
Trump'ın anlaşılması imkânsız beş talebi
Trump'ın beş talebi yerine getirilmesi imkânsız olmakla kalmayıp, reddedilmek üzere tasarlanmıştır. Ve mevcut durumda, reddedilme kaçınılmaz olarak ikinci bir saldırıya yol açacaktır.
Jasim Al-Azzawi’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.
Amerikan deniz kuvvetleri Hint Okyanusu'nda toplanırken, diplomatlar Cuma günü Muscat'ta müzakerelere başladı; bölge uçurumun eşiğinde. Venezuela'da son zamanlarda elde ettiği başarıdan! cesaret alan Başkan Trump, İran ile bu müzakerelere ancak maksimalist olarak nitelendirilebilecek taleplerle giriyor. Koşullar o kadar aşırı ki, en deneyimli diplomatlar bile bunların baştan ölü olduğunu söylüyor.
İsrail gazetesi Maariv'in bildirdiğine göre, Amerika Birleşik Devletleri İran hükümetinden beş temel talep ileri sürdü. Bu talepler, 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun transferi, İran'ın nükleer tesislerinin imha edilmesi, balistik füze kapasitesinin yok edilmesi, füze programının sonlandırılması ve Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan'daki müttefik güçlere verilen desteğin sona erdirilmesidir. Bunlar başlangıç talepleri değil, yaklaşan Amerikan donanmasının silahları altında verilen ültimatomlardır.
Trump, NBC News'e İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney hakkında sorulduğunda, “Bence çok endişelenmeli” dedi. Trump'ın bu samimiyeti, sonucun kesin olduğundan emin olan bir adamın samimiyetidir. Kısa süre önce Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu istifaya zorlayan Trump, İran hükümetiyle de aynı başarıyı tekrarlayabileceğine inanıyor. Ancak İran, Venezuela değil. İran, bu an için kırk beş yıl boyunca hazırlık yaptı ve Trump'ın iddialı planını bozabilir. Tecrübeli gözlemciler, İran'da liderin devrilmesi veya ülkeden çıkarılmasının imkânsız olduğuna inanıyor.
İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Abdulrahim Musavi, bu hafta İran Devrim Muhafızları’nın (IRGC) füze tesisini ziyaret ederken, “12 günlük savaşın ardından, asimetrik savaş politikasını benimseyerek askeri doktrinimizi savunmacıdan saldırgana çevirdik” dedi. “Sadece zaferi düşünüyoruz. Düşmanın yüzeysel gücünden korkmuyoruz.” Böylesine meydan okuyan bir tutum, İran'ın savaşa hazır olduğunu gösterebilir.
Askeri doktrindeki bu değişiklik, İran'ın geçen Haziran ayında maruz kaldığı yıkıcı saldırılara verdiği yanıttır. Başkan Trump'ın İran'ın nükleer programının yok edildiğini iddia ettiği dönemi yaşayan İranlılar, hesaplarını yeniden yaptılar. Şimdi, Musavi'nin deyimiyle “hızlı ve kararlı ve ABD'nin hesaplarına uymayan” hızlı ve kararlı eylemlerden ibaret bir askeri doktrin benimsiyorlar.
Başkan Trump'ın en ilginç talebi, İran'ın yerine getirmesinin en zor olacağı talep: İran'ın balistik füze programının ortadan kaldırılması. Chatham House'un Direktörü ve İcra Kurulu Başkanı Bronwen Maddox'un belirttiği gibi, “füzeler, düşmanlarının rejimi devirmesini engelleyen tek kalkan. Bu kalkan olmadan İran, İsrail'in hava gücü ve ABD'nin gizli bombardıman uçaklarına karşı savunmasız kalacak ve hiçbir İran hükümeti bunu atlatamayacak.”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bunu biliyor ve ABD ile müzakerelerde bunu kullanıyor. Netanyahu, bu hafta ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmede, “İran, vaatlerine güvenilemeyeceğini defalarca kanıtladı” dedi. İsrailli yetkililer Channel 14'e, “Tahran müzakereleri zaman kazanmak ve saldırı silahlarını saklanma yerlerine aktarmak için kullanıyor” dedi.
İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, 103FM'de “Gerçeği kabul edelim” dedi. “İran ile diplomatik bir anlaşmanın hiçbir değeri yok.” Ancak bu tutum, İsrail'de daha derin bir endişenin parçası, yani Trump'ın, ne kadar zayıf olursa olsun, İran rejiminin hayatta kalmasını sağlayacak bir anlaşma yapacağı endişesi.
Bölgesel boyut da çatışmaya yeni bir istikrarsızlık unsuru getiriyor. Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, örgütünün olası bir çatışmada tarafsız kalmayacağını şimdiden açıkladı. 26 Ocak'ta televizyonda yaptığı konuşmada “Kendimizi savunmaya kararlıyız” dedi. “Bir sonraki savaş hepimiz için bir savaş olacak.” Ayrıca, uluslararası aktörlerin Hizbullah'a, ABD ve İsrail'in saldırısı durumunda İran'ı savunup savunmayacağını sorduğunu ve Hizbullah'ın “Hizbullah, olası herhangi bir saldırı eylemine dâhil ve hedef alınacaktır. Zamanı geldiğinde nasıl hareket edeceğimize karar vereceğiz” şeklinde yanıt verdiğini açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müzakerelerin “İran'ın balistik füzeleri, bölge genelindeki vekil ağlarına verdiği destek ve kendi halkına yönelik muamelesi” konusunda yapılması gerektiğini söylüyor. Ancak İran, füze programının “masada olmadığını” çok net bir şekilde belirtti. İran'ın üst düzey yetkilisi Reuters'a verdiği röportajda, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesinde esnek davranmaya hazır olduğunu ve JCPOA'da öngörüldüğü gibi zenginleştirme seviyesinin yüzde 60'tan yüzde 3,67'ye düşürülebileceğini söyledi. Ancak füzeler müzakere konusu olamaz.
İran'ın nükleer programı konusunda müzakereleri yürüten ABD'li diplomat Alan Eyre, “Dolaylı görüşmeleri tercih etmek, bir cerrahın zor bir ameliyat öncesinde eter soluduktan sonra eldivenlerini giymesi gibi bir şey” dedi.
Beyaz Saray da görüşmeler konusunda pek umutlu değil. İsimsiz bir yetkili, “Bu görüşmelerin başarılı olacağına çok şüpheliyiz, ancak bölgedeki müttefiklerimizin, görüşmelerden erken çekilmememiz için yalvarması nedeniyle yine de görüşmelere devam ediyoruz” dedi.
Şüphecilik konusunda haklı. Başkan Trump, bölgedeki üslerde uçak gemileri, savaş uçakları ve bombardıman uçaklarından oluşan ezici bir güç topladı; bu blöf değil. Onun onay oranları tüm zamanların en düşük seviyesinde ve eski düşmanı bombalamak kadar Amerikalıları ayağa kaldıran başka bir şey yok. 1979'daki rehine krizi ABD'de hâlâ acı bir anı ve Başkan Trump bu acıyı nasıl kullanacağını biliyor.
İran da bu tür müzakerelerin çoğunu görmüş, yaptırımlara, suikastlara, siber saldırılara, halkına ve hükümetine yönelik bombardımanlara maruz kalmıştır. İran stratejik davranmayı, hayatta kalmayı, düşmanlarını beklemeyi öğrenmiştir. Ancak Başkan Trump, günler değil on yıllar bazında düşünen İran'ı bekleyebilecek mi?
En olası sonuç, her iki tarafın da hazırlandığı sonuçtur. Ancak bu, her iki tarafın da tam olarak istemediği bir sonuçtur: askeri saldırılar, İran'ın misillemesi, bölgesel gerginliğin tırmanması ve her iki tarafın da savaşmak istemediği, ancak kaçınamadığı belirsiz bir sonuç. Trump, ne olursa olsun bunu bir başarı olarak ilan edecektir. İran, egemenliğini savunduğunu ilan edecektir. Bölge, ölenlerin sayısını sayacaktır. Ve her iki taraf da bir yıl içinde üçüncü raunda hazırlanacaktır.
Trump'ın beş talebi yerine getirilmesi imkânsız olmakla kalmayıp, reddedilmek üzere tasarlanmıştır. Ve mevcut durumda, reddedilme kaçınılmaz olarak ikinci bir saldırıya yol açacaktır; bu, her iki tarafın da istemediği, ancak her iki tarafın da başarabileceğine inandığı bir çatışmadır. Soru artık İran'a ikinci bir saldırı olup olmayacağı değil, sadece ne zaman olacağı ve çıkan yangınların tüm bölgeyi yakıp kül etmeden önce kontrol altına alınıp alınamayacağıdır.
* Jasim Al-Azzawi, MBC, Abu Dhabi TV ve Aljazeera English gibi birçok medya kuruluşunda haber spikeri, program sunucusu ve yönetici yapımcı olarak çalıştı. Önemli çatışmaları haberleştirdi, dünya liderleriyle röportajlar yaptı ve medya dersleri verdi.






HABERE YORUM KAT