken aynı zamanda yargıdaki hukuksuz işleyişi de gözler önüne seriyor. Murat Ayar ise sokak çocuklarının ve küçük yaşta çalıştırılan çocukların trajedisini dergi okurlarıyla paylaşıyor.

ABD öncülüğündeki NATO'nun Afganistan'da başlattığı geniş çaplı operasyonu ve Taliban direnişinin arka planını yorumlarken Murat Özer aynı zamanda direnişin önemine vurgu yapıyor. Mehmet Pamak ise NATO'nun Afganistan işgalinde Türkiye'nin konumuna dikkat çekiyor ve Taliban'ın verdiği mücadele karşısında Müslümanların alması gereken tutumu tartışıyor.

Hayatı bütün boyutlarıyla kuşatabilecek ör­gütlenme biçimlerinin ihtiyaç olduğunu belirten Ahmet Örs, TEKEL çalışanlarının durumunu yazısına örnek verirken İkbal Sıddıki, ümmet ve İslami hareketler arasındaki irtibatın ortak bir dilin kurulması bakımından Arapçanın önemine dikkat çekiyor.

"Açılım Politikaları Kimin İsteği?" başlıklı yazısında Hamza Türkmen, çeşitli komplo teorilerine yol açan AK Parti'nin açılım politikalarının arka planına değiniyor. Bu bağlamda Rand Corporation'ın "Sorunlu Müttefiklik: Küresel Jeopolitik Deği­şim Çağında ABD-Türkiye İlişkileri" başlıklı raporunu masaya yatırıyor.

Kıssa çalışmalarını sürdüren Cengiz Duman, bu sayıda Hz. Yakub kıssasını irdeleyerek Kur'an ayetleri ve Tevrat'taki bilgiler ekseninde Yakub Peygamber'in kişiliğini ve şeceresini konu ediniyor.

Nurettin Topçu'nun "Taşralı" kitabından hareketle Topçu'nun hikâyelerindeki kötülüğün etnik ve coğrafi kökenlerini gözler önüne seren Kenan Alpay, Arnavut, Çerkez, Arap, Boşnak gibi "yabancı" unsurların Nurettin Topçu hikâyelerinde nasıl kötülük/bozgunculuk kaynağı olarak verildiklerini anlatıyor.

"Bedir Ehli" olarak nitelediği Filistin'in Mercu'z-Zuhr sürgünü kahramanlarını anımsatan Süleyman Ceran, öncü olmanın değerine dikkat çekerken Habil Sağlam, Rasim Özdenören öyküsünün dayanaklarını irdeliyor: Çözülme, tasavvuf, ölüm. Bu ayki yazısında Asım Öz, İskender Pala'nın "İki Darbe Arasında" kitabını ele alarak askerî anılardaki eleştirelliğin önemine işaret ediyor. Günay Bulut ise Hz. Meryem, Hz. Hatice ve Hz. Fatıma ile ilgili Sibel Eraslan'ın kaleme aldığı biyografik romanları değerlendiriyor.

Danıştay katsayı kararı ile ilgili Aysel Ayar'ın yazdığı bir okur mektubunun yanı sıra dergide Hatice Kübra Baytap'ın bir şiiri ve Bünyamin Doğruer'in denemesine yer veriliyor.

Haksöz Dergisine İnternet Üzerinden Abone Olmak İçin Tıklayın

İrtibat: 0212 524 10 28
haksozdergisi@gmail.com

HAKSÖZ-HABER

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 3 Yorum
Esma
15 Mart 2010 Pazartesi 22:28
Topçu'nun Hikayeleri
Kenan Alpay'ın Nurettin Topçu'nun hikayeleri üzerine yazdığı yazı da farklı ve ilginç bir yazı olmuş.
Bu tür edebi ve sosyolojik incelemelerin, kitap değerlendirme ve eleştirilerinin devam etmesini istiyoruz.
Teşekkürler..
ismail çoktan/mardin
14 Mart 2010 Pazar 16:16
dergideki 2 yazı üzerine...
hedefe ulaşmak için yapılacak önemli bir başka şeyde mutlaka ve acilen akademik düzeyde eğitim kurumları oluşturmaktır...

bu eğitim kurumları belli bir cemaatin,derneğin vs tekelinde olmamalı ve müslümanların ortak bir eğitim kurumu özelliğini taşımalıdır...
ve bu eğitim kurumunun hakim dilinin arapça olmasıda elbette gereklidir...

bu eğitim kurumlarında yapılacak temel eğitim bireyleri vahiy temelinde hayata bakmalarını sağlayacak bir eğitim olmalıdır...
herhangi bir mezhep temelinde değil...

bunun içinde elbetteki müslümanların aradaki tefrikaları en aza indirerek bir araya gelmesi zorunludur...

bu aşamadan sonrası ise kapsamlı mücadele ve devrim olacaktır allahın izniyle...

elbetteki bu hadi düşündükte oldu değil...
bunlar rasyonelliği olan şeyler ve yapılabilecek şeylerdir yeterki çalışmalarımız aradaki tefrikaları en aza indirmek ve birleşmeye yönelik olsun....
ismail çoktan/mardin
14 Mart 2010 Pazar 16:09
dergideki 2 yazı üzerine...
selamun aleykum...
dergide yazan tüm üstadlara teşekkür ederim...
bu ayki sayıda özellikle dikkatimi çeken ve oldukça yararlı bulduğum 2 yazı vardı ahmet örsün farklı örgütlenmelerin zorunluluğu üzerine byazdığı ve ikbal sıddıkinin islami hareketlerde arapçanın merkeziliği üzerine yazdığı yazısı birbirlerini tamamlar mahiyette ve bir tek yazıda birleştirilebilecek yazılar...

gerçek şu ki müslümanlar arasında bir birlikten söz edilemez...
bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi ve ( bana göre birincisi ) dil birliğinin olmamasıdır...
ayrıca müslümanlar arasından yaklaşık 100 yıldır ümmete fikri önderlik yapacak ve ümmetin her kesimini etrafına toplayacak bir liderin hemen hemen hiç çıkmamış olmasıda bunun nedenleri arasındadır...

şuan müslümanların tevhidi bir uyanış yaşadığı açıkça görülüyor bundan 10-15 yıl evvelini düşünecek olursak bu konuda bir hayli ilerleme olduğu kesin...
özellikle sivil toplum kuruluşları etrafındaki birleşme ve bilinçlenme hareketi tevhidi uyanış sürecine önemli katkılarda bulunuyor...
faka baktığımız zaman maalesef sivil toplum kuruluşları ( dernekler vs) ve cemaatlerin herbirinin kendine özgü düşüncesi var ve herbiri de kendisi dışındaki diğer örgütlerden bağımsız ve hiçbir şekilde gerek fikri gereksel ameli konularda işbirliği yapmıyor...
bir takım üstadlar bir takım cemaatlere,derneklere vs mal olmuş ve bu üstadlar diğer cemaat ve dernekleri tamamen görmezden geliyor...
bu da islami hareketi merkezi olmaktan çok uzakta tutyor...

ayrıca tevhidi uyanış sürecinin sonucunda nereye varmak istediğimizi aslında hiçbirimiz bilmiyor gibiyiz...
evet konfranslar,alternatif eğitim seminerleri, görsel ve yazılı basın vs tevhidi uyanışa önemli katkılar sunuyor fakat tevhidi uyanışın nedenliğini maalesef ortaya koyamıyor...

bence tevhidi uyanış sürecinde hedeflenmesi gereken tevhidi bir toplumu oluşturmak olmalıdır
ve bunun içinde müslümanların yukarıda yazdığım özelliklere sahip bir lider etrafında birleşmeleri kaçınılmazdır..
30 Temmuz 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
İKTİBASLAR