
Ülkesi bombalanırken dans edenler
Ersin Çelik, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri saldırıları karşısında İran sokaklarında görülen sevinç görüntülerinin askeri değil zihinsel bir işgale işaret ettiğini ifade ediyor.
Yeni Şafak / Ersin Çelik
İran’ı içeriden çalıyorlar: “Bin Hamaney…”
Amerika ile İran arasındaki gerilim aylardır müzakere masasında “konuşuluyor gibi” yapılıyordu. Oysa herkes biliyor: Bu savaş bağıra çağıra geliyordu. Başladığı anda da hızla “bölgesel savaşa” dönüştü.
İsrail’in “önleyici operasyon” olarak duyurduğu ve ABD ile koordineli başlattığı hava saldırılarına İran anında karşılık verdi. Tahran yönetimi; Tel Aviv başta olmak üzere İsrail iç bölgelerine füze ve İHA’larla misilleme yaptı. İran, bununla da yetinmeyerek Körfez hattındaki Amerikan askeri varlığını hedef aldığını açıkladı. Bahreyn’de konuşlu ABD Deniz Kuvvetleri 5’inci Filo Karargahı’nın vurulduğuna dair duyurular ve eş zamanlı olarak Katar ile BAE’deki Amerikan üslerinin hedef alındığının ilan edilmesi, savaşı üç ülke sınırından taşırarak tüm bölgeye yaydı.
Sıcağı sıcağına görünen tablo şu: Ortadoğu’da taşlar bir kez daha yerinden oynuyor.
Fakat bu savaşın daha ilk saatlerinde yansıyan bazı görüntüler, askeri tahribattan çok daha büyük bir kırılmayı gösterdi: “İran’daki psikolojik yıkım!”
Dünden beri sosyal medyada; Amerika veya İsrail’in attığı füzeler; ülkelerine, yaşadıkları şehirlere düşerken sevinen çocukları, cadde ortasında şarkılar söyleyip dans eden İranlı yetişkinleri izliyoruz. Bir mahalleye, birkaç kilometre öteye bomba düşerken “I love Trump” diye slogan atan gençlerden söz ediyorum. Bu nasıl olur? Bir insan, ülkesi saldırı altındayken nasıl kutlama yapar? Komşuları ölürken nasıl dans eder?
İran rejimi ne kadar baskıcı ne kadar totaliter, halkını ne kadar kısıtlayan bir anlayışta olursa olsun, İsrail ve Amerika bombardımanını alkışlamak, devletle toplum arasındaki bağların koptuğunu gösteriyor.
İran’da uzun yıllara yayılan ekonomik yaptırımların, siyasi baskıların ve özellikle genç kuşaklarda biriken öfkenin, rejim karşıtı katı bir tutuma dönüştüğü aşikâr. Gayet de doğal. Fakat bu kesimler dışarıdan gelen saldırıyı belli “ulusal tehdit” değil, “rejimin zayıflaması” olarak görüyorlar. Amerika ve İsrail’in kuklası Pehlevi’den gelen “daha fazla askeri tesis vurun” çağrıları, füzeler altında edilen o trajik danslara eşlik ediyor.
Hızla yayılan sevinç görüntüleri, bir anda “işgal girişiminin” en etkili silahlarından biri haline de geldi. “Halk memnun” algısı, İran’a yönelik saldırıları meşrulaştırdığı gibi, okul bahçesindeki bir çocuğun attığı slogan "kelebek etkisine" de dönüşebilir.
Çünkü dolaşımdaki görüntüler, İran rejimi için cephedeki savaştan çok daha ürkütücü.
İzlerken kendi kendime şöyle dedim: İsrail, Tahran ve çevresine ektiği zehir tarlalarından mahsul topluyor.
Amerika, İran’ı Hamaney’den değil de birkaç kilometre ötesine düşen füzeleri görünce cadde ortasında dans eden o 60 yaşlarındaki kadından teslim alıyor adeta. İran’ın zihinlerde zaten işgal edildiğini, yan mahalleye bomba yağarken slogan atan çocuklar ilan ediyor resmen.
Bu sahneler bana ve bir çok kişiye 9 Nisan 2003 günü Irak'ta yaşananları hatırlatıyor. Bağdat’ta, Firdevs Meydanı’nda Saddam Hüseyin’in 12 metrelik heykeli Iraklı bir grup tarafından balyozlarla parçalanmaya çalışılmış ve kameralar önünde yere devrilmişti. Görüntüleri ise dünya televizyonlarında Irak halkının “özgürlük anı” olarak servis edilmişti. Oysa Saddam henüz teslim alınmamıştı. İşte o gün elinde balyozla heykelin yıkılmasına katılan Iraklı Kadim Şerif Hasan el Jaburi, yıllar sonra aynı meydandan geçerken şunları söylemişti: “Amerikalıların Bağdat’ın çevresine yaklaştığını duyduğumda çok mutlu oldum. Elime bir balyoz alıp, meydanın yolunu tuttum. Heykele vurmaya başladım, onu yıkmak istiyordum. Şimdi acı ve utanç hissediyorum. Saddam gitti, onun yerine bin Saddam geldi. Irak bizden çalınmış gibi hissediyorum.”
Bugün İran sokaklarından yansıyan görüntülere bakarken insanın zihnine aynı olasılığın sorusu düşüyor: O çocuklar ve ömrü yeterse o 60 yaşlarındaki kadın, yıllar sonra “Hamaney gitti, yerine bin Hamaney geldi” demek zorunda kalacaklar mı?




HABERE YORUM KAT