1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Yöntem kavgalarından maksat bilincine
Yöntem kavgalarından maksat bilincine

Yöntem kavgalarından maksat bilincine

Vahdettin İnce, Yusuf kıssası üzerinden ümmetin kendi hatalarıyla yüzleşmesi gerektiğini ve umutlu bir toparlanma ihtimalinin güçlendiğini ifade ediyor.

22 Şubat 2026 Pazar 14:49A+A-

Vahdettin İnce/Star

Kaybolan Yusuf nasıl bulunur?

Cuma akşamı, bir iftara katıldım. Farklı bazı grupların, cemaatlerin temsilcilerinin, kanaat önderlerinin, yayıncıların, akademisyen ve yazarların, gazetecilerin katıldığı iftar, moda deyimle tam bir beyin fırtınası şeklinde geçti. İftar sonrası sohbetin konusu, son zamanların önemli gündem maddesi Suriye'deki gelişmelerdi. Özellikle Suriye'deki "Kürt sorunu" bağlamında Türkiye İslamcılarının tavrını, yaklaşımını merak ediyordum. Dışarıdan biri olarak değil tabi, bizzat bir İslamcı olarak. Suriye'nin başkenti Şam'da düzenlenen uluslararası kitap fuarına katılan yayıncı dostlar, son derece kıymetli, ufuk açıcı intibalarını kuşatıcı bir dille aktardılar. Şahsen ben çok istifade ettim, etkilendim. Katılımcılar, dediğim gibi Türkiye'deki İslami mücadelenin içinden gelmiş kişilerden, gruplardan, cemaatlerden oluşuyordu. İslamcılık ortak paydasında birleşiyor olsalar bile, söylemlerinin, eylem tarzlarının, hatta dünyaya ve bölgeye bakış açılarının, önceliklerinin farklı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Böyle olması eşyanın tabiatının gereğidir zaten. Bu açıdan bunca tecrübeden, yaşanan acı tatlı olaylardan, darbelerden, yenilgilerden, hayal kırıklıklarından sonra, tamamı olmasa da İslami kesimin etkili temsilcilerinin ulaştıkları düşünsel kuşatıcılıklarını, söylemsel olgunluklarını ve duruşlarını gözlemleme fırsatını buldum. Çünkü uzun zaman adeta asıl amaç unutulmuş, yöntem ve araca odaklanma gibi bir durum da söz konusuydu. Halbuki Yakub Peygamber, Yusuf'u aramaya gönderdiği oğullarına "Hepiniz aynı kapıdan girmeyin. Ayrı kapılardan girin" tavsiyesinde bulunurken bir yitiği aramanın yöntemine işaret etmişti. Yusuf'unu yitirmiş bu ümmetin çocuklarının ayrı yöntemleri, hareket metotlarını izlemesi son derece doğaldı. Ama bu farklı metotları amaç edinmek, Yusuf'un bulunmasını geciktirmekten başka bir işe yaramıyordu. Özellikle Türkiye İslamcıları, uzun süre, kendilerininkinden farklı yöntemlere sahip olanları, en hafifinden öteki olarak gördüler. Herkes meşrebine göre bu "öteki"ye bir nitelik de bulmuştu kuşkusuz. İftar sonrası sohbette yapılan konuşmalardan, Türkiye İslamcılığının amaca, yani kaybolan Yusuf'a odaklandığı sonucunu çıkardım.

Ümmet olarak ne çok benziyoruz Yakub'un oğullarına diye geçirdim içimden. Kendi ellerimizle kör kuyuya attık İslam'ı, eleştirdik, evirip çevirdik, reforma tabi tuttuk, olmadı, asrın idrakine uydurduk, tutmadı, zamanın akışına göre değişime koşturduk sonra. Hiçbiri olmayınca, Batı medeniyetinden alacağımız, kalkınma, ilerleme, modernleşme, çağdaşlık gibi "az bir pahaya sattık", elimizden çıkardık. Yusuf'u az bir pahaya satan Yakub'un oğulları gibi derin bir boşluk hissetmemiz kaçınılmazdı elbette. Bu yüzden elimizde sahte kan sürülmüş gömlekle vicdanımızın karşısına çıktık. "Dış güçler parçaladı..." dedik. Yüce Allah boşuna dememiş "en güzel hikaye" diye Yusuf kıssası için. Tabi ümmetin vicdanı yanılmaz. "Nefsiniz size kötü bir şey yaptırmış" diye "hüzün kulübesi"ne çekildi. Birbirimizle didiştik bu sefer. Herkes herkesi suçladı. İslam'ı elimizle kör kuyuya attığımız gerçeğini unutturmak, vicdanımızı susturmak amacıyla. "Araplar Türkleri arkadan vurmuştu". "Türkler Arapları yüzyıllarca sömürmüş, geri bıraktırmıştı". "Kürtler vatanı, toplumu, ümmeti bölmek için eşkıyalık yapmıştı". "Türkler, Kürtler analarını görmesin diye elinden geleni ardına komamıştı"...Daha nice bahane. Vicdan, "hüzün kulübesi"nde ağlamaya devam ediyordu göz nurunu yitirme pahasına.

İftarın olgun atmosferi, yöntemden ziyade amaca odaklanmış zihinler beni umutlandırdı.

"Kaybolan Yusuf bir gün Kenan'a döner üzülme/ Hüzünler kulübesi bir gün gülistan olur üzülme"

HABERE YORUM KAT