HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Haksöz Dergisi Şubat 2010 Sayısı Çıktı
31.01.2010 01:03
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
“Kur’an’ın aydınlığına doğru” şiarıyla aylık yayını sürdüren Haksöz dergisi, “Militarizmin Balyozu Halkın Tepesinde!” manşetiyle çıktı. Dergi bu sayıda “Zorunlu Askerlik ve Vicdani Ret” konulu yeni bir soruşturmayı okuyucularının ilgisine sunuyor.

Haksöz, Şubat Sayısında Vicdani Ret Hakkını Soruşturuyor…

Şubat sayısında Balyoz Darbe Planı'nı kapağa taşıyan Haksöz, "Darbecilik yozlaştırır, çürütür" diyerek cuntanın balyozunu kırmaya ve Genelkurmay'dan hesap sormaya çağırıyor. Gündem yazısında bu ülkenin tarihinin Balyoz operasyonlarıyla dolu olduğuna dikkat çeken Haksöz, Başbuğ'un söylediğinin aksine darbecilerin nasıl akıl ve vicdan yoksunu olduklarını gözler önüne seriyor. Darbelerin dayanağı TSK İç Hizmet Kanunu 35. Madde ve EMASYA Protokolü'nün kaldırılmasını ve darbe anayasasının bir an önce tasfiye edilmesini talep eden Haksöz, militarizm zihniyeti ile hesaplaşmadan darbeciliğin son bulmayacağını vurguluyor.

"Filistin Aynasında Tutarlılık Sorunumuz" başlıklı yazısında Rıdvan Kaya, Türkiyeli Müslümanların Gazze özelinde ortaya koydukları etkinlik ve eylemlilikleri neden ülkenin yakıcı sorunları karşısında sergile(ye)mediklerini tartışıyor. Filistin'e yönelik haklı duyarlılığın diğer sorumluluk alanlarına yansımamasını mücadele perspektifinin sığlığına bağlayan Kaya, tutarlı davranışın bütüncül bir kavrayışı zorunlu kıldığına dikkat çekiyor.

Bu paralelde Ahmet Örs, kaleme aldığı yazısında TEKEL işçilerinin direnişini ve hükümetin tutumunu değerlendirirken Müslümanların neden sosyal-ekonomik sorunlara duyarsız kaldığını sorguluyor.

Türkiye'deki yargı hukuksuzluğundan sadır olan görüntülerin "Memleketten Hukuk Manzaraları" üst başlığıyla yer aldığı dergide Kürt açılımı ile ilgili değerlendirmeler de dikkat çekiyor. Bahadır Kurbanoğlu, açılımın önündeki en temel iki engelin Türk ve Kürt vesayet mantığı olduğu gerçeğini ortaya koyarken DTP'nin ve AK Parti'nin yaklaşımlarını yorumluyor. Hamza Türkmen ise Haksöz'ün bir önceki sayısında yapılan "Kürt Açılımına Müslümanlar Nasıl Yaklaşıyor?" başlıklı soruşturmada Türkiye Kürdistanında yaşayan Müslümanların verdiği cevapları değerlendiriyor.

Bu sayıda yapılan "Zorunlu Askerlik ve Vicdani Ret" soruşturmasına katılan Ahmed Kalkan, Ahmet Faruk Ünsal, Cüneyt Toraman, Gülden Sönmez, Hamza Türkmen, Kul Sadi Yüksel, Mehmet Pamak, Rıdvan Kaya ve Serdar Bülent Yılmaz Türkiye'deki zorunlu askerlik uygulamasını ve vicdani ret hakkını tartışıyorlar. İslami kimliğinden ötürü askerlik yapmama eylemini sürdüren Enver Aydemir'in tavrı ve bu tavra nasıl yaklaşılması gerektiği de soruşturmada tartışılıyor.

Dergide geçtiğimiz ay bir Çeçen ailenin mağduriyeti ile ilgilenmek üzere gittiği Kumkapı'daki Yabancılar Şubesi'nde eşi ile birlikte kolluk kuvvetleri tarafından şiddete maruz kalan İmkan-Der Başkanı Nuray Canan Bezirgan ile yapılan bir röportaja yer veriliyor.

"Kur'an'ı Anlama Üzerine Değiniler" başlıklı yazısında Murat Kayacan, Kur'an'ın nasıl bir üslup kullandığı, nüzul sebebinin rolü, Rasulullah'ın konumu, Kur'an'ın ele aldığı konuların ve hedefinin bilinmesi hususlarını işlerken Asım Öz, bu ayki yazısında "Sezai Karakoç düşüncesinde M. Said Çekmegil'in etkisinden söz edilebilir mi?" sorusuna yanıt arayarak iki isim arasındaki etkileşimi ele alıyor.

Haksöz Dergisine İnternet Üzerinden Abone Olmak İçin Tıklayın

İrtibat: 0212 524 10 28
haksozdergisi@gmail.com

HAKSÖZ-HABER

 

Haksöz Dergisinin Şubat Sayısında Yer Alanlar

Darbecilik Yozlaştırır, Çürütür! - Haksöz

Darbecilerin Aklı ve Vicdanı - Haksöz

"Balyoz" Meydanlarda Protesto Edildi - Haksöz

Filistin Aynasında Tutarlılık Sorunumuz - Rıdvan Kaya

Tekel İşçilerinin Direnişi ve Çıkarılması Gereken Dersler - Ahmet Örs

Komutan Düğüne, Erler Ölüme - Haksöz

Kayseri Garnizonundaki Sorgu Rezaleti Açığa Çıkıyor! - Haksöz

301. Madde ve Adalet Bakanlığı'nın Düşünce Özgürlüğü Sınavı - Haksöz

Yargıda Keyfiliğin Son Kurbanı: İhya-Der - Haksöz

'Açılım'ın Önündeki En Temel İki Engel Türk-Kürt 'Vesayet Mantığı'dır - Bahadır Kurbanoğlu

Türkiye Kürdistanı'ndan Müslümanlar "Kürt Açılımı"na Nasıl Bakıyorlar? - Hamza Türkmen

Enver Aydemir'le Dayanışma Eylemi - Haksöz


SORUŞTURMA: Zorunlu Askerlik ve Vicdani Ret

Askerlik: Devlet Tanrısına Kulluk - Ahmed Kalkan

Vicdani Ret Hakkı Türkiye Hukuk Sistemine Alınmalıdır! - Ahmet Faruk Ünsal

Zorunlu Askerlik İnsan Haklarına Aykırıdır! - Cüneyt Toraman

Enver Aydemir'in Tavrı Birçok Dindar İnsanın Vicdanının Sesidir! - Gülden Sönmez

Vicdani Ret Hakkının Kazanılması İçin Mücadele Etmeliyiz! - Hamza Türkmen

Bu Mesele; İslam'ın Akidevi İlkeleriyle Değerlendirilmelidir! - Kul Sadi Yüksel

Kemalist Orduya Zorunlu Askerlik Kaldırılmalı! - Mehmet Pamak

Zulmü Teşhire Ağırlık Vermeliyiz! - Rıdvan Kaya

Zorunlu Askerlik Dayatmasına Karşı Ortak ve Örgütlü Mücadele Şart - Serdar Bülent Yılmaz

Askere Alma ve Vicdani Retçilik - Haksöz


Çeçen Ailenin Mağduriyetiyle İlgilendik, İşkence Gördük! - Nuray Cenan Bezirgan

Kur'an'ı Anlama Üzerine Değiniler - Murat Kayacan

Sezai Karakoç Düşüncesinde M. Said Çekmegil Etkisinden Söz Edilebilir (mi?) - Asım Öz

Çekmegil'in Son Eseri - Mehmet Yasin

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 21 Yorum
rüştü hacıoğlu
17 Şubat 2010 Çarşamba 14:08
alırken mi satarken mi?
"...Bir meselenin İslami olması için ayet ve hadislerden alıntı yapılması zorunluluğu düşüncesi..."

ile ilgili yaklaşımı ikiye ayırabiliriz.

A- söz konusu meselenin mala zararı varsa iş yokuşa sürülebildiği kadar sürülebilir; urgana un serilebilir.

B- söz konusu mesele mala fayda üstüne fayda sağlıyor ise : " ilim çin'de maçin'de itaki'de dahi olsa alınıp gelinebilir."

evvelce anlatmıştım lakin tekrarı elzem oldu:

yörük cuma saati kasabaya inmiş ezan başlayınca mallar ürkmüş, yörük hepten...
yaklaşmış birine:
-n'oluyor demiş
-cuma selası demiş biri
yörük:
-mala zararı var mı?
-yok demiş beriki
-iyi! demiş yörük, mala zararı yoksa okusun!okusun!.
Ali Güney
12 Şubat 2010 Cuma 10:36
TEKEL Olayı
Fatma hanım, Ahmet Örs'ün yazısında elbette ki "işçiler TEKEL fabrikalarına dönerek içki ve sigara üretimini devam ettirsinler" gibi bir vurgu yok. Burada söz konusu olan fabrikaları kapatılınca mağdur olan işçilerin istihdamı. Bu TEKEL işçilerinin farklı kamu hizmetleriyle mağduriyetlerinin giderilmesi gündem ediliyor. Yoksa haram bir ürünün üretiminin durdurulması meselesi değil söz konusu olan....
fatma
11 Şubat 2010 Perşembe 15:03
tekelin misyonu
İşçi hakları savunusunda duyarlı bir müslümanın itiraz yükseltmeyeceği malum. Fakat burada göz ardı edilen bir mesele var. Tekel, içki ve sigara üretimiyle kendini ayakta tutan bir kurum.. buradaki işçilerin haklarını savunurken, bu üretimi de farkında olarak ya da olmayarak, legalleştirmiş olmuyor muyuz? Tekelde calışan işçilerin pek çoğu, bu zararlı maddelerin üretimi sonucu ileriki yaşlarda akciğer ve kalp hastalıklarıyla boğuşuyorlar. Sonuçta haramlığı ayetle sabit bir içecek üretiliyor... Bu işçilerin haklarını savunurken tekel gerçeğini de gündeme taşımamız gerekmiyor mu??.
Ahmet Örs
06 Şubat 2010 Cumartesi 16:41
tekel işçileri, tokat, eleştiriler
Şimdi sırayla başlayalım:

1- Bir meselenin İslami olması için ayet ve hadislerden alıntı yapılması zorunluluğu düşüncesi için hayretler içindeyim. Yürüyen Kur'an örneğini verip geçelim.

2- Muhalif kimliği benimseyen birçok müslümanın mesele TEKEL ya da başka kamu çalışanına gelince "yan gelip yatıyorlar, sırtlarını devlete dayamışlar" argümanlarıyla devlet muhibliğine soyunmaları gizli taraftarlıkları açık etmesi bakımından oldukça şaşkınlık vericidir.

3- Neymiş "devlet herkesin karnını doturmak zorunda değilmiş!" Devlet herkesin zihnini 6 yaşından itibaren zorla resmi ideolojisiyle doyuruyor da neden karnını doyurmuyor?

4- Bir arkadaşımız tutmuş Fransa örneğiyle "kamuyu dolduralım mı?" demiş. Yahu devlet neden halkın tepesinde örgütlenmiş tabi ki karnını doyuracak. Devlet bakanı "en büyük hatamız işçilere merhametli davranmak oldu" diyor. Yani devlet halkına merhamet etmeyecekmiş, zulme devam! Biz de adalet partisi sanmıştık.

5- "Tokat yereli" itirazı var. Sanki hayat soyut meseleler üzerinden kuruluyormuş gibi. Kardeşim nerede fabrika kapanıyor, nerede halk işsiz kalıyorsa oradan hareket edersin: Tokat'ta, İzmir'de, Batman'da fabrika kapanırken siz işin zoruna (!) talip olup ayet, hadislerle yazı yazın!

6- Son olarak bu özelleştirmeci sevdalılarının kapitalizmin acımasızlığına bu ölçüde kucak açmaları hayatı fark edememelerine bağlıyorum. Asgari ücretlerle insanların Firavun'un İsrailoğullarını köleleştirmesi gibi modern köle haline getirilmesine hangi gerekçeyle karşı çıkmayacaklar, anlamak imkansız doğrusu!.
Adil Özyiğit
06 Şubat 2010 Cumartesi 13:46
Analitik ve Doyurucu Tespitler İçin Teşekkürler Haksöz! 4
Bahadır Bey’in açılımın gündemden düşmesine yol açan sebeplere yönelik yaptığı derli toplu tespitlere katılmamak mümkün değil. Şöyle ki; “kimse olmasa da, yalnız kalsam da açılımı tek başıma ben yaparım ama bana kafa tutmayı sürdürürseniz her şeyi silip en başa da dönerim” diyen bir hükümet, “tasfiye ediliyoruz, açılımdan murad edilen temel amaç, haklarımızı dünya gündemine getirmemize vesile olan silahlarımızın elimizden alınması ”vb. diye düşünen bir Kürt ulusalcı muhalefet mevcutken açılımın yeniden gündeme gelip hızlıca ilerlemesi zor görünüyor. İnanıyorum ki, Ergenekon terörünün savcılığına soyunan hatta “keşke sanığı olsaydım” belağatını besleyen CHP’ye verilen kredinin, onlarla yapılmak istenen görüşme isteğinin cüz’i bir kısmı DTP/BDP’nin muhataplığı yönünde de sergilenseydi, şimdiye kadar bu sorunun büyük bir kısmı çözülmüş olacaktı. Bahadır bey güzel yakalamış, Ergenekon’a terör demezsen seninle görüşmem demeyip bilakis bu terörist yapılanmanın savcılığını üstelenen bir partiyle günler boyunca görüşmek için adeta yalvarırcasına bir siyaset izleyen AK Parti kadroları, keşke DTP’ ye de bu terörü kabul et öyle gel şartını koşmamış olsalardı. Çünkü “karşındakine verdiğin değer kadar, değer görürsün” lafı gereği, AK Parti, DTP/BDP’yi muhatap olarak kabul etmedikçe açılımın somut hedeflere bürünüp, çözüm yolunda olumlu gelişmelerin yaşanmasını beklemekle hata eder. Bu sorun, Kürt Halkının taleplerini dinlemeden, en az 2.5 milyon insanın temsilcisi olarak belirlenen siyasetçileri kaale almadan, seçilmişlere kelepçe takıp tasfiye endişelerini güçlendirerek, PKK realitesini görmezden gelerek çözülemez.

Bahadır Bey’e bu güzel yazısı için çok teşekkür ederim. Kürt meselesine kafa yoran yazarlarımız olduğu müddetçe, sorunun çözümüne dair, Müslüman kardeşlerimizin problemlerinin bitmesi için gerekenlerin yapılması hususunda söylenecek çok sözümüz olacaktır..
Adil Özyiğit
06 Şubat 2010 Cumartesi 13:44
Analitik ve Doyurucu Tespitler İçin Teşekkürler Haksöz! 3
Bahadır bey, yazısında bu konuyu iyi işlemiş ama sürece katkı sunduğu iddia edilen (gerçi bu amaçla yol haritası yazmıştır ve hala o defterler devlet tarafından avukatlarına teslim edilmemiştir.) Öcalan’ın, adeta oyun oynarcasına, kitleleri anlamsız faaliyetlere sevk etmesini, milletvekillerinin iradelerine ipotek koyacak nitelikte açıklamalarda bulunmasını ve hükümetin yapmaya çalıştığı açılımı sürekli olarak “ ben olmadan başarılı olamayacak” diyerek, merkezi bir rol elde etme çabasıyla sekteye uğratma girişimlerinde bulunmasını da güçlü biçimde işlemeliydi.

Açılım tartışmalarının yoğun biçimde yaşandığı o günlerde, yazıda da belirtildiği gibi, AK Parti’nin “ben bilirimci” özelliğinden kaynaklanan ve bariz bir kibri de yedeğinde getiren politik ifadeler, çözüm noktasında herkesten daha fazla ümit besleyen Kürtleri hem yaralamış hem de DTP’nin kafa bulandırıcı söylemiyle aynı zeminde buluşmaya sevk etmiştir. Hükümet yetkililerinin ilk günden beri kurdukları cümleler, Açılımı verilecek bir “lütuf” olarak algılamamıza yol açmıştır. Oysa gasp edilen hakların ve asimile edilen bir kavmin varlığının tarihsel kökenini bilmemek, çözüm için ilk adımı atamamaktan başka anlama gelmez. Bu nedenle AK partinin soyut ifadelerle sınırlı kalan “açılım, açılım” politikası, yaşanan karşılıklı sorunlar ve temelinde “muhatapların birbirlerine güvenememesi” gibi sorunlar nedeniyle şimdilik rafa kaldırıldı..
Adil Özyiğit
06 Şubat 2010 Cumartesi 13:42
Analitik ve Doyurucu Tespitler İçin Teşekkürler Haksöz! 2
Aynı zamanda, sivil siyaset içinde olmalarına rağmen, iradelerini kişi kültü ekseninde Öcalan/Önderlik merkezli bir anlayışa teslim etmenin her zeminde örneklerini sergileyen DTP/BDP çizgisinin, son süreçte muhataplık adına hep PKK’yi adres olarak göstermeleri, sorunu çözmek yerine, fırsattan nemalanarak PKK’yi meşrulaştırma çabası olarak değerlendirilmeyi hak etmektedir.

Kürt sorununun, şiddeti benimseyen Kürt ulusalcı hareketlerin çabası sonucu gündeme geldiğine dair klişeleşen söylemle birlikte yine aynı ulusalcı cephenin yol açtığı militarist iklimin Kürt sorununu içinden çıkılmaz bir hale soktuğu yönünde yapılan değerlendirmelere dair yazarın haklı olarak vurguladığı husus kanaatimce tarihsel verilerle birlikte başlı başına bir yazı konusu. Sorunu tekelleştirip beraberinde gelişen yeni problemleri görmezden gelen Kürt ulusalcı bürokrasisi, “tasfiye ediliyoruz” yaygarası kopararak, bu anlayış dâhilinde “çözümsüzlüğü” dayatmakta ve bu da Bahadır Bey’in de ifade ettiği gibi çok açık bir “basiretsizlik” örneği haline gelmektedir.

Yazıda vurgulanan ve DTP/BDP çizgisinin dilinden düşmeyen , “AK Partinin bölgede kendi Kürdünü yaratma çabası”, “Ağızlarıyla kuş tutsalar Kürt Halkına yaranamazlar”, “ AK Parti iktidarı döneminde Türk Halkının tekrar Sevr tehlikesine benzer bir durumla karşı karşıyadır”, “Sürecin asıl belirleyici aktörleri bizler olmalıyız, bizi tasfiye etmeye çalışıyorlar, o halde biz de yokuz.” vb. gibi söylemler, açılımın konuşulmaya başlandığı ilk günden bu yana niyet okuma maksadıyla sürekli biçimde ifade edilmeye devam etti. Zaten son olarak Emine Ayna’nın, her daim ağızlarından “ barış-özgürlük-demokratik çözüm ” sözleri dökülen insanlar adına, şen kahkahalar eşliğinde açılımın artık tamamen bittiğini ifade etmesi, DTP/BDP’nin ne yapmaya çalıştığı ile ilgili tüm iyi niyetli kimselerin kafalarındaki soruları artırmaya yetti de arttı bile..
Adil Özyiğit
06 Şubat 2010 Cumartesi 13:41
Analitik ve Doyurucu Tespitler İçin Teşekkürler Haksöz! 1
Haksöz dergisinin Şubat sayısı, geçen ayın ana gündem maddelerini merkeze alan ve yazıların içeriği noktasında doyurucu nitelikte yazılan, emek mahsulü yazılarla donatılmış. Bu sayıda Asım Öz’ün kaleme aldığı yazı önemli tespitlerle dolu ve Sezai Karakoç’un düşünce dünyasının arka planının araştırılması sonucu, Sezai Bey’in bazı temel konularda, Türkiye’de Tevhidi bilinçlenme sürecine katkılarıyla yâd edilen Çekmegil’in fikirlerinden etkilendiği yönünde alıntılarla desteklenmiş ciddi sorular içermekte. Yazının başlığı olarak kullanılan soru cümlesinin cevabı, yine yazar tarafından derinlemesine işlenen ve iki şahsın muhtelif konularda aynileşen ifadelerinde saklı durmakta. Edebiyat ve düşünce camiası için, kapısı aralanmamış bir mevzuyu gündeme taşıdığından dolayı Asım Öz’e teşekkürler.

Bu sayıda, Bahadır Kurbanoğlu’nun kaleme aldığı ve çok ciddi tespitlerle bezeli, analitik bir dille yazılan ve Kürt Açılımın’ın aldığı son hali, öncesi ve bu günüyle değerlendiren doyurucu yazısı incelenmeye değer.

Bahadır Bey yazının hemen girişinde, Açılımın önündeki engelleyici iki ana unsuru belirlerken, askeri ve sivil Türk bürokratik oligarşisinin yanında, 25 yıldır Kürt sorununun çözümü temelinde şekillenen ve ideolojik bir forma bürünen, fakat son süreçte yaptıkları/yapmadıkları ve öncelediği talepler ile Açılımın önünde engelleyici bir duvar olarak durma kararlılığı sergileyen Kürt Ulusalcı bürokrasisini de saymakta. DTP/BDP/PKK çizgisi olarak değerlendirilen ve ulusalcı-seküler siyaset anlayışını merkeze alan bu ortak hattın, açılım sürecini Kürt sorununun çözümü noktasında muhatap alınmamalarıyla “Tasfiye ediliyoruz” retoriğine hapsetmesi ve çözüme yönelik somut önerilerde bulunmayıp, aksine ulusalcı-milliyetçi CHP-MHP siyasetine paralel hareket etmesi, Bahadır Bey’in tespitlerini doğrular niteliktedir..
Bahadır Kurbanoğlu
06 Şubat 2010 Cumartesi 12:16
"Anlamam İçin Sistematik Yazmış Olan" Ertuğrul'a
Ertuğrul kardeş,

Ali Bulaç'ın konuyla ilgili bugünkü yazısını ve (tevafuken sana cevap olmuş olan) altındaki yorumumu okursan meramım anlaşılmış olacak...

selam ve dua ile.
ertuğrul
06 Şubat 2010 Cumartesi 09:30
hiddet mi?
bi defa şunu söyleyeyim:hiddet falan yok, eleştiri var.tam tersine hiddet dolu bir tepkiyi bahadır abi kaleme almış.neyse bu polemik götürür, esas meseleye gelelim.
sevgili abicim;
anlaman için daha sistematik olmaya çalışacağım.konu iki başlıklıdır.
a)özlük hakları elinden alınan, grevde, ölüm orucunda, sivil ve devleti karşısına alan mağdur insanlar var.Bu insanlara sahip çıkmak vijdani bir şey.
b)Devletçilik ilkesi gereği, ekonomik alanlarda faaliyet yapan bir devlet bu alandan çekilmeye çalışıyor.Devleti sosyal kültürel ekonomik alandan geriletmeye çalışanlar sivil unsurlar var.Bu geri çekilme ve doğuracağı sosyal kültürel ekonomik sonuçlar ise doktrinel ve stratejik bir durumdur.
Bana göre bu iki madde birbirine karıştırılmamalıdır.Tartışılması gereken hükümet ve işçiler arası polemik değil, demokrasi, kapitalizm, devletçilik ve özgürlük taleplerimiz kavramlarıyla entellektüel bir bakış yakalayabilmektir.
Vakıamız şu ki zamanın ve konjoktürün önümüze çıkardığı iki seçenekli bir tablo var.Devletçilik ve Liberalizm.Duygusal olarak "hayır biz üçüncü seçenek olarak İslami ekonomik modeliz" demek kulağa hoş gelse de, ciddi bir öneri olamaz.
Not:umarım bahadır abi, beni liberal dolayısı ile kapitalist dolayısı ile vijdansız bir emek hırsızı sanmaz..
Bahadır Kurbanoğlu
06 Şubat 2010 Cumartesi 00:15
devamı
Keşke Hak-İş içerisinde kendilerini müslüman olarak görenler çıkıp açık açık bu işçilerin ne kadar da beyhude bir çaba içerisinde olduğunu açıklasalar da biz de hükümete yönelik eleştirilerin insafsızca olduğuna ikna olsak!
Ama tıs yok! Neden acaba?
Her kesime olduğu gibi, işçi sınıfına da bir şekilde ilgimiz olmak zorunda. Çünkü Küresel dünyanın gerçeklerinden biri de bu sınıf.
Öte yandan ateş düştüğü yeri yakıyor. Ne yapsın insanlar kendilerine daha önce verilmiş olan haklarından tamamen vaz mı geçsinler; özel sektördekiler gibi örgütsüzlüğün kurbanları olarak "buna da şükür, kafamızı sokacak bir yer bulduk ya" mı desinler?
Bu insanların da herkes gibi borçları, taksitleri, ihtiyaçları yok mu?
Eğer bir anne, 50 günden fazladır çocuklarından uzak kalıp açlık grevini, ölüm orucunu göze alıcı bir sürecin içerisine girmişse, bu çığlığın hiçbir analiz değeri yok mudur?
Konu buraya varıncaya kadar yapılabilecek hiçbir şey, alınabilecek hiçbir önlem yok muydu acaba?
Yoksa sorun burada işçilere direniş gösterilmezse, bundan sonraki ulaştırma, sağlık vb.alanlardaki özelleştirme süreçlerinde bu türden eylemliliklerin önü alınamaz mı diye korkuluyor?

Murat Aydoğdu kardeşimizin düşünce platformunda yayınlanan emek mahsulü düşündürtücü çalışmasını tüm kardeşlere tavsiye ederek bitireyim...

selam ve dua ile....
Bahadır Kurbanoğlu
05 Şubat 2010 Cuma 23:56
Aynı Hiddete Başka Konularda da Sahip miyiz?
A.Örs kardeşimin İslami hassasiyetlerle dile getirmeye çalıştığı, daha doğrusu bu konularda tamamen "Fransız" olanların dikkatini çekmeye çalıştığı Tekel işçileri konusu bazı arkadaşları hiddetlendirmişe benziyor. Yorumların üslubundan bu anlaşılıyor.
Acaba aynı AK Parti savunusunu, paşalar için yapılan birkaç villaya, halkın cebinden 30 milyon lira harcandığında da gösteriyor muyuz?
Ya da Kadir Topbaş vatan caddesine 3 hafta ömrü olan laleleri 3 milyon harcayarak diktiğinde.
Yani bir yandan arpalıklardan kurtulmak için özelleştirmeyi savunup ardından fütursuzca kamu harcamaları yapanlara da birkaç kelimelik sözümüz var mı?
Müslüman kimliğine sahip bir arkadaşla konuyu görüştüğümüzde "yaşantılarından dolayı başlarına geleni hakediyorlar" diye bir yorum yapmıştı! Yani bu mu olmalı yaklaşım seviyemiz. Aynı mantıkla iktidara gelmiş olan Ak Partililer de ihaleleri hak ettikleri için mi kapıyorlar?
İnsanların kimliklerine bakıp, ya da toplumun farklı kesimlerindeki mağduriyetleri dillendirip olan bitenin üzerini örtmek mümkün mü?
Evet doğru, bu ülkede binlerce başörtülü iş bulamıyor! Kamuda çalışamadığı gibi, özel sektörde de tercih sebebi olmuyor. Bırakın sendikal hakları, hayatını idame ettirebilme hakkından mahrum. Peki ne diyeceğiz? Bizim derdimiz başımızdan aşkın, bu işlere takılmak da, işçi sınıfını put gibi gören solculara mı yakışır diyeceğiz?
İnsanların bozuk itikatları, çarpık kimlikleri ya da bencillikleri haklarını ortadan kaldırmıyor. Tıpkı Firavunun köleleştirdiği insanların Rablerine nankörlük etmelerinin engellenememesi gibi.

Konu çok da alengirli değil, daha önce hiçbir işçi kesimine yapılmayan muamele bu işçilere reva görülüyor. Özlük hakları ellerinden alınıp bir bilinmezin içerisine sürükleniyorlar. Sendikaların müşkülpesentlikleri ya da 28 Şubatta 5'li çeteye dahil olmuş olmaları bu gerçeği değiştirmiyor..
Ömer E.
05 Şubat 2010 Cuma 19:59
Desteklesek mi,Desteklemesek mi?
Açıkçası Ahmet Örs'ün Tekelle alakalı yazısı bende hayal kırıklığı husule getirdi...Ozaman soralım.
1-Ahmet bey batıdan(Fransa mesela)örnekler verip orada kamu çalışanının yüzde 20'lerde,Türkiye'de yüzde 9'larda olduğunu yazmış.Bu durumda ne yapılmalı.Fransalara ulaşmak için sunni kitlermi oluşturulmalı?O halde bize şimdiye kadar yanlış öğretmişler.Arpalıklardan bahsedilrdi,"kamuda bir yumurtayı 10 kişi taşır,onuda yolda kırar"denirdi.Bütün bunlar hilaf-ı hakikatmiş,öylemi?
2-Bu saatten sonra devlet hala içki-sigaramı üretsin?
3-Bir dönem alınan tütünler depolarda yakılır,çaylar denizlere atılırdı,zarar eden KİT'ler millete zam ve vergi olarak geri dönerdi.Biz mecburmuyuz bu kamburları taşımaya?
4-Özel sektörde hiçbir güvencesi olmayan,sesi soluğuda çıkmayan milyonlar ne olacak?Biliyoruzki kamuda çalışanla özel sektör çalışanı arasında(imkan itibarıyla)dağlar var.İlke sahibiysek bunlarada sahip çıkalım,işlerinden memnun olmayıp kamudaki bir iş için can atan binlerce insanında kamuda istihdamını savunalım,böylece dev bir kit haline gelelilm.Cümlemiz hazineden geçinsin.Hepimiz yerden yere vurduğumuz nizamın memurları olalım.
5-Tekel işçilerinin bugünkü durumunu"hak arama"yla izah edebilirmiyiz?Destekleyen kesime bakınca ne demek istediğimiz anlaşılır.Dünkü grevde esas itibarıyla"AK Partiyi istemiyoruz"mitingleriydi.
6-Ahmet Örs'ün yazısının İslami bakış açısını yansıttığı kanaatinde değilim.Eğer öyleyse,Örs'ün ayet ve hadislere yer vermesi,islam tarihindeki uygulamalardan da örnekler vermesi gerekmezmiydi?..Hal böyle ise "buna islami kesim niye sahip çıkmıyor?" diye tan etmesi doğrumu?
Eğer İslamın mezkur görüşleri onayladığına dair bilgi bize sunulursa bizde istifade eder ve fikriyetımızdan rucu ederiz..
ertuğrul
05 Şubat 2010 Cuma 09:16
ahmet ört, tokad ve tekel
tekel işçileri ile olan konuda baştan Ahmet Örs diyorsa vardır bir bildiği diyordum, ama yazısını okuyunca kanaatim tekel işçileri aleyhinde değişti.Ahmet abi olayın duygusal ve hatta tokat yerelliğinde önemli bir gündem olarak aleme almış gibi.
ilkesel olarak, işçi mağduriyetini savunmak başka bir şeydir, özelleştirme karşıtlığından yola çıkarak gizli bir devletçilik üretmek başka bir şey.
tersten okursak tekel işçileri mağdur olmasın, o zaman özelleştirme olmasın, peki ne olsun?iri cüsseli bir devlet.Bu halka esaslı eziyeti verenin devletçilikmolduğunu düşünüyor, malesefki "ne kadar kapitalizm o kadar demokrasi" taksimi yapılan bir dünyada, hak ve özgürlük biçmek istediğimiz takdirde demokrasi ekenleri mazur görmek zorunda olduğumuz vakıasını demir bir leblebi gibi yutmayı tercih ediyorum..
Rıdvan Kaya
01 Şubat 2010 Pazartesi 23:24
çerçeve
Osman Kardeşim,
sözünü ettiğin konu gerçekten çok can yakıcı bir sorun. Ama zaten bu konuda uzun yıllardır Müslümanlar çeşitli fikirlere sahipler ve konu bolca da tartışılıyor. Dergide bu görüşleri derli toplu tartışalım istedik. Bir de konuya nasıl yaklaşılması gerektiği hususunda farklı yaklaşımlar varsa, ki var, onları yansıtmayı arzu ettik.

Konunun zorluğu, ağırlığı yüzünden daha dikkatli, daha ölçülü yaklaşımlar serdetmenin önemine inanıyoruz. Keskin hüküm cümleleriyle konuya yaklaşmanın bugüne dek Müslümanlara bir fayda getirmediğini biliyoruz. Konu zor ama önemli. Çerçeveyi çizmek ve tercihi her bir Müslümanın kendisine bırakmak durumundayız.

Zaten cevap veren kardeşlerin, abilerin de çoğu bu konunun zorluğunun farkında olan kişiler ve bunu dile getirmişler. İnşallah bu soruşturma, böylesine hassas ve ağır bir sorunumuza dair hayırlı bir tartışmaya katkı olur.

Başlıkların yanlış anlamalara sebebiyet verme ihtimaline ilişkin hatırlatmanda haklısın. Bu gerçekten de sıkıntılı durumlara yol açabiliyor. Bu nedenle dikkatli olmaya çalışıyoruz. Yine de hataları azaltmak mümkün ama sıfırlamak mümkün değil elbette. Müslümanlar bu tür durumlarda uyarırlarsa Haksöz de bundan istifade eder inşallah..
osman
01 Şubat 2010 Pazartesi 17:49
Tesekkurler ridvan agabey
tesekkurler agabey..dediginiz bana bir sey ogretti.Yazilariniz da dahil, ozellikle `yazi basliklariniz` her zaman itidali cagristirmaktadir bana.Diger agabeyleri asla tohmet altinda koymadan soyluyoum bunu.Herbiri dinde agabeyim ve kardesimdir. Militarist zulum konusunda bir musluman olarak sizinle ayni kanaati paylasmamak ne mumkun...
He ne kadar onu cagristiriyor olsa da `teori-paratik` sorgulamasi yapmak niyetiyle yazmadim.O kadar hassas bir mesele ki askerlik yapan veya yapmak asamasinda olan o kadar cok insanin psikiolojisine zarar vermektedir ki askerlige `akide konusu` demek.. Askerligi `akide konusu` kapsaminda degerlendirildiginde veya `kulluk` olarak degerlendirildiginde, birinin buna karsi psikolojisinin bozulmamasi icin riyakar bir akideye sahip olmasi gerekir ki buna da `akide` denemez. Samimiyse eger siz dusunun o `muvahhidin` halini.Laf soylemekse evet soyleyelim ama askerlik yaptiktan sonra (eger deniyorsa!) `eee ben cahiliyye donemimde yaptim ne yapalim` deme tavri cok kisinin canini acitmakta ve `gosterisci ve kelamci dindarliga` suruklememekte midir...

Derginizi okuma imkanim olsa su anda zaten ski okuyucunuzum ama su bir yayinci olarak dikkate alinmali... Bi derginin mansetini, bir yazinin basligini 5000 kisi okuyosa, o yazinin icerigini tahammul ederek okuyan 50 kisiyi bulmussa ne mutlu...

Dualarini uzerinizden eksik etmeyen kadesiniz...

Hatalarimi gosterirseniz istifade ederim..
Rıdvan Kaya
01 Şubat 2010 Pazartesi 16:03
cevaben
Yorum yazan bir arkadaş soruşturmaya cevap verenlerin askerlik yapıp yapmadığını sormuş. Soruşturmaya cevap yazanlardan birisi olarak, önce soruşturmaya verilen cevapların okunması gerektiğini söyleyebilirim.

Peşinen "şöyle söylemişlerdir, o zaman kendi pratikleriyle bu söylemleri uyumlu mu" diye sorgulama tavrı iyiniyetle bağdaşmaz. Farklı yaklaşımlar ve pratikler olabilir. Ayrıca herkesin aynı cevabı verdiği ne malum! Fikir yürütmeden önce bilgilenme konusunda daha hassas olmak faydalıdır..
İgili...
01 Şubat 2010 Pazartesi 14:17
Soruşturma ile ilgili
Onların çoğu geçmişlerini cahiliye bir geçmiş olarak tanımlıyor. 1970 sonrası uyanışın ilk önderleri onlar... Bizler onların İslami mücadeledeki rolüne şahitiz. Kimbilir asker olup rütbeli olan da vardır belki de aralarında... Ama tevhidi bir bilince sahip olduktan sonra tağuta var olan tüm güçlerince, takatlerince karşı tavır aldılar....
Suyuti
01 Şubat 2010 Pazartesi 14:02
tasarım hk.
Kapak güzel,
İyi çalışma..
osman
01 Şubat 2010 Pazartesi 01:21
sorusturmayla ilgili
Zorunlu askerlik dosyasi cok guzel. Tebrikler, onemloi bor konu. Sormak istiyorum cevap veren agabeyleden askerligini yapmayan var mi. Bu konuda ornek oalbilecek, yoksa sonradan mi bu kanaat hasil oldu....
melek acar
31 Ocak 2010 Pazar 22:07
tokad dan slm.
dergimizin yeni saysı hayırlı olsun..
30 Temmuz 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
İKTİBASLAR